İSLÂM İLMİHALİ

ALLAH-U TEÂL’NIN
PEYGAMBERLERİNE İNANMAK

 

• Hakk Celle ve Alâ Hazretleri kendi varlığını ve birliğini bilmeleri, kendisine ibadet ve taatta bulunmaları için insanları yaratmıştır.

Binaenaleyh bir insan aklını-fikrini güzel kullandığı takdirde muhakemesiyle bir yaratıcının varlığını sezer. Akıllara durgunluk veren bu muhteşem kâinatın muazzam bir yaratıcısı olduğunu kavrayabilir.

Fakat O'nun kabul edeceği şekilde iman etmenin yolunu, emirlerinin ne şekilde tecelli edeceğini, rızâsına uygun olan ibadetlerin nelerden ibaret olduğunu bilemez. Fıtratına aykırı olarak ömür sürer de farkında olmaz.

İşte Cenâb-ı Hakk insanların hakikati bulmaları, dünyada güzel bir düzen içinde yaşamaları, âhirette de selâmete ermeleri için fazl ve keremi ile varlığından insanları haberdar etmiştir.

Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:

"Biz peygamberleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ta ki, bu peygamberlerin gelişinden sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri kalmasın. Allah Azîz'dir, hükmünde hikmet sahibidir." (Nisâ: 165)

• İnsanlar hak din üzerinde idiler. Sonradan ihtilâf ve tefrikaya düşerek doğru yoldan saptılar. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ onlara azabı ile korkutan ve rahmetini müjdeleyen peygamberler gönderdi.

Âyet-i kerime'sinde buyuruyor:

"İnsanlar bir tek ümmet idi. Allah müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi." (Bakara: 213)

• Hazret-i Allah peygamber gönderip de emir ve yasaklarını duyurmadıkça hiçbir ferde ve topluluğa azab etmez. Edecek olsaydı onlar şöyle diyebilirlerdi:

"Ey Rabb'imiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, böyle zelil ve rezil olmadan evvel âyetlerine uysaydık." (Tâhâ: 134)

Bu duruma göre kıyamet günü hiçbir ferdin mâzeret beyan edip uhrevî mesuliyet ve felâketten kurtulması mümkün olmayacaktır.

Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:

"Geçmiş her ümmet için mutlaka bir uyarıcı peygamber gelip geçmiştir." (Fâtır: 24)

"Biz bir peygamber göndermedikçe kimseye azab etmeyiz." (İsrâ: 15)

• En basit ve kolay işlerde bile bir kılavuza muhtaç olan insanın, ebedî hayatını ilgilendiren gayb âlemine ait en mühim bir mevzuda da mutlaka bir rehbere ihtiyacı vardır.

• Peygamberlik Allah-u Teâlâ'nın bir inâyetidir, bir lütf-u ihsanıdır, çalışmakla elde edilmez. Dilediği kullarını irşadla vazifelendirmiştir.

Âyet-i kerime'de:

"Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir." buyuruyor. (En'âm: 124)

• Onlar en yüksek ahlâka ve vasıflara sahip mümtaz ve müstesnâ insanlardır. Her biri birer numunedir.

Âyet-i kerime'lerde buyuruluyor:

"Onlar bizim katımızda seçilmişlerden ve hayırlılardan idiler." (Sa'd: 47)

"Onlar hepsi salihlerdendi." (En'âm: 85)

• İnsanların en hayırlıları ve en seçkinleridirler. Allah-u Teâlâ onları bizzat ayırıp kendisi terbiye etti. Beşeriyetin ilk mürebbileridirler.

Âyet-i kerime'sinde:

"Her birine âlemlerin üstünde meziyetler verdik." buyuruyor. (En'âm: 86)

• Her hususta doğru sözlüdürler, aslâ yalan söylemezler. Her türlü itimada haiz olup, istikametten ayrılmazlar. Masumdurlar; günah işlemezler. Son derece iffet ve ismet sahibidirler. İnsanların en zekisi ve en akıllılarıdırlar. Kuvvetli bir iradeye sahiptirler. Allah'tan aldıkları emir ve nehiyleri olduğu gibi insanlara bildirirler. Âyet-i kerime'de:

"Onları emrimizle doğru yolu gösterecek rehberler kıldık." buyuruluyor. (Enbiya: 73)

• Hazret-i Allah peygamber olarak vazifelendirdiği bu seçilmiş kullarının nübüvvetini halka ispat için onları mucizelerle desteklemiştir.

Âyet-i kerime'de buyuruluyor:

"Gönderilen peygamber kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti. Mutlaka kendilerine yardım edilecektir." (Sâffât: 171-172)

Mucize, Peygamber Aleyhimüsselâm Hazeratı'nın ellerinde husule gelen harikulâde hallerdir. Onlardan başka hiç kimsede zuhur etmez.

İki kısımdır: Birisi Allah-u Teâlâ'nın, peygamberine nübüvvetlerini ispat için verdiği mucizeler. Diğeri ise, insanların iman edebilmeleri için kendi arzuları üzerine peygamberlerden istedikleri mucizeler.

Birinci kısım mucizeye iman etmemenin cezası hemen verilmemiş, kendi arzuları ile mucize istedikleri halde inanmayanlar ise kısa zamanda helâk olmuşlardır. Salih Aleyhisselâm'ın devesi ikinci kısım mucizedendir. Mucizelerin peygamber efendilerimizle alâkası, onların ellerinde zuhur etmesidir. Hakikatte Hazret-i Allah'ın ezelî ve ebedî kudretinin o andaki tezahüründen ibarettir.

Bu seçkin insanlar mucize göstermek için en ufak bir yorgunluk duymamışlardır.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in ayın ikiye bölünmesi için parmağı ile işaret etmesi, yağmur yağması için Rabb'ine duâ etmesi, mübarek parmaklarından suların fışkırması... Musa Aleyhisselâm'ın denizin yarılması için asası ile dokunması... Süleyman Aleyhisselâm'ın kuş dilinden anlaması... İsâ Aleyhisselâm'ın Hazret-i Allah'ın izniyle ölüleri diriltmesi bilinen büyük mucizelerdir.

• Harikulâde hallerin Cenâb-ı Hakk'ın izni ve iradesi ile velî kullarından sâdır olmasına ise keramet denir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

"Müminin ferasetinden korkunuz. Çünkü o Azîz ve Celîl olan Allah'ın nûru ile bakar." (Münâvî)

Keramet o velînin tâbî olduğu peygamber için de bir mucize sayılır. Zira o keramet, peygambere uymasının bir mükâfatı olarak kendisine bahşedilmiştir.

Keramet, velî olmanın şartı değildir. Peygamber Efendilerimize mucize izhar etmek vâcip olduğu halde, evliyâullah hazerâtına da kerametlerini gizlemek vâciptir.

Allah dostları olan bu velileri keşif ve kerametleri ile takdir etmek doğru değildir. Bir velide hiç keramet görülmeyebilir de.

İstidrac da keramet gibidir. Fâsık veya kâfir bir kimsenin isteğine uygun olarak vâki olur.

Bir takım riyâzetlerle ruh kuvvet buluyor, nefsi tasarruf altına alıp, eşyaya hâkim olabilme kuvvetini elde ediyor. Bu gibi haller kendilerinin istikâmet üzere olduklarına delâlet etmez. Hiçbir kıymet ifâde etmediği gibi, din ile iman ile de ilgisi yoktur. Kendilerini batırdıkları gibi etraflarını da batırırlar.

Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:

"Kulun mâsiyetlerinde devam ve ısrar etmesine rağmen Allah'ın ona dünyadan ne arzu ederse vermekte olduğunu görürsen, bil ki bu ona Allah'tan bir istidracdır." (Ahmed bin Hanbel)

Bu hâl Hazret-i Allah'ın o kimseye bir mekridir. O onu istemiş, Hazret-i Allah da onu ona vermiştir. Fakat rızâsı yoktur.

• İlk peygamber Âdem Aleyhisselâm'dır. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise yaratılış itibarı ile ilk, peygamber olarak da son peygamberdir.

Hadis-i şerif'lerinde:

"Âdem ruh ile cesed arasında iken ben peygamberdim." buyurmuşlardır. (Ahmed bin Hanbel)

• Bu arada bir çok peygamberler gelip geçmiştir. Kur'an-ı kerim'de isimleri geçen ve kıssaları az veya çok anlatılan peygamberler olduğu gibi, isimleri anılmayan ve kıssaları anlatılmayan peygamberler de vardır.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Resul'üm! Andolsun ki, senden evvel de peygamberler gönderdik. Sana onların kimini anlattık, kimini de anlatmadık." (Mümin: 78)

Sayıları 124 bini bulan bu seçkin rehberler, Rahmet-i ilâhi'nin birer tecellileridirler. Hâlik-ı Azimüşân'ı en iyi bilenler onlardır. Aslında aralarında fark yoktur.

Âyet-i kerime'de:

"O'nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırmayız." buyuruluyor. (Bakara: 285)

Ancak derecelerinin yüksekliğinde, Allah-u Teâlâ'ya yakınlık cihetinden birbirlerinden ayrı yanları vardır.

Bir Âyet-i kerime'de de:

"Biz o peygamberden kimini kiminden üstün kıldık." buyuruluyor. (Bakara: 253)

• Bütün peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimiz belirli bir topluluğa veya bir kaç şehir halkına gönderildiği halde Hâtem-ül Enbiyâ -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bütün insanlığa ve cinlere peygamber gönderilmiştir. Kıyamete kadar gelecek insanların tamamı onun irşad sahası içindedir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

"Resul'üm! Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Ne var ki insanların çoğu bilmezler." buyuruyor. (Sebe: 28)

• Peygamberlere iman etmeyen kimse, Allah-u Teâlâ'ya iman etmemiş olur. Birine iman etmemek de, hepsini inkâr etmek gibidir.

• Acziyetlerini her zaman için itiraf eden, azamet-i ilâhî karşısında korkan ve titreyen bu peygamberler, insanları Allah'ın birliğine davet ve kul olmaya teşvik ettiler.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Resul'üm! Senden evvel gönderdiğimiz her peygambere 'Benden başka ilâh yoktur, bana kulluk edin.' diye vahyetmişizdir." (Enbiya: 25)

Bu vazifeyi yaparken de hiçbir maddi menfaat, hiçbir karşılık gözetmediler.

Hakk'ı tebliğ ettikleri topluluklara:

"Sizden buna karşılık hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükâfatım âlemlerin Rabb'ine âittir." demişlerdi. (Şuarâ: 109)

• Kur'an-ı kerim'de ibretli kıssaları, güzel halleri anlatılmış, yürüdükleri yoldan ve izden gitmemizin, onları numune almamızın gerektiği beyan edilmiştir:

"O peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. O halde sen de onların gittiği doğru yolu tutup onlara uy, o yoldan yürü." (En'âm: 90)

"Peygamberlerin haberlerinden sana anlattığımız her şey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar." (Hûd: 120)

"Bütün peygamberlere selâm olsun." (Sâffât: 181)

• Kur'an-ı kerim'de adı geçen peygamberler:

Âdem Aleyhisselâm, İdris Aleyhisselâm, Nuh Aleyhisselâm, Hud Aleyhisselâm, Salih Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâm, Lut Aleyhisselâm, İsmail Aleyhisselâm, İshak Aleyhisselâm, Yakup Aleyhisselâm, Yusuf Aleyhisselâm, Eyyub Aleyhisselâm, Şuayib Aleyhisselâm, Musa Aleyhisselâm, Harun Aleyhisselâm, İlyas Aleyhisselâm, Elyesâ Aleyhisselâm, Zülkifl Aleyhisselâm, Yunus Aleyhisselâm, Dâvud Aleyhisselâm, Süleyman Aleyhisselâm, Lokman Aleyhisselâm, Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Yahya Aleyhisselâm, Üzeyir Aleyhisselâm, Zülkarneyn Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâm ve Muhammed Aleyhisselâm.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |