Muhterem Ömer Öngüt
-kuddise sırruh- Efendi Hazretleri'nin
Hayat-ı Saadetlerinden İnciler (38)

Güzellik ancak Hazret-i Allah ve Resul'ündedir.

"Şu dünyanın geçici tatları, geçici zevkleri bizi perişan ediyor efendim.

Dünya hayatı kuyunun üzerinde bulunan bir ağacın dalında yaşamaya benzer. Bu temsilli acayip karşılamayın. Dünya hayatı hakikaten ağacın üzerinde yaşamaya benzer. Zira insan hiçbir zaman kendisinden emin değildir. Her an düşerim endişesi vardır. Bu düşmemiz, hayat-ı ebediyemize mâl olabilir.

Bir nefes verdiğimizde hangimizin almaya kuvveti var? Şu halde bir nefes ötesini göremiyor ve bilemiyoruz. Nefes bittiği anda muhakkak düşeceğiz. Ama nereye düşeceğiz? Esfel-i safilin'e mi düşeceğiz, yoksa Hazret-i Allah bize rahmet ve merhamet edecek de, bizi lütfuna mı nail edecek? Biliyor muyuz bunu? Bilmiyoruz. Bilmediğimiz halde, biz nasıl olsa bu dünyaya geldik, zevk bu zevk, dem bu dem, âlem bu âlem diyoruz. "Acaba benim gidişatım hangi yol üzerindedir, yerim nereye hazırlanmış, âkıbetim ne olacak?" diye hiçbir kontrol yok bizde. Sanki her şeyi elde etmişiz. Nefis putuna istinad etmiş gidiyoruz. Bu boşluğumuz bize çok zarar veriyor.

Bu halden kurtulmak için, herkes uyurken biz kalkacağız, Rabb'imize ibadet edeceğiz. Sonra gözyaşları ile taatımıza devam edeceğiz. Boynumuz bükük, karnımız aç olacak. Çünkü tokluk bizi her felakete sevkediyor, nefsi azdırıyor. Alışkanlık iradeyi emdiği için, nefsin kötü alışkanlıklarına gem vuramıyoruz. O alışkanlığı hep yapmak isteriz. Böylece kişi baka baka helâk olur. Baka baka...

Boynumuz bükük, karnımız aç olmakla, nefsimize tad-ı hakikiden başka tat vermemekle, aczimizi daha rahat anlayabiliriz. O zaman insan mahviyete doğru daha güzel iniş yapabilir."

•

"Güzeli seçelim, güzelde toplanalım. Güzellik ancak Hazret-i Allah ve Resul'ündedir."

•

"Peygamberler hep birbirlerini tasdik ederler, filozoflar da hep birbirlerini tekzip ederler..."

•

"Herkese değer ver ama kendine değer verme. Kendine verme ki helâk olursun."

"Öyle tarikat ehli var ki; "Ben şeriatta değilim tarikattayım!" diyor. Dinden çıkıyor, bilmiyor..."

•

"Hakk ile meşgul olanla meşgul olmak lâzım. Diğerleri değmez efendim..."

•

"Haramla ibadet olmaz, haramla duâ olmaz, haramla ihlâs olmaz, hiçbir şey olmaz. Eee bugün helâl yiyen kaç kişi var? Allah'ımız bizi korusun ve bize acısın..."

•

"Rızâ peşinde koşan Hakk'a ulaşır, sevap peşinde koşan cennete ulaşır."

•

"Biz artık gidiyoruz, hakikat meydanda kalsın."

•

"Cuma günü hakikaten nezih bir gün olup çok mübarektir. Ama en mübarek şey Hazret-i Allah'a yakın olmak, O'nunla olmak ve o güzel günleri O'nunla geçirmektir. En özü, en güzeli budur."

•

"Bu yol ezeli ihsandır. Allah'ım ona ayırmışsa, ben onun nasibini vereceğim, O'nun ihsanını vereceğim. Ben de O'nun ihsanına muhtacım. Ben kendi kendime bile nasip veremiyorum, ona mı vereceğim? Kendisi muhtaç olan bir dilenci başkasına ne verebilir?

Bir çobana sahibi ne kadar koyun verirse, o kadar güder. Biz emre tabiyiz; az verirse az güderiz, çok verirse çok güderiz. Benim müridanla hiçbir ilgim yok. "Benim çok müridim olsun!" veya "Benim çok müridim var!" demek namdır, tefahürdür. Bana öz kulluğumu unutturur. O'nun malı ile O'na tefahür etmek, O'nun serveti ile zenginlik taslamak cidden çok yersiz.

Allah'ıma sonsuz şükürler olsun ki, bu fakire fakirliği benimsetti. Hiçbir şeye malik değilim.

Sahib'imin malını teşhir etmekten, Sahib'imindir demekten zevk duyuyorum daha doğrusu."

•

"Nefsin birçok arzuları, muhabbet ettiği şeyler vardır. Bir ağaç büyüdüğü yere kök saldığı gibi, bu muhabbetler de insanı dünyaya bağlar.

İbtilâ ise bu bağları keser koparır. O bağlar kesilirken bir acı duyuyorsun amma, seni kabuğuna çekiyor. Dünyaya kökleşmemene, yayılmamana, dağılmamana en büyük vesile oluyor. Mevlâ seni sana bıraksaydı, köklerin uzayacaktı, dünyaya kökleşecektin.

Halbu ki dünya geçicidir. Bütün ömründe bir gün bile cefa görmesen, cennetin bir saniyelik lezzetine değmez. Madem ki değmiyor, nesi var değecek?

Sen ibtilâyı ateş gibi görüyorsun, halbuki en büyük rahmet."

•

"İnsanın ahiretteki ebedi hayatı, dünyada iken meşgul olduğu şeye bakıyor.

Onun için insanın kendisini daima ölçmesi, tartması gerekmektedir.

Ne yapıyorsun, ne işle meşgulsün? Yarın o işle meşgul olduğun şeyle dirileceksin. Onunla haşır-neşir olacaksın."

•

"İlmiyle amil kemâlli âlimler ve zâhidler yumurta gibidir. Yumurta faydalı bir nimet olduğu gibi, onlar da beşeriyete faydalı olurlar.

Arif ise kabuk kısmıdır. Tekâmül ettikçe gözü ile görür ki bir kabuk. Kabuğun hiçbir hükmü hiçbir değeri yoktur. Civciv çıktı, kabuğun hiçbir hükmü kalmadı. "Ben bir kabuktan ibaretim, bir şey varsa Sahib'imindir" diyor. Cenâb-ı Hakk dilerse dilediğine bu hali gösterir.

Bir de yumurtanın cılk şekli var. O da aynı onun gibi görünür, fakat içi bozulmuştur. Leş gibi kokar ve hiç de bir işe yaramaz. Onun cılk olduğunu kimse bilmez, ancak Cenâb-ı Hakk'ın bildirdiği kimseler bilir. "Bu cılktır!" der. Derse o da!"

•

"Nefis maddi menfaatlere aktığı gibi, mânevi rütbe ve makamlara da akar. Hâlbuki bunlar çocuk oyuncağı mesabesindedir. Ehl-i hakikat rızâdan maada hiçbir şeye kıymet vermezler."

•

"Şurada bir cife var. Toprak olup gübre haline geldikten sonra, seninle o cife arasında hiçbir fark var mı? Yok. Başlangıçta kerih bir sudan husule geldin. Onunla da o cife arasında hiçbir fark yok. Şu halde bu muazzam varlık kimin? Sen kendini o hale indirsene. Binayı O kurdu. Sana o varlığı muvakkat olarak O verdi. Kendini o hale indir de, sendeki varlığın O'nun olduğunu anla.

Burayı tefekkür etmek, buraya inmek ne mümkün? Şu kadar varki, Cenâb-ı Hakk indirirse inersin. Yoksa; "İndim!" dediğin zaman düşersin."

•

Günde 100 adet Eûzü Besmelelerle; "Eraeytellezî..." (Mâûn) Sûre-i şerif'inin her kardeş tarafından okunması mevzuunda şöyle buyurdular:

"Ötedenberi emrolunmuş bir husustur. Devam ediyorduk, Urfa'da yine emrettiler. Ciddiyetle sarılmak lâzım. Bazı kardeşlerimiz lâyık-ı veçhile anlayamıyorlar.

Bugünkü fitne ve musibetin afâtı çok büyüktür, her şeyi alıp götürüyor. Fitnenin çok olduğu bu zamanda Cenâb-ı Hakk'a çok sığınmamız gerekiyor. Fitne gelip çatmadan evvel behemehâl yapmamız lâzım ki, o zaman nedamet etmeyelim. Olaki Allah'ımız bu afâtı bizden bertaraf eder. Demek ki bu devrin tedavisi bununla kâim.

Salat-ü selâmları ise çekebildiğiniz kadar...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |