"Siyonist" Biden Geldi, Amerika'nın İçyüzünü Gösterdi ve Gitti!

 

Uğur Kara – Şubat 2016
Gündem - Hakikat Aylık İslâm Dergisi
s. 42-43

 

Amerikan derin devleti Biden'in gelişine zemin hazırladı, ikna, ikaz, tehdit her yöntemi denedi. Kendi nüfuz ajanlarını ve istihbarat taktiklerini ifşa etmeyi göze aldı. Her yolu denedi. Bu pervasızlığa karşı söylenecek Türk argo sözlüğünde çok güzel bir sözcük var.

 

Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden'in Türkiye ziyareti safların biraz daha netleşmesine vesile oldu. Amerika, PKK-PYD-Hendek cephesinin arkasında olduğunu açıkça deklare etmiş oldu. Türkiye'nin içindeki müttefiklerini, nüfuz ajanlarını ifşa etmeyi göze alarak Türkiye'ye Suriye'deki PYD'yi kabul ettirmek için baskı uygulamaya çalıştı.

Dikkat ederseniz Biden'in hemen arkasından Cenevre'de yapılacak Suriye toplantılarına PYD'nin davet edilip edilmeyeceği mevzuu gündeme oturdu. Hem Rusya hem Amerika "PYD olacak" diye baskı yaparken, Türkiye restini çekti, "Terör örgütünü masaya çağırırsanız ben yokum." dedi.

Biden'in Türkiye'ye yaptığı baskılardan sonuç alamadığı anlaşılıyor. Sonuç alması da mümkün değildi. Ancak Amerika şansını denedi, belki de son kozunu oynadı.

Biden'in ziyaretinden önce yaşanan hadiseleri ve yapılan açıklamaları da bu bağlamda değerlendirmek lâzım.

Biden'den önce Amerikan Genelkurmay Başkanı geldi. 19 Ocak tarihli Taraf gazetesi bu ziyareti "Türkiye, bölgenin 'soft power'ı olsun." manşetiyle duyurdu. Haberin spotunda ise şunlar yazıyordu: "Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesinden çekinen ABD, nabız ölçmek için Genelkurmay Başkanı Dunford'u Ankara'ya yolladı. ABD, Türkiye'nin bölgede 'soft power' olarak rol almasını istedi."

Öteden beri söylediğimiz gibi Amerika Türkiye'nin kara gücü ile bölgeye müdahale etmesini istemiyor. ABD'nin bölgedeki Türkiye siyasetinin en önemli amacı bu. Türkiye'nin hava ve topçu operasyonlarından haberdar olmak, nereleri vuracağımızı önceden bilmek istiyorlar ancak Türkiye'nin habersiz bombalama operasyonlarını sineye çekiyorlar. Fakat Türk kara gücünün bağımsız bir iradeyle bölgeye girmesini kesinlikle istemiyorlar.

Rusya ile ilişkilerin gergin olduğu, Batı blokunun Türkiye ile dayanışma görüntüsü vermeye çalıştığı bir zamanda Türkiye'nin Başika Kampı'na tank ve asker takviyesini ABD'nin büyük sorun yapmasının, Amerikan başkanına kadar devreye girmesinin; Amerika'nın "Aman Türkiye girmesin!" siyasetinin yansımaları olduğuna şüphe yok.

Suriye'nin kuzeyi ile ilgili Amerikan siyasetini şöyle özetleyebiliriz: Ne olursa olsun Türkiye'nin kendi başına kara operasyonu yapmasını engellemek ve PYD'yi bize komşu yapmak.

12 Ocak'ta İstanbul'da yaşanan bombalı saldırıdan hemen sonra Türkiye Suriye'deki DAEŞ mevzilerini topçu ateşiyle vurmuştu. Bu harekatın ardından 15 Ocak'ta ABD öncülüğündeki koalisyonun sözcüsü Albay Steve Warren Bağdat'tan telekonferans yoluyla ABD Dışişleri Bakanlığı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Warren, Türkiye'nin topçu operasyonu hakkında "Mükemmeldi. Olması gerektiği gibi oldu" ifadesini kullandı. Suriye'de DAEŞ ile mücadelede "Menbic cebi" olarak adlandırılan bölgenin şu anda büyük sorun oluşturmaya devam ettiğini, Türkiye'nin Menbic cebinde çok etkili top atışları yaptığını söyledi. Ancak dilinin altındaki baklayı çıkartmaktan çekinmedi:

"Bu bölgede yaptıkları topçu ateşiyle ilgili koordinasyonumuzu sağlamlaştırmak için Türkiye ile çalışmaya devam ediyoruz", "Tam olarak nereyi vuracaklarını vurmadan önce bilmek istiyoruz".

Amerika "Bana haber ver.", "Benim komutam olmadan girme!" diyor, yalvarıyor, aba altından sopa gösteriyor, tehdit ediyor.

Bu gelişmelerin Biden'in ziyaretinden hemen önce yaşanması bir tesadüf değil.

Biden'in ziyaretinden önce Türkiye'nin içinde de bazı hadiseler yaşandı.

PKK Türkiye'yi terörü büyük şehirlere taşımakla tehdit etti. IŞİD Sultanahmet'te bomba patlattı, 10 Alman turisti katletti. Bin küsur akademisyenin terör örgütü ile birlikte anılma pahasına PKK tezleri ile örtüşen ortak bildirisi yayınlandı. Daha enteresanı anamuhalefet liderine kadar uzanan geniş bir koro bu akademisyen müsveddelerine ve PKK sevicilere destek çıktı.

Bu gelişmelerin hemen arkasından Türkiye'ye gelen Biden önce İstanbul'a indi. Amerikan Başkan Yardımcısı, İstanbul'da marjinal denilebilecek, "Biden'in karısı bana selam verdi" diye sevindirik olacak tıynetteki bilimum mevcut ve müstakbel Amerikan nüfuz ajanlarını huzuruna kabul etti. Biden'in ziyaretçilerinin, hükümet aleyhtarlığını Türkiye düşmanlığı seviyesinde yaşayan, Amerikan muhibliği ajanlık boyutuna ulaşmış zihniyetteki kişilerden seçilmiş olması, resmi zevat haricinde bazı milletvekillerini "Kürt meselesi"ni konuşacağız diyerek toplaması ... bütün bunların bir anlamı var.

Birincisi; Amerika kapalı kapılar ardından yaptığı baskılarla Türkiye'yi kendi çizgisine çekemiyor ki, artık baskısını gelip Türkiye'nin içinden kurmaya çalışıyor. Amerika da Rusya gibi Türkiye'ye kendi siyasetini dayatmaya çalışıyor. Türkiye'nin çıkarlarını gözeten bir orta yol bulmaya çalışmıyor. Kendi siyasetini dayatmak için her türlü aracı kullanmaktan çekinmiyor.

PYD'yi ve PKK'yı bize dayatmaya çalışıyor, PYD'yi bir devlet aktörü olarak karşımıza koymak istiyorlar.

Açıkça söyleyemiyorlar, ancak Türkiye'nin terörle kararlı mücadelesinden ziyadesiyle rahatsızlar. Zira Türkiye'nin terör örgütünün üzerine kararlı ve etkili bir şekilde gidiyor olması, Amerika'nın 30 senedir ilmik ilmek ördüğü, "Federasyon süslü ayrılık" politikasını yerle bir ediyor.

Bütün bu siyasetlerin arkasında İsrail aklının olduğunu tahmin edebiliriz. Nitekim İsrail Adalet Bakanı Ayelet Şaked, "Uluslara Kürt devleti kurulması çağrısı yapmalıyız", "Kürdistan, Türkiye ve İran arasında kurulmalı!" diye açıkça konuşuyor. Netenyahu da 2014 yılında benzer bir açıklama yapmıştı.


Yenisöz Gazetesi'nin 18/12/2015 tarihli manşet haberi

İkinci bir ilginç açıklama da İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon'dan geldi. İsrail Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nün düzenlediği konferansta konuşan Yaalon, "İran ve IŞİD'in ikisinden biri ile çalışma konusunda tercihte bulunmam istense IŞİD ile çalışmayı seçerim" diye konuştu.

Bilindiği üzere Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden de kendisini "Yahudi olmayan bir Siyonist" olarak tanıtıyor.

Biden'in pervasız mesajlarından ikincisi ise şudur; Amerika diyor ki, "Benim adamlarıma dokunma. Türkiye'nin milli çıkarlarına zarar vermiş olsa da, ajanlık kabul edilebilecek eylem ve söylemlerde bulunmuş olsa da hoşgörü göster."

Amerikan derin devleti Biden'in gelişine zemin hazırladı, Türkiye'yi kendi siyasetine çekmek için ikna, ikaz, tehdit her yöntemi denedi. Kendi nüfuz ajanlarını ve istihbarat taktiklerini ifşa etmeyi göze aldı. Her yolu denedi. Ancak özellikle PYD konusunda Türkiye'nin kararlılığını kıramadı.

Biden'in Türkiye ziyaretindeki Amerikan tavrını çok pervasız, hatta düşmanca bir hareket olarak da tanımlayabiliriz.

Bu pervasızlığa karşı söylenecek Türk argo sözlüğünde çok güzel bir sözcük var.

Bunlar böyle de; bu siyonistlerle, Rusya ile birlikte hareket etmeyi kendisine yediren, buna mukabil Türkiye'ye karşı her türlü silahı çevirmekten çekinmeyenlere ne diyelim? Bunlara söylenecek söz yok. Ancak bunları haklı gören aldanmış beyinsizlere söyleyecek bir sözümüz var:

Aklınızı başınıza alın. Safınızı doğru yerde seçin. Zira devran dönüyor. Batı'nın saltanatı çöküyor.

Bu çöküntü eski asırlarda birkaç yüzyıl sürerdi. Ancak, bu hız çağında birkaç on yıla kadar bu değişim yaşanacak ve ömrü olan herkes bunu görecek.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |