HAZRET-İ MUHAMMED
Aleyhisselâm

 

Hicretin İkinci Yılı

Bedir Savaşı (10)

Canları Çıkarken:

Savaşa katılmayıp Kureyş zındıklarının ruhları kendilerine ulaşan meleklerin, müşriklerin hezimeti dolayısıyla sevinçleri çok büyüktü.

Ellerinde ateşten kamçılarla vuruyorlar, yaraları ateş alıyordu.

Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

"Melekler o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak ve: ‘Haydi, yangın azabını tadın!' diyerek canlarını alırken onları bir görsen!" (Enfâl: 50)

O kâfir kimsenin bedeninden ruhu kabzolunurken onun gerçekte ne acılar çektiği ve ne hasretler içinde gittiğini dışarıdakilerin müşâhede etmesi mümkün değildir. Öyle bir ızdırap çeker ki, yanar da yanar. Yeniden dirilişinde de, mahşer yerinde haşroluşunda da bu acılar sürer gider.

"İşte bu, ellerinizin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir. Yoksa Allah kullara zulmetmez." (Enfâl: 51)

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde müşriklerin acı âkıbetlerini şu hitabı ile beşeriyete duyurmaktadır:

"Küfre girmiş olmanıza karşılık tadın azabı!" (Enfâl: 35)

Siz Allah'a ve O'nun Peygamber'ine muhalefet ederek küfre ve şirke düştüğünüz için bu âkıbete müstehak oldunuz.

•

Meleklerin içinde Bedir savaşını görenler "Meleklerin efendileri" olarak fazilete nâil olmuşlar ve o şekilde kalmışlardır. Yeryüzünde müminlerin arasında da Bedir savaşına katılan müminler asırlar boyunca müminlerin en yüksek tabakasını meydana getirmişler ve ümmetin hayırlıları olarak itibar edilmişlerdir.

Ensâr'dan Rifâa bin Râfî -radiyallahu anh- Bedir'de hazır bulunan mücâhidlerden idi.

Der ki:

"Bir ara Cebrâil Aleyhisselâm, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-e geldi de:

‘Yâ Resulellah! İçinizdeki Bedir kahramanlarını ne mertebe sayarsınız?' diye sordu.

Resulullah Aleyhisselâm:

‘Müslümanların en faziletli simâları sayarız.' buyurdu.

Cebrâil Aleyhisselâm:

‘Biz de meleklerden Bedir'de hazır bulunanları böylece meleklerin hayırlısı sayarız.' dedi." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1564)

 

Müslüman Şehitleri:

Bedir'de altısı Muhâcirlerden, sekizi de Ensâr'dan olmak üzere on dört şehit verilmişti.

Ubeyde bin Hâris, Umeyr bin Ebî Vakkas, Züşşimâleyn bin Abd-i Amr, Âkıl bin Bükeyr, Mihcâ, Saffan bin Beyza', Sa'd bin Hayseme, Mübeşşir bin Abdil-münzir, Yezid bin Hâris, Umeyr bin Humam, Râfi' bin Muallâ, Hârise bin Sürâka, Avf bin Hâris, Muavviz bin Hâris.

-Radiyallahu anhüm ecmaîn-

Resulullah Aleyhisselâm şehitlerin cenaze namazlarını kıldı. Her birinin düştükleri yerde toprağa verilmesini emir buyurdu.

Bedir şehitleri hakkında nâzil olan Âyet-i kerime'de Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

"Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, bilâkis onlar diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz." (Bakara: 154)

Çünkü onlar bu hayattan daha yüce olan Berzah hayatındadırlar.

 

Müjdeciler:

Resulullah Aleyhisselâm bu zaferi müjdelemesi için Abdullah bin Revâha -radiyallahu anh- ile Zeyd bin Hârise -radiyallahu anh-i Medine'ye gönderdi. Haber Medine'ye ulaştığında müslümanlar mâtem içinde idi. Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in kızı, Hazret-i Osman -radiyallahu anh-ın hanımı Hazret-i Rukiye -radiyallahu anhâ- vefat etmişti.

Zeyd -radiyallahu anh- Medine'ye geldiğinde Tekbir alarak; Utbe, Şeybe, Ebu Cehil, Ümeyye, Zem'a, Ebul-Buhterî... gibi Kureyş'in ileri gelenlerinden yetmiş kişinin öldürüldüğünü, bir o kadar da esir alındığını, Resulullah Aleyhisselâm'ın sağ salim dönmekte olduğunu ilân etti.

Müslümanlar, öldürülenlerle esir edilenlerin adlarını duydukça: "Bu mümkün müdür?", "Gerçek mi söylüyorsun?" gibi sözlerle hayretlerini ifade ediyorlardı. O da gerçek söylediğine dair yemin ediyordu. Buna rağmen esirleri görünceye kadar tereddütleri gitmedi.

Haberi duyan çocuklar ise hopluyorlar, çığlık atıyorlar, sevinç gösterilerinde bulunuyorlardı.

 

Esirler ve Ganimet Mallarının Bölüştürülmesi:

Bedir'de üç gün kalındıktan sonra hareket edildi. Safrâ boğazını geçtikten sonra Seyer denilen bir mevkide ganimet malları mücâhidler arasında eşit olarak bölüştürüldü.

Büyük bir hezimete uğrayan Kureyş ordusu, geride birçok mal ve yetmiş esir bırakmıştı. Ganimet malları yüz elli kadar deve, on at, harp âlet ve edevâtı, giyim eşyasından ibaretti.

Resulullah Aleyhisselâm mücâhidlerin toplamış oldukları şeylerin bir araya getirilmesini emir buyurdu. Teslim almaya ve yüklemeye iki kişiyi memur etti. Herkesin elinde bulunan şeyleri getirip teslim etmeleri emredildi.

Savaşta büyük yararlılık ve kahramanlık gösterenler, kendilerine zayıf müslümanlardan farklı bir hisse verileceğini sanıyorlardı. Müslümanlar ganimetlerin taksiminde bu ve buna benzer bazı anlaşmazlıklara düştüler. Fakat bu hususta Allah'tan korkmaları, aralarını düzeltti.

Resulullah Aleyhisselâm ganimet mallarının içinden Ebu Cehil'in devesini kumandan hakkı olarak aldı. Zülfikâr adlı kılıç da onun payına düştü. Daha sonra bu kılıcı Hazret-i Ali -radiyallahu anh-e hediye etmiştir.

Piyadelere birer hisse, süvarilere ikişer hisse verildi. İzinli veya vazifeli bulunup da Medine'de kalan sekiz kişi ile şehit düşenlere de hisse ayrıldı.

Ganimetlerin taksimi hususunda Ashâb-ı kiram'ın bazıları arasında çıkan ihtilâf üzerine nâzil olan Âyet-i kerime'de Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

"Resul'üm! Sana savaş ganimetlerine dair soru soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'ın ve Resul'ünündür." (Enfâl: 1)

Onların hükümlerini belirtmek, Allah-u Teâlâ'ya ve Resul'üne âittir. Allah-u Teâlâ hikmeti gereğince uygun göreceği şekilde paylaştırılmasını emreder. Resul'ü de bu hususta O'nun emrine uyar. Ganimetlerin paylaştırılması hususu, hiç kimsenin görüşüne bırakılmış değildir.

"O halde siz gerçekten müminler iseniz Allah'tan korkun. Aranızı düzeltin. Allah'a ve Resul'üne itaat edin." (Enfâl: 1)

Çünkü Allah'a ve Resul'üne kayıtsız şartsız itaat, imanın kemâli ve gereğidir.

Ubâde bin Sâmit -radiyallahu anh- der ki:

"Bu âyet biz Bedir ashâb'ı hakkında, ganimetler hususunda ihtilâfa düşüp de birbirimize kötü davranmaya başlayınca nâzil oldu. Allah onları elimizden alıp Resul'üne verdi. O da ganimetleri eşit olarak taksim etti." (Ahmet bin Hanbel)

Allah-u Teâlâ müslümanların lehine olarak gerekli hükümleri ortaya koydu.

Müslümanlar, dinleri uğruna yapılan bu ilk savaşta, elde edilen bu ganimetleri savaşın tek gayesi edinmemeleri için bu maddi kazançlara karşı uyarılmışlardır.

•

Resulullah Aleyhisselâm'a bütün esirler arzedilmişti. Nadir bin Hâris ile Ukbe bin Ebî Muayt'ı görünce boyunlarının vurulmasını emretti. Çünkü onlar İslâm'ın önde gelen düşmanlarındandı.

•

Medine'den çıktıktan on dokuz gün sonra müslümanlar Medine'ye döndüler. Muzaffer gaziler sevinç tezahürleri ile, tekbirlerle karşılandılar. Allah-u Teâlâ'nın ihsan ettiği bu zaferden dolayı tebrik ediliyorlardı.

Seleme bin Selâme -radiyallahu anh- onlara: "Bizi ne diye tebrik ediyorsunuz? Vallahi biz, boğazlanmış develer gibi tepelerinin tüyleri dökülmüş yaşlılarla karşılaştık ve onları boğazladık!" deyince Resulullah Aleyhisselâm tebessüm etti ve:

"Ey kardeşimin oğlu! Onlar Kureyş'in eşrafı ve reisleridir!" buyurdu.

Münâfıklarla yahudiler ise büyük bir teessüre kapıldılar. Kureyşli esirlerin elleri boyunlarına bağlı olarak Medine'ye gelmeleri karşısında şaşkınlık geçirdiler.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |