TASAVVUF’UN ASLI
HAKİKAT VE MARİFETULLAH İNCİLERİ

Veliler de Üç Kısımdır (2)

 

Geçen aydan kaldığımız yerden devam ediyoruz:

 

2. Sehm-i Nübüvvetine Vâris Olanlar:

Bunlar zâhirî ilme sahiptirler, faydalı ilim diye tarif edilen ilme de mazhardırlar. Hakiki âlimler bunlardır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

"Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız ve Allah'a inanırsınız." buyurmaktadır. (Âl-i imrân: 110)

Hiç kimseden menfaat beklemez. Okuttuğu ilimden aslâ ücret almaz. Her işleri yalnız ve yalnız rızâ-i Bâri'ye dayanır, bütün icraatları liveçhillâhtır.

"Onlar Kur'an ehli, Allah ehli ve Allah'ın has kullarıdır." (İbn-i Mâce: 215)

Diye Hadis-i şerif'te tarif edilenler bunlardır. Hem zâhirî, hem de bâtınî ilme sahiptirler.

Kur'an-ı kerim'in hükümlerini yaşarlar. Bütün iş ve icraatlarını ahkâma uydururlar. Halka nur saçarlar, beşeriyeti irşad ederler. Bunlar irşad memurlarıdır. Sayıları pek azdır.

Allah-u Teâlâ Peygamber Aleyhimüsselâm Hazerâtı'nı derece derece kıldığı gibi, Evliyâullah Hazerâtı da derece derecedir. Birisine verdiğini diğerine vermemiştir.

İrşad için vazifelendirdiği velileri ikinci deviri tamamlatıp üçüncü devire düşürmüş, onu halk arasına sürmüştür. O irşada mezundur ve mecburdur, diğerleri mecbur değildir. Onlar kemâlini bulmuştur, derecesine kavuşmuştur, fakat vazifeli değildirler.

Meselâ resul ilâhî tebliğe memurdur, nebi ise irşada mezun değil izahata mezundur. Böyle olduğu gibi diğer veliler de irşada mezun değil, ıslahata memurdur.

 

3. Sehm-i Velâyetine Vâris Olanlar:

Bunlara mukarrebun denir. Allah-u Teâlâ'nın sevdiği, seçtiği veli kullarıdır, makamları çok âlidir, daima huzurda, huşudadırlar. O huzurdan ayrılmak istemezler. Kendilerine gelen emir ve ilhama bakarlar. Fakat irşad memuru değildirler, halk ile hiçbir ilgileri yoktur.

Âyet-i kerime'de:

"Eğer bilmiyorsanız dini müşküllerinizi ehl-i zikirden sual ediniz." buyuruluyor. (Nahl: 43 - Enbiyâ: 7)

Allah-u Teâlâ'nın bildirdiği kadar gizli sırlara vâkıftırlar. Fakat vukufiyetlerini ifşâ etmezler. Bilir, fakat kendi hududunda kalır.

Ehl-i zikirden murad evliyâullah hazerâtıdır.

Bunlar Allah-u Teâlâ'nın huzur-u izzetine kadar çıkardığı kimselerdir.

Bu sevgili kullarını daire-i saadetine almış, merkez-i selâmetine çıkarmış, huzuruna kadar almış ve en büyük saâdetine eriştirmiştir.

"Onlar sıdk makamında kuvvet ve kudret sahibi hükümdarın huzurundadırlar." (Kamer: 55)

Kimi sevmişse onu seçmiş, kimi de seçmişse onu kendisine çekmiştir. Huzur-u ilâhisine ancak sevdiğini, seçtiğini alır.

Allah-u Teâlâ bu sevdiği kullarını kendine çektiği için, içini nurlandırmış, her türlü ahlâk-ı zemime'den temizlemiş, ahlâk-ı hamide'ye de nâil etmiş:

"Allah dilediği kimseyi nuruna kavuşturur." (Nur: 35)

Âyet-i kerime'si mucibince o kul Allah-u Teâlâ'nın nuruna ve lütfuna kavuşmuştur.

Bu gibi kimselerin dünyadaki durumları da budur, ahiretteki durumları da budur. Aynı durum dünyadan ahirete intikal etmiştir.

b. Kemâl:

Gayrıya tecavüz etmez, hududunu muhafaza eder, yol tarif eder, fakat mürid götürmeye sahib-i salâhiyet değildir. Yolu öğrenmiştir, kendisine tâbi olanlara yolu tarif eder, "Bu yoldan git!" der, müridi götürmeye muktedir değildir.

c. Mukallid:

Bugün sahayı işte bu mukallidler istilâ etmiştir. Zan ile hareket ederler, hiçbir iş ve hareketleri ahkâm-ı ilâhî'ye uymaz.

Bir temsil getirelim. Bal arısı bal yapar, eşek arısı da vızıldar. Karşıdan gören onları bir gibi zanneder. Ehl-i hakikat bunları ayırt eder.

Bunun içindir ki tarikat bir tatbikattır, nazarî bilgilerle anlaşılmaz. Tadılmadıkça, yaşamadıkça lezzeti bilinmez.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |