A'L SÛRE-İ ŞERİF’İNİN TEFSİRİ-1

 

Sûre-i Şerif’in Takdimi:

Mekke-i mükerreme döneminin ortalarında, müşriklerin inananlara işkence yapmaya başlamaları üzerine nâzil olmuştur. On dokuz Âyet-i kerime, yetmiş iki kelime ve iki yüz doksan bir harften müteşekkildir.

Adını ilk Âyet-i kerime’de geçen “A’l┠kelimesinden alır. “Sebbih” diye başlayan ilk kelimesinden dolayı “Sebbih sûresi” diye de anılır.

Resulullah Aleyhisselâm A’lâ sûre-i şerif’ini çok severdi. Vitir, Bayram ve Cuma namazlarında ve hatta son olarak kıldırdığı akşam namazının ilk rekâtında onu okumuştur.

 

Muhtevâsı:

Bu mübârek Sûre-i celîle, Allah-u Teâlâ’yı noksan sıfatlardan tenzih ederek başlar.

Altıncı Âyet-i kerime’ye kadar Allah-u Teâlâ’nın yüceliği ve azameti misal verilerek beyan edilmektedir.

Dokuzuncu Âyet-i kerime’ye kadar Resulullah Aleyhisselâm’ın kendisine vahyedilen Âyet-i kerime’leri bir daha unutmaması, ezberleyip hafızasına aldığı bildirilmektedir.

On dördüncü Âyet-i kerime’ye kadar öğüt vermenin önemi, ancak Allah’tan korkanların öğüt alacakları, bedbaht olanların kaçınacakları haber verilmektedir.

On sekizinci Âyet-i kerime’ye kadar günahlardan kaçınarak nefsini temizleyen, Rabb’inin adını anıp O’na kulluk eden kimsenin kurtuluşa ereceği, insanoğlunun dünyayı tercih ettiği, fakat ahiretin dünyadan daha hayırlı olduğu açıklanmaktadır.

Mütebâki Âyet-i kerime’lerde ise; bu temel esasların daha önce indirilen mukaddes sayfalarda ve kitaplarda da yer aldığı belirtilmektedir.

 

Tesbih ve Tenzih:

Allah-u Teâlâ müminlere Zât-ı akdes’ini tesbih etmelerini sarîh olarak emir buyurmaktadır:

“O çok yüce Rabb’inin ismini tesbih et!” (A’lâ: 1)

O’nu noksanlıklardan ve yaratıklara benzemek, ortak edinmek gibi kendisine lâyık olmayan sıfatlardan uzak tut.

Allah-u Teâlâ’yı tesbih ve tenzih etmek, müslümanın dünya saâdetini ahiret selâmetini elde etmesinin en güzel vesilesidir.

Allah-u Teâlâ’yı tesbih edip şânına lâyık olmayan vasıflardan tenzih eden, O’nu kemâl ve cemâl sıfatları ile tavsif eden bir müslümanı; umulur ki Allah-u Teâlâ ahlâk-ı zemimelerden, hayvanî sıfatlardan temizler.

Tesbih, tevbenin anahtarıdır, hatta özüdür. Allah-u Teâlâ’yı tesbih ve tenzih etmek günahların bağışlanmasına vesiledir. İnsan bu sayede ruhen inşirah bulur, içi nurlanır, ilâhî lütuflara ve mânevî yardımlara mazhar olur.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu Âyet-i kerime nâzil olunca secdelerde: “Sübhâne Rabbiye’l-a’l┠denilmesini, Vâkıa sûre-i şerif’inin son Âyet-i kerime’si nâzil olunca da rükûda: “Sübhâne Rabbiye’l-azîm” denilmesini emir buyurmuşlardır. (Ahmed bin Hanbel)

Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ- der ki:

“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve askerleri (sefer sırasında) tepeleri tırmandıkça Tekbir getirirler, inişe geçince de Tesbih’te bulunurlardı.

Namaz dahi buna göre vâzedildi.” (Ahmed bin Hanbel)

Yamaçlarda “Allah-u Ekber“ diye tekbir getirirler, inişlerde “Sübhânellah“ diye tesbihte bulunurlardı.

Rivâyet ayrıca namazdaki tekbir ve tesbihlerin de buna benzetilerek namazda yer aldığını belirtmektedir. Yani rükû ve secde hallerinde tesbih, rükû ve secdeden doğrulurken tekbir getirilmektedir.

 

Kaza ve Kader:

Kaza ve kadere inanmak demek, hayır ve şer, iyi ve kötü, acı ve tatlı, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsinin; Allah-u Teâlâ’nın takdiriyle, tertibiyle, dilemesi ve yaratması ile meydana geldiğine inanmak demektir.

“O Rabb ki, yaratıp düzene koymuştur.” (A’lâ: 2)

Her şeyi yaratmış ve onların yaratılışlarını bir düzen içinde yapmıştır. Kişilerin şekil ve şemâlini, güzellik ve çirkinliğini, mutluluk ve bedbahtlığını, hidayet ve sapıklığını, rızkını, ecelini ve diğer hususları ilim ve iradesiyle belli bir ölçü içinde düzenlemiştir.

“Her şeyi takdir edip (plânlayıp) doğru yolu göstermiştir.” (A’lâ: 3)

Kader ve takdir; bir şeyi belirli bir ölçüye göre yapmak, plânlamak, tayin etmek demektir. Sınırlama, ölçü, miktar, emir ve hüküm mânâlarına da gelir.

İslâm dini’ne göre; Allah-u Teâlâ’nın ezelden ebede kadar yaratılmış ve yaratılacak şeylerin yerini ve zamanını, en ince teferruatına varıncaya kadar her şeyi ezelî ilmi ile bilip takdir etmesine kader denir. Ezelde irade ve takdir buyurduğu şeyleri, zamanı gelince Levh-i mahfuz’da yazıldığı şekilde meydana getirmesine de kaza denir.

Bunun delili yine Âyet-i kerime’lerde beyan edilmektedir:

“O Rabb’in ki, topraktan yeşillikleri çıkarmıştır.” (A’lâ: 4)

Elbette onu yerli yerine yerleştiren, yerde bitiren Allah-u Teâlâ’dır. İnsanların bu hususta hiçbir kabiliyetleri yoktur. Aslında onlar tohumu atmaktan, taneyi dikmekten başka hiçbir şey yapmamışlardır.

“Sonra da onu kupkuru siyah bir çöpe çevirmiştir.” (A’lâ: 5)

İşte gerçeklere kulak tıkayan kişiler de böyle çerçöp olup gideceklerdir. İşte dünyanın da hâli budur. Başlangıçta ne kadar güzel de olsa, nihayetinde serap olacaktır.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |