EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI'NIN
"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (122)

Hüsâmeddîn Ali el-Bitlisî -kuddise sırruh- (1)

 

HAYATI ve ESERLERİ

On dördüncü asrın sonlarında dünyaya gelen Hüsâmeddîn el-Bitlisî -kuddise sırruh- Hazretleri, Bitlis'te dünyaya gelen âlim ve şeyhlerin önde gelenlerindendir.

Asıl ismi Hüsâmeddîn Ali olan Hazret, Bitlis'li olduğu için "Bitlisî" lâkabıyla anılmıştır. Çocukluk ve gençlik yıllarını Bitlis'te geçiren Hazret, bir vesile ile merkezi Diyarbakır'da bulunan Akkoyunlu Devleti'nin en meşhur hükümdârı Uzun Hasan'ın teveccühünü kazanmış ve sarayında bir müddet münşîlik yapmıştır. Uzun Hasan'ın gönderdiği emir ve fermanları kaleme alma görevini yürütürken, cereyân eden olaylar ve şiddetli savaşlardan sonra, devletin merkezî yönetiminin Tebriz'e taşınmasıyla bu beldeye hicret eden Hazret, burada tasavvuf târihinin mümtaz ve müstesnâ sîmâlarından Mevlânâ Abdurrahmân Câmî -kuddise sırruh- Hazretleri ile tanışmış ve onun eşsiz sohbetlerine katılarak büyük bir mânevî kemâlâta ulaşmıştır.

Mevlânâ Câmî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin Osmanlı hânedânına duyduğu sevginin bir tezâhürü olarak, Uzun Hasan'ı mağlup eden Fâtih Sultân Mehmed Hân'a ayrı bir ilgi ve yakınlık duyan Hazret'in şöhreti saraya kadar ulaşmış, tasavvuf ehline saygıda kusur etmeyen Osmanlı yönetimi tarafından büyük bir hürmetle karşılanmıştır.

Vefâtından sonra oğlu İdrîs-i Bitlisî, Sultan İkinci Bâyezîd ve Yavuz Sultan Selîm Han dönemi âlim, müellif ve devlet adamlarının önde gelenleri arasında yerini almış; bilhassâ Sultan Bâyezîd'in emriyle yazdığı "Heşt Behişt" adlı sekiz ciltlik mufassal Osmanlı târihiyle, kısa zamanda pâdişâhın ilgi ve teveccühünü kazanmıştır.

Beyanlarından şeyhi Abdurrahmân Câmî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin tesiriyle, Şeyhü'l-Ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin eserlerinden ve meşrebinden çok etkilendiği anlaşılan Hazret; risâlet, nübüvvet ve velâyetle ilgili karmaşık meselelerin çözümünü gâye edinerek "Kitâbu Nassu'n-Nusûs" adında bir eser yazmıştır. Risâle hacmindeki bu eser, müellifin "Nass" adını verdiği küçük bâblardan meydana gelmiş olup, her "Nass"ın sonunda o bölümde anlatılanları ispatlayan bir Âyet-i kerime veya Hadis-i şerif metni yer alır.

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphânesi'nde "Şerhu Hutbetü'l-Beyân" adını taşıyan bir mecmuânın içinde Hazret'e âit birkaç tasavvufî eser daha yer almakta olup; "Şerhu Gülşen-i Râz" ve Sûfiyye ıstılahlarına tahsis ettiği isimsiz bir risâle onun bu eserlerinin en önemlileri arasındadır.

 

"HÂTEMÜ'L-VELÂYE" HAKKINDAKİ BEYAN ve İFŞAATLARI

Hüsâmeddîn Ali el-Bitlisî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Kitâbu Nassu'n-Nusûs" adlı eserindeki risâlet, nübüvvet, velâyet ve "Hâtemü'l-velâyet"le ilgili ifşaatları üzerinde daha önce durulmuştu. Hazret'in bu beyanları kadar; "Sûfiyye ıstılahları" hakkında kaleme aldığı eserinde yer alan "Hâtem" ve "Hâtemü'n-nübüvve" terimleri hakkındaki beyanları ve "Gülşen-i Râz Şerhi"nde Mahmud Şebüsterî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin ifşaatları üzerindeki şerh ve izâhları da Hâtemü'l-evliyâ'nın ilmi, velâyet mertebesi ve âhir zamandaki vazîfesi hakkında, umum insanların bilip çözemediği esrârengiz noktalara ışık tutmaktadır.

 

"Hâtemü'l-Velâye"nin Şerîat'ın İzini Açığa Çıkarıp,
Kıyâmetin ve Hazret-i Mehdî'nin Önündeki Seti Açması:

Hüsâmeddîn el-Bitlisî -kuddise sırruh- Hazretleri, "Şerhu Hutbetü'l-Beyân" adlı mecmuânın içindeki Sûfiyye ıstılahları ile ilgili risâlesinde "Hâtemü'n-nübüvve"nin mânâsını açıklarken, onun bâtınî yüzü olan "Hâtemü'l-velâye"nin mânevî husûsiyetleri üzerinde de durmuş; velâyetin bâtınına vâris olan bu velînin tecelliyât-ı İlâhî ile insanın aslî mâhiyetini ifşâ ve kendisine tâbî olanların dünya ve âhiretini ıslâh edeceğini, zamânın hayır ve bereketinin kesildiği bir zamanda onun Şerîat'ın izini ortaya çıkarıp, kıyâmetin ve Hazret-i Mehdî'nin önündeki seti açacağını ifşâ etmiştir:

"'Hâtemü'n-nübüvve' odur ki, nübüvvet feleğinin dâiresi onunla döner ve [onun] sûreti ve mânâsı:

'Biz hem sonuncularız, hem de ilkleriz!'dir.

O bir kişiden başkası olamaz, o da Peygamber'imiz -sallallahu aleyhi ve sellem-dir. Hâtemü'l-velâyeti'l-mutlaka (mutlak anlamda 'Hâtemü'l-velâye'); yâni Zâtî isimlerin tümünü sünnet (âdet) edinmiş olan kimse de aynen böyledir. Diğerleri ise bu ikisine mensuptur.

O, yâni 'Hâtemü'l-velâye'nin tavrı (ihâtâsı) da, O'nun Ulûhiyyet'inin meydana getirdiği zuhûrla şekillenişine göredir; çünkü [o], âdemle ilgili her zerrenin sırrını Hakk ile izhâr eder. Onun vasfı 'Velâyetin de bâtını'dır. Her kemâl ondandır ve bâtında olan herhangi bir şeyi o zâhire çıkarır. Dünya ve âhiret düzgünlüğüne ancak onunla erişilir. O kemâlin nihâyetindedir, O'nun ulûhiyetini izhâr eder; ölüme de ancak bu düzgünlükle tahammül edilebilir. Şer'î mesûliyetler ona yükseltilir, o şaşırmış gibi olan halka nazar eder. Dünya hâlinden âhiret hâline intikâl sofrası, kıyâmetin kopuşu ve vaad edilen âhir zamandaki Mehdî'nin önündeki set onunla açılır.

Bil ki, her zamanda çok kâmil ve fâzıl bir zât bulunabilir. Onun kalbi ise, Mehdî'nin kalbinin de üzerindedir, onun davetçisi olduğunu açıkça ibrâz eder ve hidâyete davet eder. O Zât'ıyla, bütün isim ve sıfatlarıyla Hakk'a bürünmüş olan kimse gibi: 'Enâ'l-Hakk: Ben Hakk'ım!' dese davâsında sâdıktır. O, vaadlerinde de sâdıktır ve Şer'in (Şerîat'ın) izini ortaya çıkarır. Kâmilin eşsiz-benzersiz olanı işte böyledir. O davâsında sâdıktır ama, işin zâhirinde zamanın hayrı ve bereketi yoktur. Ağaç bile [İlâhî] tecellîye mazhar olunca hâl ve söz diliyle konuşur. Hakk'a gelince; İnsân-ı kâmil'in kemâle erdiği şey değil, bilâkis bu şahsın Hakk'a büründüğü sûret hakkındadır. Şüphesiz ki o kendi hakîkatinin hükümlerinin zuhûruna mazhar olur ve nasıl ki o mutlak velâyet sûretinin bir muktezâsı olmuşsa, kendi bidâyetini bilmeye de bir yer bulur." ("Mecmû'a-i Şerhu Hutbeti'l-Beyân li'l-Hüsâm el-Bitlisî", Konya Bölge Yazma Eserler Ktp. Akseki, nr.: 164, vr. 268)

 

"Hâtem"in Mânâ ve Mâhiyeti:

Hüsâmeddîn el-Bitlisî -kuddise sırruh- Hazretleri aynı eserinde "Hâtem" kelimesinin ıstılâhî mânâsını ele alırken, bu mertebe sâhibinin her makâmın ve her mânevî hâlin öncülüğüne kavuşturulmuş bir kimse olduğunu haber vemiştir:

"'el-Hâtem' odur ki; onun gönderilişiyle makamlar bitip tükenir, makamların ve her ahvâlin reîsliğine (önderliğine) ulaştıran kemâlin nihâyetine erişilir." ("Mecmû'a'-i Şerhu Hutbeti'l-Beyân li'l-Hüsâm el-Bitlisî", Konya Bölge Yazma Eserler Ktp. Akseki, nr.: 164, vr. 267-268)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |