Muhterem Ömer Öngüt
-kuddise sırruh- Efendi Hazretleri'nin
Hayat-ı Saadetlerinden İnciler (7)

 

 

"Hazret-i Allah'ı Aradım, Hiçlikte Buldum!"

Zât-ı âlileri'nin zaman zaman yaptıkları sohbetlerinden ve ziyarete gelen bazı kardeşlerimizle aralarında geçen konuşmalardan bu ilim ve kitaplar hakkındaki bazı beyanlarını, rüyâlara verdikleri mânâ ve önem içeren tabirlerini arz edeceğiz:

"Bu yol Hakk yoludur. Bu yolda hiçbir zaman menfaata tevessül edilmesin. Midenize ateş doldurmuş ve birçok kardeşlerin feyzine mâni olmuş olursunuz. Hazret-i Allah lütuf kudret elini çeker. O'nun kudret eli nerede ise feyz, bereket, lütuf hepsi oradadır. Kudret elini çektiği yerde hiçbir şey bulunmaz. Bunu böyle bilin.

"Hazret-i Allah'ı aradım, hiçlikte buldum."

Geçen sohbette size bu hususta demiştim ki "Bütün kâinatta tek âdi insan arasalar, en âdi benim derim." Niçin? Benim hılkiyetim bir zerre kerih sudur. Bir zerre kerih suyun hiçbir meziyeti var mı? Yok. İşte Allah-u Teâlâ beni o bir zerre hakirden yarattı. Bunun hiçbir değeri, hiçbir kıymeti olmadığına göre; şu halde kendime atfedeceğim zerre kadar bir fazilet de olmadığı meydandadır. Binaenaleyh ben Hazret-i Allah'ı hiçlikte buldum. Eğer bunun metnini ararsanız:

"Allah göklerin ve yerin nurudur." (Nûr: 35)

Âyet-i kerime'sini okuyabilirseniz, bunu bulacaksınız. Aksi halde asla! Çünkü varlık ile Var bulunamaz. Ancak insan bütün varlığını ifnâ edecek, zerre dahi kalmayacak, o zaman Var husule gelecek.

"Hazret-i Resulullah'ı aradım, Hazret-i Allah'ın nurunun içinde buldum."

Bunu da Ahzâb sûresinin 45. ve 46. Âyet-i kerime'lerinde bulabilirsiniz, eğer okuyabilirseniz!

"Ey Peygamber! Biz seni bir şâhid, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah'ın izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik." (Ahzâb: 45-46)

Geçenki sohbette arzettiğimiz gibi, bu kitap (Nûr-i Muhammedî -s.a.v- isimli eseri) yazılmazdan evvel Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz hakkında bir beyanımız vardı:

"O Hakk'ın nurudur,

İlim-irfan kaynağıdır,

Hakk'tır onun özü,

Hakk'tan gelir onun sözü."

Bu dört mısra bu kitabı içine alır.

"Hayatta zevk-ü sefâyı aradım, ibadette buldum."

Nasıl ibadette? Herkes uyurken yapılan ibadette. Buradan aldığım zevk ve sefâ, bana hiçbir zevk ve sefâyı aratmadı.

"Zenginlik aradım, onu da kanaatta buldum."

Kanaattaki zenginliği hiçbir şeyde bulamadım.

"Huzuru aradım, onu da meşakkatte, cefada buldum.

Efendiliği aradım. Onu da kölelikte buldum, hizmette buldum.

Bütün ibtilâlara, meşakkatlere eza ve cefalara karşı da; Hazret-i Allah'a tevekkül etmekle, O'na sığınmakla buldum.

Nimet içindeki insanları da gaflet içinde buldum.

Helâl olan azı, meşgul edecek çoktan daha hayırlı buldum."

Kardeşler!

Zahirden bâtına geçelim. Zâhirde yapılan icraatta nefis ve şeytan size sızabilir, varlıkla icraat yapılır. Çünkü zâhidler yolu nefis içindedir, ârifler yolu kalp içindedir, vâkıflar yolu ruh içindedir. İçten içe geçelim ki, kabuktan beyaza, beyazdan sarısına, sarısından civcive... Sonra da kabuk olduğumuzu öğrenelim.

Binaenaleyh biz bunları aradık, buralarda bulduk. Eğer siz de ararsanız, bu bulduğumuz yerleri dikkatle süzerseniz, Allah-u Teâlâ dilerse size de buldurur."

•

"Önce size bu kitabı okuyup anlayanlardan bir misal verelim. Ege Üniversitesi profesörlerinden Dr. Saffet Solak'a kitapları vermiştik. "Nasıl buldunuz?" dedik. "Başucu kitabım! Onunla yatıyorum onunla kalkıyorum." dedi. Bu zât ilim araştırmacısı, dikkat buyurun kitabı nasıl okumuş. İzmir'den bir vaiz efendiye okuması için kitapları veriyor. İâde ederken "Bu kitaplarda ilim yok." diye aleyhinde bulunmak istiyor. O da diyor ki "O kitapları ben de okudum, bu kitaplar sırf ilim. Siz ilim deyince ne anlıyorsunuz? Size âlim denmez. Siz nakilcisiniz. Bir kitaptan alır bir kitaba koyarsınız. Soruyorum sana kaç senelik vaizsiniz?

— Yirmi iki senelik..

— Cemaatinde çoğalma mı var azalma mı var?

— Azalma var.

— Şu halde senin dükkânın bakkal dükkanı olsaydı çoktan iflâs etmiş olurdu. Seni dinleyen cemaat, camiden çıkar bankaya gider. Onu dinleyen cemaat bir ay su içme dese, bir ay su içmez. Nasıl olur da böyle bir kimse hakkında söz söyleyebilirsin?" diyor.

Size okuyabilenin ifadesini arzediyorum. Ona göre okuyun. Bu bir ilim-irfan kaynağıdır.

Çünkü bu satır ilmi değil, benim hiç tahsilim yok.

İlim iki türlüdür. Bir satır ilmi, bir de sadır ilmi vardır.

Sadır ilmi Hakk'tan Habib'ine, Habib'inden de dilediği kimseye ulaştırılır. Bütün ilimler o kaynaktan geliyor. Binaenaleyh o kaynaktan gelen ilim esastır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"İlim ikidir. Birisi dilde olup, (ki bu zâhir ilmidir) Allah-u Teâlâ'nın kulları üzerine hüccetidir. Bir de kâlpte olan (marifet ilmi) vardır. Asıl gayeye ulaşmak için faydalı olan da budur." (Tirmizî)

Bütün bunları anlatmaktaki gayemiz, kitabın ne olduğunu bilesiniz ve ona göre sarılasınız."

•

Manisa'dan, Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ni ziyarete gelen bir kardeşimiz, Zât-ı âlileri'yle görüşürken bir rüyâlarını şöyle anlatırlar:

"Kâbe-i Muazzama yıkılmış, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz eline malayı almış tekrar örüyordu. Üç tarafı örmüş, kapı tarafı kalmış. "Bu tarafı da yaptıktan sonra ben ahirete intikal edeceğim!" buyurdular. Ağlamaya başladım.

Fakat o anda şekil değişmiş ve Zât-ı âlileriniz olmuştunuz, hâlâ ağlıyordum ve uyandığımda da ağlamam devam ediyordu."

Efendi Hazretlerimiz mânâ yüklü bir cevap vererek şöyle buyururlar:

"Efendim malûm-u fazilâneleriniz olduğu üzere bölücüler dini yıktı.

Fakat Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm'ın vazifesini fakire vermiş ve dini tekrar örmeyi... Dolayısıyla üç duvar örülmüş, bir duvar kalmış, ondan sonra artık alacaklar, bir duvar kalmış.

Rabbü'l-âlemin onun vazifesini gördürüyor ve yaptırıyor. O dördüncü duvar da bittimi çekeceğiz artık diyorlar. Murat ettikleri zaman çekiverirler." (2002)

•

Zât-ı âlileri'nin Eyüp Sultan Hazretleri'ni ziyaret ettikleri muhtelif zamanlarda yaşanılan bazı hadiseleri beraber gittikleri bir kardeşimiz anlatıyorlar:

"Dış kapı avlusundan içeri giriyorduk, uzunca boylu, beyaz sakallı, beyaz cübbeli, sarıklı bir zât Efendi Hazretlerimiz'i kapıda karşılayarak eline yapışarak öptü ve Arap şivesiyle "Duâ buyrun, duâ buyrun!" dediler.

Efendi Hazretlerimiz duâ ettiler ve o zâtın gözleri yaşardı ve akabinde yanımızdan ayrıldı.

Efendi Hazretlerimiz bana dönerek; "Bu zât rical-i gayb'tan bir kimse!" buyurdular.

Caminin kenarında da bir kimse dikkatlice Efendi Hazretleri'mize doğru bakıyordu. Bizimle beraber gelen kardeşlerimize yaklaşarak; "Bu zât kim?" diye sormuş. Kardeşimiz de; "Ömer Öngüt Efendi Hazretleri" diyerek tanıtınca; "Allah, Allah, ben onun için burada bekliyorum. Bana üç gece üstüste rüyâmda; 'Eyüp Sultan'a git, oraya çok büyük bir zât gelecek' dediler" demiş.

Efendi Hazretlerimiz bu mevzu üzerine;

"Gördünüz mü, bizim işlerimiz hep böyledir, bizim ne yapacağımızı, nereye gideceğimizi programlarlar, biz emirle yürürüz. Eyüp Sultan Hazretleri'nde karşılaştığım zâtı çözemedim, dünya ehlinden değildi, gayb âleminden bir zât idi." buyurmuşlar.

Bir başka ziyaretlerinde, yabancı bir kimse gelerek "Siz kimsiniz? Nereden geldiniz? Burada nur saçıyorsunuz!" demiş.

Zât-ı âlileri; "Biz Adapazarı'ndan Hakikat Vakfı'ndan geliyoruz!" buyurmuşlar.

Rahmetli Gönenli Mehmet Efendi ile gençlik yıllarında Eyüp Sultan Hazretleri'nde karşılaştıklarını, Hazret'in kendisine teveccüh edip çok dikkatlice uzun uzun baktığını ve kendilerine doğru gelmeye başlayınca oradan uzaklaştıklarını nakletmişlerdi.

Her zaman tevâzu sahibi olan Zât-ı âlileri, kalabalık bir cemaat ile gelen Mehmet Efendi'nin bu teveccühlerinden dolayı yine büyük bir tevâzu örneği göstererek, tüm bakışları, tüm ilgileri üzerlerine çekmek istemediklerinden dolayı oradan uzaklaşmışlardır.

Yine rahmetli Gönenli Mehmet Efendi'nin bir sohbetleri esnasında Efendi Hazretlerimiz camiye girerler, sohbetlerine devam eden Gönenli Mehmet Efendi, Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'ni görünce cemaate; "Hazret-i Allah'ın nuru şuan burada!" diyerek sohbetlerine devam ederler.

İstanbul'da Mesut Bey isminde bir zât Düzce'ye gelip zamanın müftüsü, âlim, fazıl, muhterem Kürtzade Mehmet Efendi'de misafir kalırlar.

Müftü Efendi o gelen misafirine;

"Birisinin elini öpeceğine, sabahleyin evden çıkarken Ömer Efendi'nin elini öp de geç, sonra İstanbul'a dön!" diyerek misafirini yolcu ederler.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |