EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (182)

Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî
-kuddise sırruh- (30)

 

Eylül 2015
Hakikat Aylık İslâm Dergisi

 

"ANKÂ-İ MUĞRİB FÎ MA'RİFETİ HATMÜ'L-EVLİYÂ ve ŞEMSÜ'L-MAĞRİB" KİTABI

 

Toplayıcı İnci Hakkında Bir Başka Nükte:

 

Ulu bir basamakta gaybı çözdüğüm vakit

Gözümün üzerinde yokluk meydana geldi

 

Rabb'imi gördüğüm nisbette sevgim derildi

Kalbimin üzerinde de bir yokluk belirdi

 

Çiçeğim koktuğu vakit sırrım filiz verdi

Nûr'umun üzerine her ne varsa serpildi

 

Gizli niyâzla ehlim ızdırap duyduğu an

Rahmân'ın tarafından bana kelâm edildi

 

Nihâyet ben seçkin bir sevgili olduğumda

Burâk beni Kerîm Olan'a dek seyr ettirdi

 

Hiçbir ehli gözümde büyütmeyip dağıttım

Alçaldım ve Rahmân ve Rahîm olanla kaldım

 

Yıldız ötesinde Rahîm'e ulaşmış oldum

Arşın etrafında dönüp hırsı taşa tuttum

 

Râzı olunduğumda sırrımı saklı tuttum

"Şems" vaktinin "Mim"ini imam olarak buldum

 

Yakınlıktan kolaylaştı işim bir lâhzada

Zikr olduğu üzere ona atanmış oldum

"Altı"dan sonraki ferd için onunla oldum

Mükemmel, Alîm Zât'ın akdini yaymış oldum

 

Ondaki zaman manâsını ben izhar etsem

İbâre ve rakamla ondan âciz olurdum

 

Lâkin ben işimi olması için setr ettim

Onun azâmetini göstermeye set çektim

 

Her keşfin işlerini dahi ben gizli tuttum

Göz için ancak selîm takvâlısını buldum

 

Bir Fasıl:

Biz en ulu Beyt yolundan, bir vakit en yüce Nebevî şeref üzere söz etmiş, hatta başka bir kitapta da kısa tutmaksızın ve daraltmaksızın yine onda sebat ve karar kılmış; lâkin [48b] yalnız küllî mânâya delâlet eden cüz'î birtakım lâfızlarla yürümüştük.

 

[66] Sonuç:

İnsanın iki nesebe sahip olması ve onun âlem hususunda iki mensûbiyeti bulunması da tıpkı bunun gibidir. En yüce neseb ve en ulu mensûbiyyet; anne-babaya değil, Hakk'a nasbedilendir. İşte bu rütbe onun için sahîh olunca, O'nun huzurundaki ebedî hizmetçiliğin, en üstün yakınlık derecesiyle feyizlenmenin ve "En âlî neseb"in ona sahîh kılındığını en ulu kulakla işitebilme tasarrufunun sırrını da kâim kılar. İşte o zaman da bu "Filân'ın oğlu" değil, "Allah'ın kulu" ve insanların ve cinlerin, kendisine iktidâ edeceği imamı olur.

 

Bir Fasıl:

Biz en ulu Beyt'in şerefini takdim edince, ilkin bizim murâd ettiğimizi reddetmiş olanlar; "Hissî vâris"in ve "Nefsî arz"ın vârisliğini ona iliştiren "Neş'et şerefi" hakkındakileri kavramakla, artık ilgili olan mertebeyi de ayırt edebilir.

 

Sonuç:

İşte hayvan neslinin içinde mevcut olmayan "İnsanın gayb âlemi"yle öne geçişi de bu şekilde sahih olur. O hareket hâlinde, tasarruf hâlinde, uyanık hâlde ve tanıma hâlindedir. Lâkin insanların çoğu izhar edilmeyen âlemin görünmezliklerinden yana perdelenmiş bir hâldedir. Bu ise en yüce olanı elde edebilmekten, mânevî incilere kâni olabilmekten; onların arasına konulduğu ve sırları beyân edildiği hâlde, onların aralarındakileri tahayyül edebilmekten ve sırlarını beyan edebilmekten mahrum oldukları içindir. Hâlbuki onlara konulan, bu duvarın gölgesini ilâhî nûrların göz kamaştırıcı ışıltısıyla, saydam ve belirgin hâle getirir. Hiç şüphe yok ki şerefli bir varlık ve latîf bir sır artık onun olmuştur. Şu hâlde sen, ondan haberdar ol ve onu güzel bir biçimde gör!

Âlem "İki âlem" olunca, vârisi de "İki vâris" olarak tanı! O'na âit olan en büyük âlemdeki "En ulu vâris", ilâhî sırların ve tecelliyât nûrlarının vârisidir. En küçük âlemdeki "Nûrlu vâris" ise, şehirlerin halîfeliğinin ve hürleri köleleştirebilmenin vârisidir.

 

Bir Fasıl:

Güneş, yerini doğduğu çevreden kendini uzaklaştırmaksızın değiştirir. Yaratılışının zâhiri üzere, senin hakkındaki güneşin doğuşunun uzak olmayışı da tıpkı bunun gibidir.

[49a] Bil ki, güneşin doğudan batıya doğru akıp gitmesi devam ettiği gibi; onun dışında, kendi nefsiyle, gözü şaşırtmaksızın ve lüt'ü hayrete düşürmeksizin, batıdan doğuya doğru akıp gitmesi de zevâl bulmaz. Dolayısıyla bir gün onun, onunla ilgili hareketini izhâr etmesi ve onun terkini i'tâ etmesi hiç de uzak olmaz. [67] Kişiye belirli olan eceli gelir, O'na icâbet eder de mağfiret olunmaz. Zira artık tevbe kapısı kapanır ve O'nun güneşi batıdan doğar. İşte bu vakitte, iman etmiş olmayan kimsenin imanı artık kendisine bir fayda sağlamaz. O ise basîreti oldukça güçlü olan kimsedir; hiç şüphe yok ki Allah-u Teâlâ büyük olduğu hâlde büyüklük taslamayan kulunun tevbesini kabul eder.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |