"Çocuklara Ölümü
Küçük Yaşlarda Duyurmalı ve Sevdirmeli,
Yoksa Çocuk Ölümü Unutup Dünyaya Sarılır."
(Ömer Öngüt)

Ölüm, bu fâni âlemdeki hayat yolculuğunun sona ermesi, bekâ âleminde gerçekleşecek ebedî hayatın başlangıç noktasıdır. Ölüm, bu hayatın değişmez kanunudur. Başı olanın mutlaka sonu da olacaktır.

Her doğan ölür; her yeni eskir.

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Her insan ölümü tadacaktır." (Âl-i imrân: 185)

Çocuklarımızın eğitiminde de bu gerçeği onlara öğretmemiz gerek. Fakat çocuklarımıza bu gerçeği öğretirken her yaşın kendine göre bir ölüm kavramı olduğunu bilmekte fayda vardır.

İlk çocukluk yıllarında ölüm korkutucu değildir. Çünkü çok belirsiz ve bulanık bir kavramdır. Fakat buna rağmen ebeveynler olarak bizler bu yaşlarda en azından bir terim olarak ölümü çocuklarımıza öğretmeliyiz. Mesela; ölmüş bir hayvanı göstererek, "Bak! Karınca ölmüş." demeliyiz. Bu yaşlarda ölmüş bir hayvanı "Çocuk korkar, üzülür." diye düşünerek gizlemek, ölümü bilinçli bir şekilde saklamak doğru değildir. Bu yaştaki çocuklar, sorular sorarak bir anlam çıkarmaya çalışırlar, pek de etkilenmiş görünmezler. Genellikle beş yaşından önce "ölüm, ölmek, ölmüş" gibi sözler tam kavranmadan ve duygusuz söylenir. "Ölürsün inşallah!" diyen dört yaşındaki çocuk kızgın görünse de söylediği sözün ne anlama geldiğinin bilincinde değildir.

Üç-dört yaş çocukları için ölüm uzun bir ayrılık ya da dönüşü olan uzun bir yolculuktur. Bu yaşta ölümün yalnız canlılar için değil, cansızlar için de olabileceğine inanılır. Üç yaşında bir çocuk, "Bir adam ölmüş, sonra da evi ölmüş." diyebilir. Ya da bozulan bir oyuncağına "Oyuncağım ölmüş." diyebilir. Bizler bu yaştaki çocuklara ölümün sadece yaşayan canlılar için geçerli olan bir kavram olduğunu ifade etmeye çalışmalıyız. Mesela; "Çiçek ölür, oyuncak kırılır." gibi.

Giderek ölümün uzun bir uyku, kımıldamadan yatma olduğu düşüncesi gelişir. Bu yaş çocukları yere yatar, ölmüş gibi yapar, sonra da ayağa fırlayıp "Bak, dirildim!" derler. Bu çağda ölümün sürekli ve geri dönmez bir olgu olduğu bilinmez. Örneğin; dört yaşında bir çocuk, kafesinde ölmüş bir kuşu "Anne, bak kuşumuz ölmüş!" diye doğru olarak bildirebilir. Ancak biraz sonra "Neden kalkmıyor, kalksın artık!" diye tutturur ya da "İlâç verelim, iyileşsin." diyebilir. Bu yaştaki çocuklarımıza meseleyi tamamen kavrayamazlarsa da, ilâcın hasta yatan canlıları iyileştirmek için olduğunu, ölen bir canlının aslâ bir daha bu dünyada ayağa kalkamayacağını bildirmeliyiz. Çocuk ilerki yaşlarda bilinç altına yerleşen bu bilgilere geri dönecektir.

Beş yaşlarında, ölüm yavaş yavaş korkutucu olmaya başlar, çocuk annesinin babasının ölüp ölmeyeceğini sık sık sorar. Eğer bu yaşlarda anne çocuğunun korkmaması için ölümü uzun bir uykuya benzetirse kimi çocuklar yatağa yatmaktan, uykuya dalmaktan korkabilirler. Gene bu yaşlarda çocuklar gömülmeyle ilgili yanıtlanması güç sorular sorarlar. "Ölülerin toprağın altında nasıl kımıldayabildikleri, ne yiyip ne içtikleri, nasıl hava aldıkları..."na ilişkin sorulardır bunlar. Bu yaşta çocuklarımıza öğreteceğimiz konu: Ölümün bir bitiş, yok oluş, son oluş olmadığıdır. Ölümün bir "Mekân" değiştirmek olduğudur. Ve her mekânın kendine göre bir yaşamı olduğudur. Burdaki en güzel örnek: "Anne karnındaki bebektir..."

Beş-altı yaşlarında, çocuklar ölümle hastalık ve yaşlılık arasında bir ilişki olduğunu kavramaya başlarlar. Yaşlı ve ak saçlı herkesin yakında öleceğini sanırlar. Çizgi filimlerde yutulan canlılar dipdiri çıkar; ezilen, uçuruma yuvarlanan kahramanlar ayağa kalkıverirler. Masal ve öykülerde hep kötüler ölür. Ölüm hep kötü kişiler için bir ceza olarak gösterilir. Böylece çocuk ölümü kendisinden uzak, kendisi ile hiç ilgisi olmayan bir olay olarak tanır. Ve bu konu bilinçli bir şekilde anlatılmaz ise bu düşünce "dünyaya daha da çok sarılan" bir yetişkin olmasına sebep olur. Bu yaşlarda ebeveynlerin yapabilecekleri en güzel şey çocukları ile sık sık mezar ziyaretleri yapmalarıdır. Bu arada ölen küçük çocukların mezarlarını da göstermeyi ihmal etmemelidir.

Genelde sekiz-on yaşlarında ölümün dünyaya geri dönülmez bir son olduğu gerçeği benimsenmeye başlar. Bu yaştaki çocuklarımıza dünyanın bir imtihan yeri olduğunu, ölümle ahirete gidildiğini, Münker-Nekir'den, kabir hayatından, berzah âleminden, hesap gününden, amel defterinden, cennet ve cehennemden bahsetmeliyiz. Güzel ve tatlı dil ile bunları çocuklarımıza öğretmeliyiz. Ölümün Hazret-i Allah'a kavuşmaya vesile olduğunu, şehitliğin değerini öğreterek ölümü sevdirmeliyiz.

Fâni dünya hayatı kadar ebedî olan ahiret hayatını da çocuklarına öğretenlerden olmak ümidi ile...

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |