Savaşma Azmi ve Kararlılığı Olmadan
Savaş Konuşulmaz!

 

"Bilgili, şuurlu cesaretin faydası çoktur, Bilgisiz cesaretin de zararı çoktur."
(Ömer Öngüt -k.s.-, 10.Mart.2005)

"Kılıç kınından çıkmadıkça it sürüsü dağılmaz."
(Sultan 2. Mahmud)

 

Rumlarla ve Yunanlılarla yine karşı karşıya geldik. Ancak bu kez arkalarında İsrail var.

İsrail'le kavgamız devam ediyor. Ancak bu sefer işin içinde silahlı rest var, tehdit var, donanma var, hava kuvvetleri var.

Suriye sözümüzü dinlemedi, halkına katliam yaptı, bizim de tepemizin tası attı. Ancak bu sefer çok kızdık; Avrupa, Amerika hepsi "Türkiye herhalde Suriye'ye müdahale edecek" diye sevindirik oldu.

NATO Füze Savunma Kalkanı radarlarının Türkiye'ye konuşlanmasını kabul ettik, İran rahatsızlığını ortaya koydu, Rusya'dan füze almak için harekete geçti. "Radarı koyduk, füzesi yok, bizi kim koruyacak?" dediler, Türk(!) basını atladı, "Akdeniz'de Amerikan füze gemisi var, şimdilik o koruyacak." diye teselli verdi.

Bu arada PKK bütün çirkefliği ile her türlü kışkırtmayı, katliamı, elinden geleni yapmaya çalışıyor, Türkiye'nin dengesini bozmaya, küffarın ekmeğine yağ sürmeye çalışıyor. Terörle savaş kızışınca "Kuzey Irak'a askeri operasyon yapacağız" dedik, kılıcı gösterdik ama Amerika ile konuşmaktan operasyona sıra gelmiyor.

Azerî-Ermeni ihtilafı, soykırım meselesi sırada bekliyor.

Ülke olarak, yönetim olarak özgüvenimiz, cesaretimiz ziyadesiyle arttı.

Cesaret iyi bir şey, ancak şu şartla:

"Bilgili, şuurlu cesaretin faydası çoktur,

Bilgisiz cesaretin de zararı çoktur." (Ömer Öngüt -k.s.-, 10 Mart 2005)

Kontrolsüz, tedbirsiz, hesapsız cesaret yahut "Cesaret gösterisi" fayda yerine zarar verebilir.

Silah göstererek azarlama, çok hassas bir konudur. Çok iktisatlı kullanılması gereken bir dildir. Ve arkasını gerçekten getirmeye azmettiğiniz zaman kullanılması gerekir.

Meselâ bölücübaşının Suriye'den çıkartılması sürecinde Türkiye Suriye'ye karşı böyle bir dil kullandı. Ancak o günleri hatırlarsanız sonuç alınamazsa askerî müdahaleyi göze aldığımız günlerdi. Sonuç istediğimiz gibi oldu ve Suriye ile olan husumet hızla düzelmeye başladı.

Son günlerde Suriye ile yine benzer bir süreç yaşandı. Türkiye eskisinden çok daha güçlü günlerini yaşıyor olmasına rağmen, ve konjonktür tamamen Suriye'nin aleyhine olmasına rağmen istediğimiz neticeyi alamadık, Suriye ile ilişkilerimiz de hızla kötüye gidiyor. Tabi bu duruma düşmemizde Suriye yönetiminin bugünkü hataya düşeceğini tahmin edemeyişimizin de etkisi var. Fakat öyle bir dil kullandık ki dışarıda "Türkiye ha vurdu, ha vuracak." izlenimi doğdu. Sonra böyle bir niyetimiz olmadığı anlaşıldı.

Arkasından Rumlar biraz bunun cesareti ile gerilimi tırmandırdı. Yunan-Rum ekonomileri iflas ettiği bir dönemde Türkiye'ye posta koymaktan çekinmedi. Türkiye Rumlara da silah gösterdi. Lâkin Rumlar geri adım atmadı. Yunanistan Rumlara tam destek verdi. "Türkiye'den çekinmiyoruz" diye reste rest çektiler. İsrail zaten başından beri olayın arkasında, Amerika keza. Rusya'sı, Avrupa'sı da pek ses çıkartmasa da tahteravallinin Rum tarafında.

Fakat esas önemli olan şu: Rumlar "Türkiye ne yapacak?" diye korku ile beklerken, meclislerinde savaş durumu yasaları çıkartırken, Rum gazeteleri artık "Tehditler boşlukta" (Haravgi Gazetesi, 22 Eylül), "Uluslararası Alanda Yalnız Kaldıktan Sonra Söylemi Değiştiriyorlar" (Simerini Gazetesi, 22 Eylül) başlıklı haberlerle çıkmaya başladı.

Kuzey Irak'a operasyon meselesinde de sanki benzer bir süreç yaşanıyor.

İsrail'le olan durum en ciddisi görünüyor.

Geldiğimiz aşamada üzerinde durulması gereken dört konu daha var:

Birincisi; dış politika enstrümanı olarak ülkenin "İmaj-algı" durumu.

İkincisi; İsrail'i askeri olarak tehdit etme meselesi.

Üçüncüsü; Amerika'yı dost görme ve Amerika ile İsrail'i farklı görme yanılgısı.

Dördüncüsü; İsrail ile harpten bahsetmek için, elektronik harp teknolojisinde Amerika'dan tamamen bağımsız olabilmek lâzımdır.

İkincisinden başlarsak, İsrail'i donanma ile hava kuvvetleri ile tehdit etmek Türkiye açısından çok önemli bir aşama olduğu gibi aynı zamanda çok ciddi bir yol ayrımıdır. Rumları, Suriye'yi, PKK'yı tehdit etmek gibi değildir.

Bu iş yahudinin çok hassas olduğu bir konudur. Çünkü İsrail bütün teknolojisine rağmen korkaktır. Harp tehdidinden, yok olmaktan, işgal edilmekten ödü patlar. Bu sebeple kendilerine yönelik her türlü askerî tehdide karşı çok büyük bir hassasiyetleri, çok büyük bir kin ve garazları vardır.

Siyonist İsrail tehdit olarak gördüğü ülkeye, millete her türlü kötülüğü yapmak isteyecek bir tıynete sahiptir.

Zira siyonist İsrail'in kuruluşu, tarihi, dünü, bugünü terördür, silahlı saldırıdır. İsrail kurulmadan önceki siyonist terör örgütlerinin yöneticiliğini yapan, katliamları yöneten kişiler sonradan başbakan, cumhurbaşkanı olduğu gibi, İsrail kurulduktan sonra da Beyrut kasabı namlı Şaron'un başbakan olması gibi Siyonist İsrail devletinin başbakanları, cumhurbaşkanları genellikle ordu kökenli olmuştur. Bu demokratik(!) ülke Filistin'de, Lübnan'da BM binalarını, görevlilerini, hastanelerini, okullarını vurmaktan, İngiliz mandası döneminde İngiliz askerine, Amerikan devrinde Amerikan askerine saldırıp öldürmekten çekinmeyen, en son Mavi Marmara olayında olduğu gibi hukuk-mukuk umurunda olmayan bir ülkedir.

Şüphesiz Türkiye ile karşı karşıya gelmeyi istemeyeceklerdir. İsrail gücü yetene en aşağılık katliamları yapmaktan çekinmez ancak Türkiye gibi bir ülkeyi de direkt karşısına almak istemez. Son olaylarda olduğu gibi, Rum'u kullanır, Yunan'ı kullanır, PKK'yı kullanır, Ermeni'yi kullanır. Ortalığı kızıştırıp geri çekilir. Zira bu onların Kur'an-ı kerim'de haber verilen bir vasıflarıdır.

"Onlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmaya koşarlar." (Mâide: 64)

Dikkat edilirse bu Rum-Yunan tezgâhının birkaç yıldır zeminini hazırlıyorlar. Zaten Fransa'sı olsun, İngiltere'si olsun, Amerika'sı olsun 10-15 yıldır uzun menzilli güdümlü füzeler ve savaş başlıkları dahil her türlü silahı Yunan'a satıyorlar.

Binaenaleyh karşımıza çıkamayan İsrail, PKK-Kuzey Irak cephesini ve Rum-Yunan cephesini ikisini birden ateşlemek istiyor.

İkincisi; imaj meselesi uluslararası konjonktürde en az güçlü bir silahlı kuvvetler kadar önemli bir dış politika enstrümanıdır. "İsrail destekçisi", "Amerikan peyki" etiketini uzun süre bir yafta gibi taşıyan Türkiye seneler senesi en küçük bir devletten bile itibar göremedi. 1 Mart tezkeresi ve Davos çıkışı önemli kilometre taşları oldu, bu yafta üzerimizden kalktı, Türkiye bir anda parladı. Bu imaj meselesi bu kadar önemli bir konudur. (Bu sebeple savaş üslubunu çok dikkatli ve yerinde, az-öz kullanmak gerekir.)

Üçüncüsü, şu Amerika zaafımızdır. Son yıllarda gördük ki Amerika'dan, İsrail'den uzaklaştıkça memleketimiz bereketlendi. Ancak biz hâlâ NATO'dur, kalkandır, yine Amerika'yı memnun etmeye çalışıyoruz.

"Amerikasız bir şey yapamayız." diyen generallerin, "Amerika'ya rağmen bir şey yapamazsınız." diyen ahir zaman âlimlerinin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Tabi iktidar sahipleri de bu fikirlerden etkileniyor olsa gerek.

Oysa Amerika düşmandır. Bu düşmanlık Afganistan'daki NATO güçlerinin komutanı iken CIA'in başına atanan Orgeneral David Petraeus gibilerin siretlerine işlemiştir. Türkiye'ye geldiğinde çektirdiği resimlere bakın görürsünüz. Bu sinsi düşmanlara karşı uyanık olmak lâzımdır.

Dördüncü olarak, elektronik harp teknolojilerinde, savaş uçağı, savaş gemisi aviyonik sistemlerinde büyük atılım içerisindeyiz. Ancak Amerikan uydularına bağlı çalışan "Küresel konumla sistemi"nden tamamen bağımsız çalışabilen, her sahada kendi elektronik harp sistemlerimizi ve füzelerimizi imal edecek seviyeye henüz tam gelemedik. Buna rağmen -bedeli biraz pahalı da olsa- İsrail'in, Rum'un, Yunan'ın, PKK'nın hepsinin hakkından gelebilecek bir ordumuz var.

Bu kadar "Savaş" konuştuktan sonra kös kös yerimize oturmayalım, hiç olmazsa şu PKK-Kuzey Irak meselesinde kalıcı bir adım atalım.

Silah kullanmanın bir adabı ve kültürü vardır. Buna göre "Kınından çıkan kılıç, kan akmadan kınına girmez." Yahut "Kullanma niyetin yoksa silah kılıfından çıkartılmaz." Bununla beraber Sultan ll. Mahmud'un meşhur bir sözü var:

"Kılıç kınından çıkmadıkça it sürüsü dağılmaz."

Sıkıntısız da harp olmaz. Rahat istirahat arayan ise zilletten kurtulamaz.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |