HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

-Hicretin Üçüncü Yılı-

UHUD SAVAŞI (4)

 

Kızışma:

Taraflar birbirine oldukça yaklaşmışlardı. Çarpışmayı ilk olarak Ebu Âmir-i fâsık başlattı. Bu adam Evs kabilesi'nin câhiliye devrinin itibarlı reislerinden birisi idi. Evs kabilesi toptan müslüman olunca itibarını kaybetmiş, Resulullah Aleyhisselâm'ın Medine'ye hicreti üzerine o da Mekke'ye gitmiş ve Kureyşlileri müslümanların aleyhine durmadan tahrik etmişti. Resulullah Aleyhisselâm tarafından kendisine fâsık denilmişti. Şimdi yine ortaya çıkmıştı.

İki tarafın da tam hararetli olduğu bir zamanda on-onbeş adamıyla meydana doğru ilerleyip: "Ey Evsliler! Ey Hazreçliler! Beni tanıdınız mı? Ben Ebu Âmir'im!" diye haykırdı. Sesini duyan müslümanlar: "Kahrolasın ey fâsık! Allah sana sevdiklerini göstermesin!" diye cevap verdiler. Böyle nefretle reddedildiğini görünce: "Benden sonra kavmime bir belâ çatmış!" demekten kendini alamadı. Aynı kişinin oğlu Hanzale -radiyallahu anh- ise mücahidlerin arasında bulunuyordu. Hatta babası ile çarpışmak istemişse de, Resulullah Aleyhisselâm müsaade etmedi.

Başlarında Ebu Süfyan'ın karısı Hind'in bulunduğu bir kadın grubu hep bir ağızdan şarkılar okuyorlar;

"Biz sabah yıldızlarının kızlarıyız. İlerlerseniz yastıklar döşekler döşeriz size! Geri dönerseniz yüzünüze bakmayız, ayrılırız sizden!"

"Haydin göreyim sizi Abdüddar oğulları! Haydin göreyim sizi arkayı kollayanlar!

Vurun! Keskin kılıçlarla vurun!"

Diyerek, Kureyş erkeklerini çarpışmaya kışkırtıyorlardı.

 

Mübareze:

Savaş, Bedir'de olduğu gibi mübareze şeklinde başladı. Kureyş'in sancaktarı Talha ileri çıkarak alaylı bir şekilde: "Ey müslümanlar! İçinizde beni öldürüp cehenneme gönderecek, veya benim elimle ölüp cennete girecek bir babayiğit yok mu?" diye bağırdı. Hazret-i Ali -radiyallahu anh-: "Evet ben hazırım!" diyerek ileri atıldı ve onu bir hamlede yere serdi. Resulullah Aleyhisselâm: "Allah-u Ekber" diyerek tekbir getirdi, müslümanlar da tekbir getirdiler.

Talha'nın kardeşi Osman koştu, Kureyş'in bayrağını aldı. Ona karşı da Hazret-i Hamza -radiyallahu anh- çıktı. Omuzundan kılıçla vurduğu gibi kolunu düşürdü. Osman'ın böğründen ciğeri görünüyordu.

Talha âilesinden olanlar intikam almak istediler, fakat hepsi de katledildiler. Sancaktarları birer birer öldürülen müşrikler çok sarsıldılar. Yere düşen sancağın yanına kimse yanaşamaz oldu. Kadınlar artık deflerle kışkırtmayı bırakmışlar: "Yazıklar olsun size!" diyerek yırtınıyor, müşrikleri gayrete getirmeye çalışıyorlardı.

Müşriklerden deve üzerinde birisi çıkarak çarpışmak için er istedi. Zübeyr bin Avvam -radiyallahu anh- ona doğru yürüdü ve devenin üzerine sıçrayıp boğuşmaya başladılar. Resulullah Aleyhisselâm: "Yere düşür onu!" buyurdu. Müşrik yere düştü. Zübeyr de üzerine atılıp başını kesti.

Ebu Dücâne -radiyallahu anh-: "Ben onun hakkını yerine getirmek üzere alıyorum." diyerek, Resulullah Aleyhisselâm'dan aldığı kılıçla, savaşın kızıştığı sıralarda kime rastlarsa öldürüyordu. Ulaşabildiği, yetişebildiği her yeri yarıp biçiyordu. Tâ ki dağın eteğinde deflerle erkekleri kışkırtan kadınların yanına kadar ilerledi. Ebu Süfyan'ın karısı Hind'e kılıcını kaldırmıştı ki, Resulullah Aleyhisselâm'ın kılıcına saygısından ötürü öldürmekten vazgeçti. Halid bin Velid, Resulullah Aleyhisselâm'ın sağ yanından hücuma kalktı, geri püskürtüldü. Dağın eteğinden yaptığı hücumlar da okçular tarafından püskürtülüyordu.

 

Umumî Taarruz:

Savaş artık iyice alevlenmişti. Mücâhidler düşman saflarına daldıkça dalıyorlardı. Hazret-i Hamza -radiyallahu anh- iki elinde iki kılıçla: "Ben Allah'ın arslanıyım!" diyerek önüne arkasına döne döne kılıç sallıyordu. Şehid düşünceye kadar çarpışmaktan geri durmamış, o gün müşriklerden sekiz kişi öldürmüştü.

Safvan bin Ümeyye: "Ben bugüne kadar kavmini öldürmeye onun gibi hırslı bir kimse daha görmemişimdir." demiştir.

Müşrikler fazla dayanamadılar, çarpışmanın daha ilk saatlerinde kendilerini bir korku bir dehşet sardı. Sancakları tutanlar bir bir öldürülmüş, yere düşen sancakları kaldıracak kimse bulunamıyordu, sağ ve sol kanat kumandanları çekilmek zorunda kalmışlardı. Mücâhidler müşrikleri önlerine katmışlar, yetiştiklerini vurup öldürüyorlar veya yaralıyorlardı. Def çalan kadınlar bile defleri attılar, feryatlar kopararak dağlara kaçtılar. Az kaldı esir düşeceklerdi.

Allah-u Teâlâ müslümanlara yardım etmiş, vaadini yerine getirmişti. Sayıca ve kuvvetçe kat kat üstünlüklerine rağmen, müşrikler bozulmaya, dağılmaya ve her şeyini bırakarak kaçmaya başladılar. Hatta bozgun haberi Mekke'ye bile gitmişti.

Böylece Resulullah Aleyhisselâm'ın aldığı tedbirler ve uygulamış olduğu plânlar sayesinde ilk safhada müslümanlar savaşı kazanmış oldular.

Bu hususta nâzil olan Âyet-i kerime'de Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

"Andolsun ki Allah size olan vaadini yerine getirdi. O'nun izni ile kâfirleri kırıp biçiyordunuz." (Âl-i imrân: 152)

Bu durum savaşın başlangıcında, müşriklerin köklerini kurutmaya başladıkları zamandı.

 

İlk Şehit:

Son Akabe biatında müslüman olan Ensâr'dan Abdullah bin Amr bin Haram -radiyallahu anh-, müslümanlar bozulmadan önce şehit oldu. Uhud şehitlerinin ilki o idi.

Savaş başlamadan önce oğlu Câfer -radiyallahu anh-i yanına çağırdı ve bu savaşın ilk şehitlerinden olacağını ümid ettiğini söyleyerek, geride bırakacağı altı kızına bakmasını ve borçlarını ödemesini vasiyet etti.

Şehid olduğunda müşrikler Abdullah -radiyallahu anh-in burnunu, kulaklarını ve diğer uzuvlarını kestiler.

Yeteri kadar kefen ve kabir bulunamadığı için naaşı, eniştesi Amr bin Cemuh -radiyallahu anh- ile aynı kabre kondu. Aradan kırk altı sene geçtikten sonra sel yatağına yakın olan kabirlerin başka bir yere nakledilmek üzere açıldığı zaman, bu iki şehitin cesetlerinin hiçbir değişikliğe uğramadan, gömüldükleri gibi durduğu görüldü.

 

Hanzale -R. Anh-in Şehâdeti:

Resulullah Aleyhisselâm'ın "Fâsık" diye adlandırdığı Ebu Âmir-i fâsık'ın oğlu Hanzale -radiyallahu anh- müşrikler bozulup dağıldıkları sırada Ebu Süfyan'ın önünü kesti. Onu tam öldürmek üzere iken Şeddad bin Esved tarafından arkasından mızraklanarak şehit edildi.

Resulullah Aleyhisselâm onun cünüplüğünden dolayı melekler tarafından yıkandığını gördü ve sahabilerine haber verdi. Gerçekten de Hanzale -radiyallahu anh- Uhud'a yetişmek için acele ettiğinden gusletmeyi unutmuştu.

 

Okçuların Hatası:

Düşman artık hezimete uğramıştı, fakat iş bitmiş değildi. Mücâhidler müşrikleri kovalarken, düşmanı sonuna kadar takip edecekleri yerde, ganimet toplamaya başladılar. Ellerine geçen fırsatı değerlendiremediler.

Asıl felâketin büyüğü ise, Resulullah Aleyhisselâm'ın: "Yerinizden sakın ayrılmayın!" diye sıkı sıkı tembih ettiği okçular, müslümanların ganimet topladıklarını görünce dayanamadılar. "Ne duruyoruz, Allah düşmanı bozguna uğrattı. Düşmanı kovalayan kardeşlerimize biz de katılalım!" dediler. Abdullah bin Cübeyr -radiyallahu anh-, Resulullah Aleyhisselâm'ın: "Bizim bozguna uğradığımızı, atlarımızı kuşların kaptığını görseniz bile, ben size haber gönderinceye kadar yerinizden ayrılmayınız!" emrini kendilerine hatırlatmak istedi ise de, bütün gayret ve ısrarlarına rağmen sözünü dinletemedi, çözülmeye mâni olamadı. Yerlerini terkedip ganimet toplamaya gittiler. Abdullah bin Cübeyr -radiyallahu anh- sekiz okçu ile yapayalnız kalakaldı.

Allah-u Teâlâ okçuların bu durumunu Âyet-i kerime'sinde şöyle beyan buyurmaktadır:

"Nihayet sevdiğiniz zaferi size gösterdikten sonra gevşeyip o emir hakkında çekişmeye kalktınız ve âsi oldunuz." (Âl-i imrân: 152)

"Sizden bir grup dünyayı, bir grup da âhireti istiyordu." (Âl-i imrân: 152)

"Sonra sizi imtihan etmek için onlara karşı yardımını üzerinizden çekti." (Âl-i imrân: 152)

"Bununla beraber sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır." (Âl-i imrân: 152)

Günler ister onların lehine dönsün, ister aleyhlerine dönsün, ister galip gelsinler, ister yenik düşsünler, lütuf ve ihsanlarını onlardan eksik etmez.

•

Müşriklerin sağ kanat kumandanı Halid bin Velid, okçuların yerlerini terkettiğini görünce, emrindeki ikiyüz elli kişilik birlikle hemen hücuma geçti. İlk hamlede Abdullah bin Cübeyr -radiyallahu anh- ve sekiz arkadaşını birer birer şehit ederek geçide hakim oldu. Ganimet toplamakla meşgul olan müslümanları arkadan çevirdi. Bozulmuş olan düşman geri dönüp yeniden hücuma geçti. Dağa sığınmış olan kadınlar defler çalarak aşağıya indiler. Müslümanlar bir taraftan Halid bin Velid'in süvarileri, diğer taraftan Ebu Süfyan'ın piyadeleri arasında kaldı. Ganimet toplamakla meşgul olduklarından, bir kısmı elinden silâhını da bırakmıştı. Tekrar silâha sarılıp çarpışmaya başladılar. Fakat iş işten geçmiş, harp çemberi aleyhlerine dönmüştü. Saflar bozulmuş ve dağılmıştı. Ortalık öyle karışmıştı ki, bir müslüman farkına varmadan müslüman kardeşini öldürüyordu. Bunun üzerine aralarındaki parolayı "Emit!.. Emit!.." diye yüksek sesle, açıklamak zorunda kaldılar.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |