TASAVVUF'UN ASLI
HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ

Ezelî Nasip (1)

 

Her şeye ihtimamla bir şekil ve hususiyet veren, düzenleyip en güzel bir biçimde tertip eden, güzelliğinin kemâlini gösteren Allah-u Teâlâ'dır.

Âyet-i kerime'sinde buyurur ki:

"Sizi daha topraktan yarattığı zaman ve henüz analarınızın karınlarında ceninler halinde iken sizi en iyi bilen O'dur." (Necm: 32)

Ceninin oradaki halini bilen Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz. Kullarının her halini bilir ve hükmünü ona göre verir.

"Kendinizi beğenip temize çıkarmayın." (Necm: 32)

Kendinizi günahsız, kusursuz ve tertemiz kabul ederek övünmeyin. Farkında olmadan birçok kusurunuz olabilir.

"Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir." (Necm: 32)

İyiler de kötüler de gün gelecek, Hakk'ın huzurunda seçileceklerdir.

Allah-u Teâlâ ana rahmindeki ceninin gerek dünyevî gerekse uhrevî bütün mukadderâtını bilir. O'nun bilgisi dışında hiçbir şey yoktur.

Âyet-i kerime'sinde:

"Yaratan bilmez olur mu hiç?" buyuruyor. (Mülk: 14)

Kullarının bütün sırlarına vâkıftır.

"O Lâtif'tir, Habîr'dir." (Mülk: 14)

En ince işleri yapar, bütün işlerin inceliklerini ve içyüzünü bilir, her şeyden haberdardır.

Ceninin nüvesi mesabesinde olan nutfe, ana rahmine geldiğinde takdiri ile, mukadderâtı ile beraber geliyor.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmaktadırlar:

"Sizin her birinizin yaratılışı ana rahminde nutfe olarak kırk gün derlenir toplanır.

Sonra o kadar zamanda pıhtılaşmış kan aleka olur.

Sonra yine kırk günde et parçası mudğa olur.

Daha sonra Allah-u Teâlâ bir melek gönderir ve o ceninin neler yapacağını, rızkını, ecelini, şâki mi sâid mi olacağını yazması o meleğe emrolunur. Bundan sonra cenine ruh üfürülür." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1324)

Görülüyor ki insana henüz ruh verilmeden, iki santimlik bir cenin halindeyken mukadderâtı yazılmaktadır.

Bu noktada çok gizli sırlar var. Rızkı, eceli, saîd mi şakî mi olacağı belirlendiği gibi; Tarikat-ı aliye'de nasibi olup olmadığı, nasibi varsa hangi arşa emanetini koyduğu... gibi hususlar da yazılır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Mümin kulun kalbi, Rahman olan Allah'ın arşıdır." (K. Hafâ)

Bütün kâinata taksimat "Maddi Arş"tan gelir. Mânevî bütün taksimat da "Mânevî Arş"tan gelir. Bu da insan-ı kâmil'dir. Onun içindir ki Cenâb-ı Hakk eğer taksim etmişse, nasipdar olanlar ezelî nasibini oradan alırlar.

O "Rahmeten lil-âlemîn" değil amma "Rahmeten lil-âlemîn"in vekili olduğu için o nuru saçmaktadır. O, "Nur"un nuru, kehribarın tozudur.

Allah-u Teâlâ nasip vermemişse, kimse kimseye bir şey veremez.

Nitekim Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:

"O'nun izni olmadan, katında kim şefaat edebilir?" (Bakara: 255)

Şefaat izni verilenler de hep O'nun rızâsı ve izni istikametinde şefaat ederler.

Ve bu nasipdar olanlar esastır. Bu noktada öyle mühim bir husus var ki; Allah-u Teâlâ'nın daha cenin halindeyken cennetlik kıldığı bir kul, ne kadar günah işlerse işlesin, mukadderâtı mucibince, rızâsına mucip bir amel işler ve cennet-i âlâ'ya girer. Cehennemlik kıldığı bir kul ise, ne kadar ibadet, taatla meşgul olursa olsun, ezelî takdiri mucibince, rızâsına uymayan kötü bir amel işler ve cehenneme girer.

Nitekim Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-in rivayet ettiği Hadis-i şerif'in devamında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

"Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz (hayatı boyunca) cennetliklerin yaptığını yapar. Hatta öyle ki, kendisi ile cennet arasında bir kulaç mesafe kaldığı zaman, yazısı onun önüne geçer ve cehennemliklerin yaptığını yaparak cehenneme girer.

Aynı şekilde sizden biriniz (hayatı boyunca) cehennemlik olanların yaptığını yapar. Hatta öyle ki, kendisi ile cehennem arasında bir kulaç mesafe kaldığı zaman, yazısı onun önüne geçer ve cennetliklerin yaptığını yaparak cennete girer." (Buharî. Tecrid-i sarîh: 1324 - Müslim: 2683 - Ebu Dâvud: 4708 - Tirmizi: 2138)

İlâhî hüküm ve takdir böyledir ve fakat mahlûka düşen itaattır. Emirlerine riâyet, yasaklarından kaçınmaktır. Allah-u Teâlâ dilediğini yapar.

•

Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ensar'dan erginlik çağına ermeyen bir çocuğun cenazesine çağırılmıştı. Ben de: "Yâ Resulellah! Ne mutlu bu çocuğa, cennet serçelerinden bir serçe! Hiçbir kötülük işlemedi." dedim.

Bunun üzerine buyurdu ki:

"Senin bundan başka bir sözün yok mu yâ Âişe! Çünkü Allah cennet için bir kısım insanlar yaratmış, onları babalarının sulplerinde iken cennet için yaratmıştır. Cehennem için de bazı insanlar yaratmış, onları babalarının sulplerinde iken cehennem için yaratmıştır." (Müslim: 2662 - İbn-i Mâce: 82)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |