EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMܒL-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (106)

Bandırmalı-zâde Hâşim Mustafa el-Üsküdârî -kuddise sırruh- (1)

 

HAYÂTI ve ESERLERİ

Aslen Bandırma'lı olan ve Osmanlı Celvetî şeyhlerinin en meşhurları arasında yer alan Bandırmalı-zâde Hâşim Mustafa el-Üsküdârî -kuddise sırruh- Hazretleri, bir müddet Üsküdar Tavâşî Hasan Ağa Câmii'nde irşadla meşgul olduktan sonra, Celvetî silsilesi meşâyıhından olan babası Nizâmeddîn Efendi'nin vefâtı üzerine post-nişîn olmuş ve Tasavvuf'ta melâmîlik yolunu tutmuştur.

Tasavvufî mâhiyette manzum ve mensur eserler kaleme alan Hazret, pederi ve mürşidi Nizâmeddîn Celvetî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin Üsküdar'da bulunan ve daha çok "Bandırmalı Tekkesi" adıyla anılan asitânesinde irşad faaliyetlerini ömrü boyunca aralıksız olarak sürdürdükten sonra, 1783 (H. 1197) senesinde ebedî âleme göçerek buradaki türbeye defnedildi.

İlâhî ilham ve vâridâta mazhar olmuş büyük Celvetî şeyhlerinden biri olarak tanınan Üsküdârî Mustafa Efendi, gönlüne gelen mânevî hâlleri "Vâridât-ı Mensûre", ya da diğer adıyla "Envârü'l-Melâmiyyûn" ismini verdiği eserinde toplamış ve Cifr ilmi hakkında "Ankâ-i Mağrib" adında bir risâle yazmıştır.

Mensur olarak te'lif ettiği bu iki eseri dışında, ayrıca tasavvufî şiirlerini ihtivâ eden bir de "Dîvân"ı vardır.

 

 

"HÂTEMÜ'L-EVLİYÂ" HAKKINDAKİ
BEYÂN ve İFŞAATLARI

Tasavvuf yolunda melâmîliği benimseyen ve bu etki eserlerinde de açıkça müşâhade edilen Bandırmalı-zâde Hâşim Mustafa el-Üsküdârî -kuddise sırruh- Hazretleri, zaman zaman melâmîlikle ilgili meseleleri "Hâtemü'l-velâye" mevzusu ile birarada değerlendirmiş ve bu arada mühim sırlar ifşâ etmiştir. "Vâridât-ı Mensûre" adlı eserinde bu hususta geniş tafsilâta yer verdiği görülmektedir.

 

"Hâtemü'l-Velâye"nin İrşâdıyla
Vuslata Erişen "Tahkîk Ehli":

Bandırmalı-zâde Hâşim Mustafa el-Üsküdârî -kuddise sırruh- Hazretleri "Vâridât-ı Mensûre" adlı eserinde Allah-u Teâlâ'ya vâsıl olan tahkîk ehlinin, melâmîlerin en ulularından olan Hâtemü'l-evliyâ'nın irşâdıyla, Hâtemü'l-enbiyâ Aleyhisselâm'ın yolu ve meşrebi üzere bu gâyeye erişebildiklerini ifâde ederek şöyle buyurmuştur:

"Melâmîlere göre Vahdâniyyet ilmi 'irfânın zevkine bedeldir ve bu ehline ma'lûmdur. Zîrâ sûfîlik mesleği ve meşrebi Hazret-i 'Îsâ -salavâtu'llâhi 'alâ Nebiyyünâ ve 'aleyh- mesleği üzere; riyâzetler, müşâhadeler ve türlü mücâdeleler, vâridâtlar, zikirler, esmâ, envâr, nefis tezkiyesi ve kalb tasfiyesi ile dünyayı terk ve uzletten ibârettir. Ancak bu, zâhirî ilimlerle de alâkalıdır ve ahkâm ile tatbik edilir. Ammâ tahkîk ehlinin mesleği ve meşrebi, melâmîlerin en ulularından olan, evvelkilerin ve sonrakilerin ilimlerinin vârisi Hâtemü'l-evliyâ'nın:

'Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanınız!' (Münâvî, "et-Te'ârîf", s. 564)

Sırrına mazhar irşâdıyla zuhûr edenler, Hâtemü'l-enbiyâ'-i ve'l-mürselîn'in meslek ve meşrebi üzere eşyânın yaratılışına vâkıf ve menzillerin cümlesine kâşif, tüm mertebe ve menzillerden geçip, Ulûhiyyet kubbelerinde gizlenip:

'Ben kulumun zannına göreyim.' (Buhârî-Müslim)

Delâletiyle, Vahdâniyyet zevki ve 'ilm-i 'irfânları ile Mahbûb-ı Hakîkî'ye vâsıl olmaya âmil olanlardır. Onların bidâyet ve meslekleri Hatm-i nübüvvet'in bâtını olan Hatm-i vilâyet'tir. İrşâda kâbil olanlar ise bu ince sırrın vâridâtını idrâk edenlerdir." ("Envârü'l-Melâmiyyûn", Millet Ktp. Ali Emîrî, Manzum, Mecmû'a, nr.: 737, vr. 151a)

 

İlm-i İlâhî'ye Mazhar Olan ve
"En Büyük Emânet"i Taşıyan "Cevher-i Yektâ":

Üsküdârî Mustafa Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri "Vâridât-ı Mensûre"de yer alan başka bir beyânında, İlâhî ilme mazhar olan Hâtemü'l-evliyâ'nın "Emânet-i kübrâ"yı, yâni "En büyük emânet"i taşıdığına işâret etmiş; onun yalnız bâtınî verâset yönünden değil, nesep itibâriyle de Hâtemü'l-enbiyâ'nın vârisi olduğunu ifşâ etmiştir:

"Bâtındaki beş hissin her biri bir cevherdir; beş hâssası vardır, her bir hâssasına da bir isim verilir.

Bir mertebe tâbir eylerler ki, o cevher-i yektâ daha önce yukarıda zikrolunan 'ilm-i İlâhî'nin elbisesidir, ağacın tohumunun zuhur ettiği mezrâlardır ve 'Emânet-i kübrâ'; yâni 'En büyük emânet' de odur. Nübüvvet sûretleri ve velâyet sûretleri elbisenin değişmesinden ibârettir. Sûretler mertebeleri üzere nice dursa, İlm-i İlâhî'nin hâmili (taşıyıcısı) Hâtemü'l-evliyâ'dır; sırca (bâtın îtibârıyla) da, nesilce (soyca) da Hatmü'l-enbiyâ'nın vârisidir.

'Allah îmân edenlerin Velî'sidir.' (Bakara: 257) sırrı, bu söz için âdil bir şâhiddir. İyi anla!.." ("Envârü'l-Melâmiyyûn", Millet Ktp. Ali Emîrî, Manzum, Mecmû'a, nr.: 737, vr. 151b-152a)

 

"Hâtem-i Velâyet" Sırrını
Açıklayan Ağaç Temsili:

Hazret "Envârü'l-Melâmiyyûn"un bir başka noktasında zâhirde ve bâtında beş his bulunduğunu, bâtındaki hislerin zâhirdekilerin de taşıyıcısı olduğunu ifâde etmiş ve "Hâtemü'n-nübüvve" ile "Hâtemü'l-velâye"nin durumunu bir ağaca benzeterek, Hâtemü'l-evliyâ'ya tahsis edilen mertebenin ağacın tohumu, onun zâhiri olan "Hâtemü'n-nübüvve"nin ise onun kökü, dalları, yaprakları ve meyveleri olduğunu; tohumun ağaçtan, ağacın da tohumdan ayrı düşünülemeyeceğini haber vermiştir:

"Bil ki, müfredât terkibinden olan bâtındaki beş his, zikredildiği üzere, zâhirde beş his şeklinde meydana çıkmıştır ki, bunlar bâtının 'aksi (yansıması) ve mertebeleridir. Bâtındaki beş his âhiret 'âlemi, zâhirdeki beş his ise dünya 'âlemidir ve zâhirî hisler bâtınî hislerin taşıyıcısıdır, onunla fiile dönüşür ve ma'lûm olur. Ve bu bâtınî hisler bir tohumdur ki, zâhirdeki beş his ağaçtır ve nice vasıflar ve İlâhî ahlâk, baştan başa 'İlm-i İlâhî ve 'sadr' onun meyvesidir. Meyve ağacı, ağaç meyveyi kuşatıp ihâta etmiştir.

İmdi o sonun son olan 'İlm-i İlâhî'si, Hâtem-i sırr-ı velâyet'tendir; o, zâhirdeki ve bâtındaki hisleri ve dalın-budağın, kökün, yaprakların ve çiçeklerin hepsini izhar eden ve ihâta eden ağaçtır." ("Envârü'l-Melâmiyyûn", Millet Ktp. Ali Emîrî, Manzum, Mecmû'a, nr.: 737, vr. 152a)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |