EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (133)

"Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" İsimli Eserdeki Sırlar (3)

 

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphânesi'nde yer alan "Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" adlı tasavvufî eserde "Hâtemü'l-enbiyâ" ve "Hâtemü'l-evliyâ"nın ilim, vazîfe, tecelliyât ve mertebeleri hakkında ortaya konulan güzide ifşaatlara kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

Peygamberlik, Velîlik ve
"Hâtemü'l-Enbiyâ" ile "Hâtemü'l-Evliyâ"nın Mânâsı:

Ümmetin iki "Hâtem"inin makam ve mertebeleri hakkında eşsiz sırları aydınlatan "Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" risâlesinde "Hâtemü'l-enbiyâ" olan Resulullah Aleyhisselâm'ın ve "Hâtemü'l-evliyâ" olan zâtın ilimlerine ve sahip oldukları İlâhî isme işaret edilerek; biri nübüvveti, diğeri velâyeti nihâyete erdiren peygamberlerin ve velîlerin bu iki Hâtem'inin, kendilerine tahsis edilen "Hatemiyyet" mertebesinden ilim ve tecelliyât hususunda bütün peygamber ve velîlere istimdat ettikleri beyan edilmiştir:

"İnsânî kemâlin hakîkati olan Hazret-i Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in Hâtem-i velâyet-i Muhammedî'ye nisbeti şöyle malûmun olsun ki;

Muhammedî insânî kemâlin hakîkati, zâhir yönüyle tüm İlâhî taayyünler ve isimleri ihtivâ eder ve peygamberlerin hakîkatlerinin asıllarını içine alır. Peygamberlerin hakîkatlerinin tümü onda (Hazret-i Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-de) taayyün etmiştir. Her bir peygamber küllî isimlerden has bir isme mazhardır ve o isim hakîkatiyle Hakk'a dayanır. Onun cihetiyle Nübüvvet ve Risâlet ahkâmı Hakk'tan alınmaktadır. İlâhî isimler hikmetlerin vüsati, alâkası ve şümûlü yönünden birbirinden farklıdır. Peygamberler arasındaki fazîlet ve üstünlük, onun hâlleri, asılları, hasenesi olan isimlerin farklılığı hasebiyledir. Aynı zamanda herhangi bir peygamberin vâsıl olmada dayanağı olan İsim, diğer isimlere nisbetle çok geniş ve diğer isimlerin hükümlerini ve husûsiyetlerini de kendinde toplamıştır. O peygamber bu yönden Muhammedî toplayıcılığa yakındır. Her peygamber nübüvvete ait ilimleri, Hakîkatlerin Hakîkati (Hakîkatü'l-hakâyık)'ta onun hakîkati olan İlâhî isme aldığında, Muhammedî insânî kemâlin hakîkatinden almış olur. Zîrâ bu Hakîkat-ı Muhammediyye bütün hakîkatlerin başlangıcı ve toplayıcısıdır. Bu İlâhî mertebeye 'Hâtemü'l-enbiyâ' derler.

Muhammedî kemâlin insânî hakîkatine, bâtınıyla İlâhî isimlerin ve Rabbânî sıfatların bâtın yüzü olan Zâtî nisbete nisbet olunur ve bu mertebeyi de kendinde toplayıp cem etmiştir. Vücûbî ve imkânî hakîkatlerin tümünün birden feyiz kaynağı bu mertebedir. Bu İlâhî mertebeye de 'Hâtem-i velâyet' denir.

İşte bununla 'Lâ taayyün' arasında fark yoktur. Bütün velîler velâyet cihetiyle, bütün peygamberler peygamberlik cihetiyle bu mertebeye, yanî Hâtem-i Velâyet-i Muhammediyye mertebesine mahsûs olan ilimleri ve zevkleri buradan; yâni Muhammedî kemâlin insânî hakîkatinden elde ederler. Bu mertebeden alış has bir yön iledir; bu toplayıcı mertebeden nakşedilmek sûretiyle alınır. Fakat nübüvvete bağlı olan ilmin alınışı ise vâsıta iledir. Peygamberler nübüvvetleri itibâriyle ilimlerini bu mertebeden almazlar, zîrâ peygamberde halka nisbet edilmek lâzımdır. Bu Muhammedî İlâhî kemâlin insânî hakîkati mertebesinde halka nisbeti mânevî tasarrufladır. Peygamberlerin halkla ilişkisi hakîkatinde tasarruf etmekle olunca, bu mertebeye bağlı olan ilimleri o zaman velâyetleri cihetiyle alırlar.

Elbette Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz kesret hükümlerinden soyunmuş olup, bu mertebenin Vahdet'inde müstağraktırlar.

'Benim Allah ile öyle vaktim olur ki, ona ne mukarreb bir melek sızabilir, ne nebî, ne de resûl sokulabilir." (Keşfü'l-Hafâ)

Kavli ile bu mertebeye işâret buyurmuşlardır.

Demek oluyor ki, bütün peygamberlerin ve velîlerin feyizlerinin kaynağı bu toplayıcı Ehadî İlâhî mertebedir." ("Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ", Konya Bölge Yazma Eserler Ktp. Konya İ.H.K., nr.: 1779/12, s. 231-232)

 

"Hatemiyyet" Mertebesinin
Zâhir ve Bâtın Cihetleri:

"Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ" risâlesinin meçhul müellifi risâlenin son satırlarında; bütün zâhirî ve bâtınî derecelerin çıkartıldığı asıl olan "Hakîkat-i Muhammediye"nin, Mîraç gecesinde Cebrâil Aleyhisselâm'ın dahi ayak basamadığı "Ka'be Kavseyn" makâmından başka bir şey olmadığını ifşâ etmiş; bu ulvî mertebenin "küllî nübüvvet"i temsil eden zâhir yönünün Hâtemü'l-Enbiyâ Aleyhisselâm'a, "mutlak velâyet"i temsil eden bâtın yönünün ise Hâtemü'l-evliyâ olan zâta tahsis edildiğini haber vermiştir:

"Peygamberler halka nisbetleri ile vâsıtasız bu mertebeden Tevhîd-i Zât ve Vahdet'e âit İlâhî marifetle ilgili ilimleri almazlar. Çünkü halka nisbetleri onda yok olmuştur. Bu mertebeye vâsıl olduklarında da nisbetlikten hâlî kalmış olurlar. O zaman velâyetleri cihetiyle bu mertebeden İlâhî marifet ile, Tevhîd-i Zât'a ve Vahdet'e bağlı olan ilimleri elde etmiş olurlar.

Peygamberlik sıfatı ile muttasıf olduklarında bu mertebenin zâhirini 'Ka'be kavseyn'; yâni 'İki yay kadar yakınlık' mertebesinden ve onun aşağısında bulunan İlâhî ve kevnî mertebelerden alırlar. Feyz-i İlâhî bu mertebeden indirilir. Nübüvvet cihetiyle peygamberlerin alışı o mertebenin zâhir tarafındandır; velîler, velâyetleri cihetiyle bu mertebenin bâtın tarafından alırlar. Nebîler ve resuller mutlak mânâda İnsânî kemâlî hakîkate mahsûs olan Hâtem-i rusül'ün mişkâtından (kandilinden) alırlar. Evliyâdan her bir velîde Hâtem-i velâyet mişkâtı, zuhûr ve butûn (zâhirlik ve bâtınlık) diye adlandırılan iki mertebeden, iki mertebenin İlâhî mertebe olduğu ve aralarında ayrılık nisbetiyle olduğunu anlamışlar. Hakîkat-ı Muhammediyye'nin zâhiri 'Nübüvvet' ve bâtını da 'Velâyet'tir.

'Zâhir' isminin hükümlerini ayakta tutan ve 'Zâhir' isminin istimdadı 'Bâtın' ismindendir. 'Bâtın' isminin hükümlerinin ve eserlerinin zuhûru da 'Zâhir' ismi iledir. Bu itibârla İlâhî kemâli hakîkat Hakîkat-ı Muhammediyye'dir. Onun zâhiri Muhammedî küllî Nübüvvet, onun da bâtını Muhammedî mutlak Velâyet'tir. Hazret-i Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz zâhirde Hâtem-i Nübüvvet, bâtında Hâtem-i Velâyet'tir. Zâhirin muktezâsı kesret ve kayıtlılık; bâtının muktezâsı Vahdet ve mutlaklıktır. Bir vechle zâhir ve bâtın birbirine muhâlif olmakla, Vahdet'in kazâ ve kader esrârının hükümleri, zâhir hükümleri üzere gâliptir ki, Peygamber Aleyhisselâm'a davet zamanında fütûr lazım gelmez.

Mutlak Velâyet'te en kâmil Vâris olan, inâyete ermiş öyle bir şahıstır ki, o mertebenin görüntüsüne ayna gibidir. Bu itibâr üzere, zâhir Nübüvvet'tir; Nübüvvet halkla ilgili sıfatlardandır. Bâtını Velâyet'tir; Velâyet ise İlâhî sıfatlardandır. Hâtem-i Nübüvvet, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile kâimdir; bâtını dahî en kâmil vârislerden Hâtem-i Velâyeti Muhammediyye olan velî ile kâimdir. Velâyet Nübüvvet'in bâtını, Nübüvvet Velâyet'in zâhiridir. Nübüvvet peygamber için tahsis edilmiş bir nisbettir, Allah ile ümmeti arasında vâsıtadır. Her peygamber Nübüvvet'ini ve Şerîat'ı ahkâmını, velâyetiyle elde eder. Velâyet'in hakîkati ise yakınlıktır, yakınlık derecelerinin nihâyeti de vâsıtanın ortadan kalkmasıdır. Nübüvvet ise ancak melek vâsıtasıyla peygambere vahyolunur." ("Hâtemü'r-Rusül ve Hâtemü'l-Evliyâ", Konya Bölge Yazma Eserler Ktp. Konya İ.H.K., nr.: 1779/12, s. 232-234)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |