EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMܒL-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (93)

Hüsâmeddîn el-Bitlisî -kuddise sırruh-

 

HAYATI ve ESERLERİ

On dördüncü asrın sonlarında dünyaya gelen Hüsâmeddîn el-Bitlisî -kuddise sırruh- Hazretleri, Bitlis’te dünyaya gelen âlim ve şeyhlerin önde gelenlerindendir.

Asıl ismi Hüsâmeddîn Ali olan Hazret, Bitlis’li olduğu için “Bitlisî” lâkabıyla anılmıştır. Çocukluk ve gençlik yıllarını Bitlis’te geçiren Hazret, bir vesile ile merkezi Diyarbakır’da bulunan Akkoyunlu Devleti’nin en meşhur hükümdârı Uzun Hasan’ın teveccühünü kazanmış ve sarayında bir müddet münşîlik yapmıştır. Uzun Hasan’ın gönderdiği emir ve fermanları kaleme alma görevini yürütürken, cereyân eden olaylar ve şiddetli savaşlardan sonra, devletin merkezî yönetiminin Tebriz’e taşınmasıyla bu beldeye hicret eden Hazret, burada tasavvuf târihinin mümtaz ve müstesnâ sîmâlarından Mevlânâ Abdurrahmân Câmî -kuddise sırruh- Hazretleri ile tanışmış ve onun eşsiz sohbetlerine katılarak büyük bir mânevî kemâlâta ulaşmıştır.

Mevlânâ Câmî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin Osmanlı hânedânına duyduğu sevginin bir tezâhürü olarak, Uzun Hasan’ı mağlup eden Fâtih Sultân Mehmed Hân’a ayrı bir ilgi ve yakınlık duyan Hazret’in şöhreti saraya kadar ulaşmış, tasavvuf ehline saygıda kusur etmeyen Osmanlı yönetimi tarafından büyük bir hürmetle karşılanmıştır.

Vefâtından sonra oğlu İdrîs-i Bitlisî, Sultan İkinci Bâyezîd ve Yavuz Sultan Selîm Han dönemi âlim, müellif ve devlet adamlarının önde gelenleri arasında yerini almış; bilhassâ Sultan Bâyezîd’in emriyle yazdığı “Heşt Behişt” adlı sekiz ciltlik mufassal Osmanlı târihiyle, kısa zamanda pâdişâhın ilgi ve teveccühünü kazanmıştır.

Beyanlarından şeyhi Abdurrahmân Câmî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin tesiriyle, Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin eserlerinden ve meşrebinden çok etkilendiği anlaşılan Hazret; risâlet, nübüvvet ve velâyetle ilgili karmaşık meselelerin çözümünü gâye edinerek “Kitâbu Nassu’n-Nusûs” adında bir eser yazmıştır. Risâle hacmindeki bu eser, müellifin “Nass” adını verdiği küçük bâblardan meydana gelmiş olup, her “Nass”ın sonunda o bölümde anlatılanları ispatlayan bir Âyet-i kerime veya Hadis-i şerif metni yer alır.

 

“HÂTEMܒL-VELÂYE” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI

Peygamberlik ve velîlikle ilgili son derece mühim sırların kapısını aralayan Hüsâmeddîn el-Bitlisî -kuddise sırruh- Hazretleri, “Kitâbu Nassu’n-Nusûs” adlı eserinde risâlet, nübüvvet ve velâyetin ayırım noktaları üzerinde hassâsiyetle durmuş; “Mutlak velâyet”le “Kayıtlı velâyet” arasındaki farkı izâh ederken “Hatemiyyet” mertebesine yükselerek nihâyete eren zâtın, peygamberliğin başladığı noktaya kadar ilerlediğine atıfta bulunmuştur.

 

Mutlak Velâyetle, Hatmiyyet Hazîresindeki
Nübüvvet Dâiresine Ulaşan Kimse:

Hüsâmeddîn el-Bitlisî -kuddise sırruh- Hazretleri “Kitâbu Nassu’n-Nusûs” adlı eserinde; nübüvvet, velâyet ve mutlak velâyet arasındaki farka işâret ederek, mutlak velâyetin “Hatmiyyet hazîresi”nden ileriye geçip, peygamberlerin makâmına kadar erişen velîye tahsis edildiğini haber vermiştir:

“Peygamber’inin nübüvvetinin başlangıcı mutlak velâyettir, velâyetin başlangıcı ise mutlak veya kayıtlı peygamberle ilgili değildir. Nübüvvet derecesi şerîat veya ibârelerle olur.

‘De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tâbî olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın!’ (Âl-i imrân: 31)

Âlemin nizâmının başlangıcı, zâhir olan ‘Nübüvvet’ten ve bâtın olan ‘Velâyet’ten olmak üzere, iki şekilde gerçekleşir. Bunların her ikisi de İnsan-ı kâmil’e nisbet edilir.

‘Allah’ diyen mü’min âlemde vâr olduğu müddetçe kıyâmet kopmaz.’

Tâbîliğin kemâlinin tahsis edilmesiyle peygamber olmayan bir velî, peygamber velâyeti yönünden onlardan bâzısının makâmına kadar erişebilir, onu terbiye edebilir ve kavuşulacak olan gayeye ulaştırıp nihâyete kadar erdirir. Hattâ peygamber, bâzı işlerinde ona tâbî olur. Hakîkatte onun tâbîliği, Allah’ın ayrı ayrı kıldıklarını Allah ile biraraya toplamada ikinci mertebede durmaktır.

‘Sana doğru yol olarak öğretilen ilimden bana da öğretmen için sana tâbî olayım mı?’ (Kehf: 66)

Buna göre, kendisinde topladığı kemâl nedeniyle Peygamber’in velâyeti velînin velâyetinden ve aynı şekilde, nübüvvet velînin velâyetinden daha üstündür. Mutlak velâyet’e gelince; o nübüvvetin kökü ve başlangıcı olduğu için nübüvvetten ve kayıtlı olan velâyetten daha îtibârlı olur. Zîrâ mutlak velâyet, tekliğin ve birliğin sûreti olduğu için, onun sürüp gitmesi ve çoğalması herhangi bir çelişkiye neden olmaz, o onların her ikisini de bizzat hudutlandıran ve belirleyen olur.

Nübüvvetin bâtını velâyettir; onun çokça olan zâhiri ise, mânevî ize varıncaya kadar yönlendiren ve kemâle erdirendir. Ayrıca onun bir kısmı, velâyete aykırı olan şeylerin bir kısmını ortadan kaldırır.

‘Sizin yanınızda olan şey tükenir, Allah’ın katında olan şey ise bâkîdir.’

Hatmiyyet haziresindeki nübüvvet dâiresinin ötesine geçen kimse, ‘Rahmân’ ismine mazhar olacağı bir konağa ulaşır. Bu ise nübüvvet kemâlinin gâyesi ve mutlak velâyetin kendisine bağlanmasıyla, onu sâfîleştirip ayrıştıracak olan ‘Nihâyet’tir. ‘Hiç şüphe yok ki sizin dostunuz ancak Allah’tır ve O’nun Peygamber’idir.’ (Mâide: 55) Yüksek berâberliğin sırrı veyâ sûreti, senin peygamberlerle bir ve berâber olmanın daha da üzerinde olan bir şeydir.” (“Kitâbu’n-Nusûs”, Süleymâniye Ktp. Şehid Ali Paşa, nr.: 1437, vr. 29b-30b)

 

Hâtemü’l-Evliyâ’nın Makâmı,
İhtilâf ve Ayrılıkların Çözüldüğü “Merkez Noktası”dır!

Hazret yukarıdaki sözlerinin hemen ardından Hâtemü’l-evliyâ’ya tahsis edilen bu makâmın, ihtilâfa düşen yolların muhâlif noktalarıyla Ledünnî ilme âit aykırılıkları birleştirip çözen bir “Merkez noktası” olduğuna işâret ederek, sözlerini bu mânâyı pekiştiren bâzı ilâhî hükümlerle desteklemiştir:

“İhtilâfa düşen yollara âit dâirelerin noktaları, çoklukta birliği kuşatan ve değiştirilip dönüştürülemeyen, muhâlefet ve tahrif edilemeyip kendi hâli üzre bırakılan, bildirilmiş nübüvvetin kânûn ve esasları müstesnâ olduğu hâlde, ictihâdî hükümlerinin değişmesine kadar uzanan Ledünnî aykırılıkların bir aracısı ve vâsıtası olan ‘merkez noktası’ üzerinde buluşur ve birbirine kavuşur.

‘‘Dîne bağlı kalın ve dinde ayrılığa düşmeyin!’ diye Nûh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi; İbrâhîm’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya tavsiye ettiğimizi Allah size de dinden bir şerî‘at kıldı.’ (Şûrâ: 13)

‘Müctehid ictihâdında hatâ da eder, isâbet de eder. Sözünde isâbet eden iki sevap alır, sözünde hatâ eden bir sevap alır.’” (“Kitâbu’n-Nusûs”, Süleymâniye Ktp. Şehid Ali Paşa, nr.: 1437, vr. 30b-31a)

 

Velâyet Çiçeklerinin
Toplandığı Makam:

Hüsâmeddîn el-Bitlisî -kuddise sırruh- Hazretleri eserinin başka bir noktasında ise tam ve noksansız bir kemâlâta erişen bu zâtın, arada hiçbir vâsıtanın olmadığı, velâyet çiçeklerinin kendisinden toplandığı ve koparıldığı bir makâma eriştirildiğini beyan buyurmuştur:

“Tam ve eksiksiz kemâl hakkındaki vuslata erişen ârif (ona) eriştiğinde, dışarıdan herhangi bir vâsıta olmaksızın, hâriçten herhangi bir yol göstericiye ihtiyâç duymaksızın, velâyet çiçeklerinin kendisinden toplandığı ve koparıldığı, Nübüvvet mişkâtından ve onun nurlarından iktibas edilmiş bir makâma ulaşır. Onlardan herhangi birinin işini irşâda yönelince, nefsini ıslâh eder ve onu terbiye eder, onun hakkında indirileni takdim eder, onların kelplerini evin önüne sımsıkı bağlar ve onu Rabb’inin yakınındaki bir makâma kadar yaklaştırır. Ârif’in hâli şaşkınlığa yakın bir hâldir, nefis ortadan kalkar ve İlâhî ünsiyetin içinde hayrette kalır; ‘Benimle anlar, benimle işitir, benimle görür, benimle konuşur.’ Hadîs’iyle ahlâklanır.

‘Allah’ın şaşkınlığa düşürdüğü kimseye sen ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamazsın!’” (“Kitâbu’n-Nusûs”, Süleymâniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr.: 1437, vr. 31a)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |