EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMܒL-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (102)

Karabaş Velî -kuddise sırruh- (1)

 

HAYATI ve ESERLERİ

1611 yılında Malatya'da dünyaya gelen Hazret, Osmanlı âlim ve mutasavvıflarının en meşhurlarından biri olup, asıl imi Ali Alâedddîn'dir. Siyah Halvetî sarığı sardığı için, halk tarafından "Karabaş Velî" diye isimlendirilmiş; çok uzun boylu bir zât olduğu için de, yaşadığı dönemde kendisine "Aliyyü'l-Etvâl"; yâni "Uzun Ali" lâkabı verilmiştir.

Aslen Arapkir'li olan Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri ilmî tahsilini İstanbul'da tamamlamış; sonra da tasavvuf'a gönül vererek Kastamonu'ya gidip, Şeyh Şâbân-ı Velî -kuddise sırruh- Hazretleri'ne intisab etmiş ve 1631 yılında halifeliğe yükseltilmiştir. Bu sıralarda yirmi yaşlarında olması, onun çok büyük bir istidâda sâhip olduğunu gösterir.

Mânevî bir işâretle Üsküdar'a yerleşen Hazret, 1674 senesinde Vâlide'-i Atîk dergâhı şeyhliğine tâyin edilmiş; burada bir taraftan ilim ve irşadla meşgul olurken, diğer taraftan da yazdığı eserlerle etrâfını nurlandırmaya gayret etmiştir. Onun irşad ve sohbet meclislerine devrin pâdişâhı Sultan Dördüncü Mehmed de iştirâk etmiştir.

Eserlerinde o kadar gizli ve ince noktalara girmiştir ki, bir kitabında "Herkeste fındık kadar Allah'tan bir parça vardır." dediği için, 1680 yılında Limni adası'na sürgüne gönderilmiştir.

1685 yılında Hacc'a giden Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri, dönerken Mısır'a çok yakın bir belde olan "Kal'a'-i Nahl" mevkiinde ebedî âleme göçetmiştir.

Çoğu bâzı zâtların eserlerine yazmış olduğu şerhlerden meydana gelen kitap ve risâlelerinin en meşhurları; "Fusûsu'l-Hikem"i şerhetmek maksadıyla yazdığı "Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs" ve bu şerhteki izah ve te'villerin hülâsasını ihtivâ eden "Mağzü'l-Fusûs" ile; "el-Mi'yârü't-Tarîka", "Risâle fî Usûli'l-Erba'în", "Risâletü'l-Berîkıyye fî Kasîdetü'l-'Âşıkiyye li'ş-Şeyhu'l-ekber", "Şerh-i 'Akâ'idü'n-Nesefî bi'l-Lisâni't-Tahkîk" ve "Tarîkat-nâme" kitaplarıdır.

Bunların dışında "Tefsîr-i Sûre'-i Tâhâ" ve "Ta'bîr-nâme" adında iki kitabı; semâ ile ilgili kısa bir eseri ve iki küçük risâlesi daha vardır.

 

"HÂTEMÜ'L-VELÂYE" HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs" adlı eserinde, Hâtemü'r-rüsul'ün temsil ettiği "Hâtemü'n-nübüvve" mertebesi ile Hâtemü'l-evliyâ'nın temsil ettiği "Hâtemü'l-velâye" mertebeleri arasındaki farklı sarîh bir üslûpla beyân etmiş; Hâtemü'l-evliyâ olan zâtın ilmi, mertebesi ve tecelliyâtı hakkında son derece mühim ipuçları vermiştir.

 

Velâyet'in Gözüktüğü "En Yüce Ufuk":

Karabaş Velî -kuddise sırruh- Hazretleri "Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs" isimli eserinde, peygamberlerin ve velîlerin Hâtem'ine tahsis edilen lütfun başkaları için geçerli olmadığını, nübüvvet ve risâlet kanalının Hâtemü'rüsul olan Muhammed Aleyhisselâm'a, velâyet kanalının ise onun bâtın Şerî'at'ına vâris olan Hâtemü'l-evliyâ'ya tahsis edildiğini ortaya koymuş; velâyet mertebelerinin gözüktüğü en yüce ufkun ona tevdî edildiğini beyan buyurmuştur:

"Peygamberlerin ve velîlerin bu iki Hâtem'ine tahsis edilenin, ikisinden başkasına akıtılması sözkonusu olamaz. Bilâkis onun hâlinin ve elde edilişinin zorluğu apaçıktır.

Çünkü kanal ikidir:

Nebîlerin ve risâletin kanalı, onlarla ilgili olan her şeyin elde ettirildiği ve emânet edildiği Efdâlü'l-Kâinât Muhammed Mustafâ Aleyhisselâtü Vesselâm'dır. Velâyet kanalı ise Hâtemü'l-evliyâ olan bir imamdır. O Hâtemü'r-rüsul'ün bir parçası, tâbisi ve aynı zamanda onun bâtın şeriatı husûsundaki vârisidir. Onunla ilgili olarak; 'Kitap ile gönderilen peygamberler dahî o (ilmi) Hâtemü'l-evliyâ mişkâtından görürler.' denilmiştir. Yâni velâyet sıfatı ile muttasıf olmayan, müşâhade ilmi kendisi için mümkün olmayıp Ehâdiyyet makâmında duramayan biri, en düşüğünden en yükseğine varıncaya kadar, onu ancak en yüce ufuktan görebilir." ("Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs", Hacı Mahmud Efendi, nr.: 2225, vr. 24b)

 

Hâtemü'l-Evliyâ'ya Tahsis Edilen
"Zâtî Tecellî"nin Keyfiyeti:

Hazret "Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs"ta yer alan diğer bir beyanlarında Zâtî tecellî'nin Hâtemü'l-evliyâ olan zâtta zuhûr ettiğini, Hâtemü'r-rüsul Aleyhisselâm'ın, Zât'ın mazharı olan bu velî ile birleşince hem Zât'a, hem de sıfatlara mazhar olduğunu beyân ederek, "Hâtemü'l-velâye" mevzusu ile ilgili en gizli sırlardan birini gözler önüne sermiştir:

"Allah'ın sıfatı değil, resullerin ve nebîlerin sıfatı olduğu için; risâlet ve nübüvvetin her ikisi de kesilmiştir. Velâyet ise O'nun ezelî ve ebedî sıfatıdır; dünyâda da, âhirette de kesilmez. Bunun içindir ki müşâhade ilmini alan bir kimse ancak ondan (Hâtemü'l-evliyâ'dan) alabilir.

Zât'a mazhar olan Hâtemü'l-velâye Hâtemü'r-resul'e tâbî olursa; Hâtemü'r-rüsul hem Zât'a, hem de sıfatlara mazhar olur. Zât'ın mazharıyla birleşinceye kadar, yalnız sıfatlarda bulunduğu zaman müşâhadesi mümkün olmaz.

İşte bu ulu mertebeyi göremeyen kimse, Zât'a mazhar bir kimse oluşuna nisbetle ancak ondan görebilir." ("Kâşifü'l-Esrâri'l-Fusûs", Hacı Mahmud Efendi, nr.: 2225, vr. 24b-25a)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |