Bismillahirrahmanirrahim

"Allah-u zül-celâl vel-kemâl Hazretleri'ne; O'nun sevdiği ve beğendiği şekilde bitmez-tükenmez hamd-ü senâlar olsun.

Peygamberimiz Efendimiz'e, onun diğer peygamber kardeşlerine, hepsinin Âl ve Ashâb-ı kiram'ına, etbâına, ihsan duygusuyla kıyamete kadar onlara tâbi olup izinden gidenlere; sonsuzların sonsuzuna kadar salât-ü selâmlar olsun."

Muhterem Okuyucularımız;

Öyle bir devirdeyiz ki, dünya kurulalıdan beri fitne ve fesadın ayyuka çıktığı böyle bir devir gelmiş değil. İlâhî emirler arkaya atılıyor ve hükümsüz sayılıyor.

Allah-u Teâlâ'nın bunca ihsanları karşısında bunca isyan! Helâk olan eski kavimler bollukta iken, sefahat içinde iken belâ ve âfâtlara uğramışlardır. Onların birer kabahatlerinden ötürü başlarına felâketler gelmişti. O kavimlerin yaptıkları kabahatlerin bugün hepsi yapılıyor. Her kötülüğün anası bu devirde mevcut. Onun için böyle bir devir gelmiş değil.

Ahkâm-ı ilâhi zaten yaşanmıyor, her türlü illet almış başını yürümüş. Eskiden sıkıntı vardı, İslâm'ı yaşamak zordu; ancak herkes helâli-haramı bilirdi, Allah-u Teâlâ'nın hükmünü yaşayamasa bile iman ederdi. Bugün ise rahatlık var, dünyevî imkânlar var. Ve fakat iman yok! Allah-u Teâlâ'nın hükmüne teslimiyet yok.

Yani bu nimetler bizi şükre ve taate sevkedeceğine azdırıyor ve Hakk'tan uzaklaştırıyor.

Allah-u Teâlâ bir Hadis-i kudsi'de buyurur ki:

"Benim cinlerle ve insanlarla önemli bir hadisem var! Ben yaratıyorum, benden başkasına ibadet ediliyor! Ben rızıklandırıyorum, benden başkasına şükrediliyor." (Taberânî)

Bu ayki konumuz bir nasihat babından önemine binaen hazırlanmıştır. Dikkatlice incelenip okunduğunda, imanın ve iman kurtarmanın ne kadar mühim olduğu anlaşılacaktır. Bu fitneler hepimizi, evlâd-u ıyâlimizi celbetmekte, sûret-i haktan görünüp hatalara, isyan ve günahlara sürüklemektedir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde inananlara şöyle emir buyuruyor:

"Ey iman edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrîm: 6)

Allah-u Teâlâ bu emr-i ilâhisi ile, müminleri kendilerini korumakla mükellef tuttuğu gibi; evlâd-u ıyâlini de ateşten korumakla mükellef kılmıştır. Aksi halde mesuldür.

Bir Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:

"Fitne-fesadın çoğaldığı bir zamanda ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir." (Müslim: 2948)

Fitne zamanında yapılan ibadetin faziletli olması, insanların ekserisi fitneye karışarak ibadetten gafil kaldıkları içindir. Allah-u Teâlâ bir kulunu muhafaza edip hıfz-u himâye ve tasarruf-u ilâhîsine aldığı zaman böyle oluyor.

Konunun içerisinde izahatı yapılan Hadis-i şerif'te bir yer var, Resulullah Aleyhisselâm "Ne zaman ki..." buyurduktan sonra "...herkes kendi görüşünü beğenir, kimse kimseyi tanımaz bir hâle gelirse..." diyerek bugünkü durumu tarif ediyor; "Herkes reyini beğenecek, kendi reyine göre hareket edecek." Ve işte o gün geldiğinde "O zaman kendini kurtarmaya bak ve halk tabakasını bırak!"

Halk tabakasını bırakıp kendini kurtarma zamanı. Rabb'im kurtardıklarından etsin.

Neden kurtaracaksın kendini?

Fitnelerden, nefsâni arzulardan, şehvetin pençesinden, şeytanın adımlarından, şeytanlaşmış arkadaşlardan ve yoldan çıkmaya sebep olacak dünya ve içindeki her şeylerden...

Artık kimse hakikati dinlemez oldu. Görünüşte inanıyor, "Doğru söylüyorsunuz." diyor. Ancak o an menfaati neredeyse oraya dönüyor. Onun için:

"Halk tabakasını bırak!", mesuliyetten de kurtul.

Görünüşte inanmaktadır ancak akıl hocaları çoktur, pabucunu ters çevirir.

Onun için Hakk'a bak, halk tabakasını bırak. Hakk'ın hükmüne râm ol, halkın zannından uzak ol. Kendi reyini beğeniyor, kendi görüşünü beğeniyor, Allah-u Teâlâ'nın hükmünü, ilâhi emri kenara atıyor. Her akıl sahibi aklını ileriye sürecek ama senin söylediklerin boş olacak.

Biz ne yapıyoruz, yaptığımız işler, konuştuğumuz sözler, kalbimizdekiler Hakk'a ve O'nun rızâsına uygun mu bakmıyoruz. Kendimizi Hakk'a göre ayarlamıyoruz, halka bakıyoruz, halkın yaptığını yapmaya, gittiği yoldan gitmeye bakıyoruz. Halka kulak veriyoruz. Halbuki bizim kendimizi Hazret-i Allah'a ve Resulullah'a göre ayarlamamız gerekmez mi?

Hazret-i Allah'a ve Resul'üne kaçmamız gerekmez mi?

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

"Allah'a kaçınız!.." buyuruyor. (Zâriyat: 50)

O'nun Zât-ı ulûhiyetine ilticâ edin, her işinizde O'na itimat ve teslimiyette bulunun.

Hıfz-u himayesine sığınılacak, yardım istenecek, kapısına başvurulacak yegâne mabud O'dur.

Bâki esselamü aleyküm ve rahmetullah...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |