EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMܒL-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (105)

Karabaş Velî -kuddise sırruh- (4)

 

Osmanlı dönemi Halvetî şeyhlerinin önde gelenlerinden olan Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Kâşifü'l-Esrâr" adlı "Fusûs şerhi"nde, Hâtemü'r-rüsul ve Hâtemü'l-evliyâ'nın ilim ve mertebesi hakkında ortaya koyduğu güzîde ifşaatlarını size arzetmiştik.

Hazret'in, Zâtî tecellî'nin hakîkati ve "Hâtemü'l-velâye"nin mâhiyeti ile ilgili karmaşık meselelere son derece mühim te'vil ve izâhlar getirdiği bu eserindeki ifşaatlarından sonra, son olarak "Mağzu'l-Fusûs" adlı eserinde yer alan beyan ve ifşaatlarını da nakletmeye çalışacağız.

 

KARABAŞ VELÎ -Kuddise Sırruh- HAZRETLERİ'NİN
"MAĞZU'L-FUSÛS" ADLI ESERİNDE YER ALAN İFŞAATLARI

Şeyhü'l-ekber Muhyiddîn İbnü'l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Fusûsu'l-Hikem"inde beyan buyurduğu, "Hâtemü'r-risâle" ve "Hâtemü'l-velâye" mertebeleri arasındaki ilgiyi ve münâsebeti ortaya çıkaran beyanlarını ustalıkla şerheden Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri, bu eserinde yaptığı te'vil ve izahların ışığında "Fusûsu'l-Hikem"de yer alan ilimleri tasnif etmek gâyesiyle "Mağzu'l-Fusûs" adlı eserini kaleme almıştır.

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri, bilinen yegâne nüshası Üsküdar Hacı Selîm Ağa Kütüphanesi, Hüdâyî Efendi kısmı, 309 no'da kayıtlı bulunan ve bizzat müellif hattı olduğu anlaşılan bu eserinin ünvan yaprağında: "Vakf itdüm eş-Şeyh Mahmûd Efendi'ye, ve evlâdlarına ve fukarâsına kırâ'atını şart itdüm." demek sûretiyle, kitabı Azîz Mahmûd Hüdâyî -kuddise sırruh- Hazretleri ve ihvânına hediye ettiğini açıkça bildirmiştir.

"Mağzu'l-Fusûs"un baş tarafında, "Fusûsu'l-Hikem"in "Şît Aleyhisselâm Fassı"nda on yedi ilim bulunduğuna ve bunlardan on ikincisinin "Hâtemü'r-rüsul ve Hâtemü'l-velâye ilmi" olduğuna işâret eden Hazret (vr. 1b), meseleye "'İlm-i Hâtemü'r-rusül ve Hâtemü'l-velâye" başlığı altında giriş yaparak (vr. 13b-14a), "Kâşifü'l-Esrâr"da verdiği bilgileri bir bakıma hülâsa etmiştir.

 

Mahlûkât İçinde "Hâtemü'l-Velâye"nin
Fevkinde Mertebe Yoktur!

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri "Mağzu'l-Fusûs" adlı eserinde "Hâtemü'r-rusül" ve "Hâtemü'l-evliyâ" sıfatının kimlerde tecellî ettiğine işâret ederek, Zâtî tecellî nedeniyle mahlûkât içerisinde bu mertebenin fevkinde bir mertebe bulunmadığını haber vermiştir:

"Hâtemü'r-rusül, nübüvvetin kendisiyle hatmedildiği kimsedir; Hâtemü'l-velâye ise, İlâhî sıfatları bünyesinde toplayan 'Zât' ismine mazhar olan kimsedir. Ona 'tek imam' adı verilir. Bu sâyede 'Velâyetin Hâtem'i' de olunduğu için, mahlûkât içerisinde bunun fevkinde bir rütbe yoktur.

Ey nazar sâhibi!

Bu gönderme va anlayışta: 'Şeyhler yaratılmış olanların en kâmilleridir.' sözüne göre, Şeyh'in -kuddise sırruhû- ezelden ebede kadar devâm eden nübüvvet ve velâyet hakkındaki sözüne bir nazar et! Zîrâ Hâtemü'r-rusül Hâtemü'l-velâye'den öğrendiği için, 'Şuhûd ilmi'ni bilenler ancak onların ikisidir. O tıpkı Hızır -'aleyhisselâm- ile Mûsâ gibi; Şerî'at husûsunda Hâtemü'r-rusül'e tâbî bir kimse olarak, [ilmini] 'Ehadiyyet'in kaynağından elde eder. 'Velî' Allah-u Teâlâ'nın sıfatlarından bir sıfat olduğu için durum buna göre şekillenir." ("Mağzu'l-Fusûs", Üsküdar Hacı Selim Ağa Ktp. Hüdâyî Efendi, nr.: 309, vr. 14a)

 

"Hâtemü'r-Risâle"nin Mâhiyeti ve
"Hâtemü'l-Velâye" ile Münâsebeti:

Hazret "Mağzu'l-Fusûs"ta yer alan başka bir beyânında, Hâtemü'r-rusül'ün "Hâtemü'l-velâye" mertebesine mahsus İlâhî ilimleri kendi velâyetine vâris olan Hâtemü'l-evliyâ'dan elde ettiğini beyan etmiş; ancak bu durumun, Hâtemü'r-rusül'de bir noksanlık bulunduğu anlamına gelmeyeceğini ifâde etmiştir:

"İlâhî isimleri kendisinde toplamış bulunan Hâtemü'r-rusül, kendi velâyetinde olanı başkasından elde edince, onun için bir iliştirilme ve verilme durumu ortaya çıkar. Ancak bu, onunla ilgili olarak aslâ bir noksanlığı gerektirmez, zîrâ onun için noksanlık diye bir şey yoktur.

Çünkü:

'Levlâke' = 'Sen olmasaydın…' onun durumu hakkındadır.

O'nun -Aleyhisselâm-:

'Ben Allah'tanım, mü'minler de bendendir.' buyurması da bunu tasdîk eder.

Hâtemü'l-velâye de mü'minlerden birisidir; o, onun güzelliklerinden bir güzelliktir. Buna göre Peygamber'imiz -Aleyhisselâm- mevcûdâtın aslıdır. Bize göre bu, Zât denizinin hakîkat noktasından sıfatların zuhûru için dalgalandığı vakit, Ceberût âlemine ulaşarak Muhammed -Aleyhisselâm-ın rûhunu tasvir etmesi, sonra onun bir ta'ayyün hil'atı kılınmayıp 'Zât' ismiyle isimlendirilmesi, sonra da ona Şerî'at'tan ibâret olan sûrî ve velâyetten ibâret olan mânevî da'vet olmak üzre iki da'vetin verilmesidir.

O -Aleyhisselâm-:

'Ben ruhların babası, eşyânın anasıyım.' buyurduğu için, onun zâhiri Hâtemü'r-rusül, bâtını ise Hâtemü'l-velâye'dir.

Şerî'atı alan herhangi bir kimse ancak ondan alır; velâyeti alan herhangi bir kimse de yine ancak ondan elde eder. Lâkin onun da 'Ehâdiyyet' ve Vâhidiyyet' olmak üzere iki makâmı vardır. Velâyet 'Ehadiyyet"ten alınır, Şerî'at 'Vâhidiyyet'ten alınır. Müşâhâde ilminin alınması için bir kimse takdir edilince, onun zâhiri bizim zâhirimiz, bâtını da bizim bâtınımız olduğu için, Şerî'at ve sır başka türlü alınamaz. İşte buna göre Peygamber -Aleyhisselâm-ın da iki makâmı vardır." ("Mağzu'l-Fusûs", Üsküdar Hacı Selim Ağa Ktp. Hüdâyî Efendi, nr.: 309, vr. 14a-14b)

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Hâtemü'l-velâye" hakkındaki ifşaatları, "Mağzu'l-Fusûs"ta yer alan bu beyanları ile sona ermektedir.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |