Bu gibi adamların
söz ve icraatlarına bakın, bir de
Allah-u Teâlâ’nın hükmüne bakın!
Kim olduğunu buradan anlayın.
Suret-i Hakk’tan görünür, “Ben de sizdenim.”, “İslâm hükümlerini değiştirmek gibi bir gayem yoktur.” der. Ancak bütün iş ve icraatları İslâm’a, Kur’an’a terstir. Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerin yerine kendi hükmünü koymaya çalışır. Küfrü üstün tutar. Küffar için çalışmaktan zerre imtina etmez. Çünkü onlardandır.
“Yarattıklarımızdan öyle bir topluluk da vardır ki, onlar Hakk’a iletirler ve hak ile hüküm verirler.” (A’raf: 181)
Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere, Allah ve Resul’ünün hükmünü yaymaya çalışan, Kur’an-ı kerim ve sünnet-i seniyye’ye tam bir teslimiyetle teslim olmuş İslâm önderleri olduğu gibi bir de;
“Biz onları ateşe çağıran önderler yaptık.” (Kasas: 41)
Âyet-i kerime’sinde işaret edilen, küffarın hükmünün yayılması için çalışan, küfrü ve kâfirleri hoş görerek İslâm hükümlerini yıkmaya çalışan nifak önderleri vardır.
Bunu nereden anlarsınız?
Suret-i Hakk’tan görünür, “Ben de sizdenim.”, “İslâm hükümlerini değiştirmek gibi bir gayem yoktur.” der. Ancak bütün iş ve icraatları İslâm’a, Kur’an’a terstir. İmanla küfrü karıştırmaya, Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerin yerine kendi hükmünü koymaya çalışır. Küfrü üstün tutar. Küffar için çalışmaktan zerre imtina etmez. Çünkü onlardandır.
“Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Mâide: 51)
Bir bu gibi adamların söz ve icraatlarına bakın, bir de Allah-u Teâlâ’nın hükmüne bakın!
Bunu bize maletmeyin. Kendi kararınızı kendiniz verin.
Zira Allah-u Teâlâ’nın hükmü budur.
“O’nun sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur.” (Kehf: 27)
Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere Hazret-i Kur’an kıyamete kadar hükmünü sürdürecek, değiştirmeye ve bozmaya hiç kimse güç yetiremeyecektir.
Biz Allah-u Teâlâ’nın hükmünü beyan ediyor ve hatırlatıyoruz. İsteyen kabul eder. İslâm’la işi olmayanla bizim işimiz olmaz. Kim ki ben müslümanım diyorsa, Allah-u Teâlâ’nın hükmünü kabul etmek zorundadır. Laf ile olmaz. İman ile olur. Başka türlü kurtuluş imkânı yoktur.
•
Yukarıda 33-37 nci sayfalarda izah edilen söz ve icraatlarını daha tafsilatlı şekilde ele alıyoruz.
Resulullah Aleyhisselâm’a
İman Etmeyenleri Hoş Göstermek
Âyet-i kerime’yi İnkârdır:
Allah-u Teâlâ Kur’an-ı kerim’inde Peygamber’i Muhammed Aleyhisselâm hakkında birçok Âyet-i kerime nâzil buyurmuştur. Dergimizin ilk sayfalarında genişçe izah edildiği gibi Resulullah Aleyhisselâm’ın Allah katındaki değeri beşer idrakinin fevkindedir. Adem Aleyhisselâm’dan beri bütün peygamberlere Ahir zaman peygamberine iman mükellefiyeti yüklenmiştir. Binaenaleyh Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm’a iman etmeyenlerin imanını kesinlikle kabul etmediği gibi onu incitip üzenlere dahi acıklı bir azap vadetmiştir:
“Allah’ın Peygamber’ini incitip üzenlere acıklı bir azap vardır.” (Tevbe: 61)
Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm hakkında bir başka Âyet-i kerime’sinde:
“Allah’a çağıran (Muhammed’e) uyun ve ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azaptan korusun.” (Ahkâf: 31)
Buyuruyor.
Bütün bu hakikatler güneş gibi ortada olduğu halde Fetullah Gülen ise şu sözü söylemiştir:
“Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslâh etmelidir. Hatta kelime-i tevhidin ikinci bölümünü yani Muhammed Allah’ın resulüdür kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır.” (Küresel Barışa Doğru, 131. sh)
Bu söz bunca Âyet-i kerime’yi inkâr etmek demektir.
Hıristiyan Haçlılar Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e yazı ve karikatür yolu ile çok çirkin iftira ve yakıştırmalar yaptılar. Bu yüzden İslâm dünyası ayağa kalktı. Çünkü onlar İslâm’ı küçük düşürmek için böyle yaptılar.
Bu adam Resulullah Aleyhisselâm’a dâir bu kadar Âyet-i kerime’yi inkâr ediyor da kılınız kıpırdamıyor!
Hâlbuki bunun yaptığı bu karikatürlerden çok daha zararlıdır. Hem inkâr ediyor, hem de bütün etrafını inkâra sevkediyor.
Ey müslüman kardeş!
Sizler de bu inkârcılara hakettikleri nazar ile bakın!
İnsan Allah-u Teâlâ’ya iman edip Resulullah Aleyhisselâm’a iman etmedikçe hiçbir zaman iman sahibi olmaz.
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse işte onlar kâfirlerdir.” (Mâide: 44)
Bunlara bu nazarla bakın!
Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim’i olan kitabı Kur’an-ı kerim’inde şöyle buyuruyor:
“Kim Allah’a ve Resul’üne iman etmezse, bilsin ki biz kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.” (Fetih: 13)
Kelime-i Tevhid Muhammedün-Resulullah ile tamamlanır. Muhammedün-Resulullah’ı inkâr eden imandan çıkmış olur, bu küfürdür. İslâm’dan çıkar. İslâm dinine göre İslâm’dan çıkanın karısı da boş olur.
•
Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm’a iman etmeyi, Tevhid’in iki rüknünden biri yapmış ve: “Lâ ilâhe illâllah”tan sonra “Muhammedün Resulullah” ünvanını getirmiştir.
Nitekim diğer din sahipleri de Allah’a inanıyorlar. Muhammed Aleyhisselâm’a iman etmedikleri için küfürde kalmış oluyorlar.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; bu ümmetten yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim: 153)
“Lâ ilâhe illâllah” demekle iman etmiş olmaz, “Muhammedün Resulullah” deyince iman etmiş olur. Allah-u Teâla onun sayesinde dalâlette olanları hidayete erdirdi.
Yahudi ve hıristiyanlar ehl-i kitap olarak vasıflandırılmalarına rağmen, Allah-u Teâlâ onları Âyet-i kerime’lerinde inkârcı olarak, müşrik olarak kınamaktadır. Çünkü ehl-i kitap olmak bir kurtuluş değildir. Zira kurtuluş ancak Resulullah Aleyhisselâm’a iman ile mümkündür.
Meselâ Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde ehl-i kitabı küfürlerinden dolayı şöyle ikaz etmektedir:
“Ey ehl-i kitap! Görüp bildiğiniz halde niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?” (Âl-i imran: 70)
Hanefi fıkhının İmam-ı Azam’dan sonraki en büyük iki müctehidinden birisi olan İmam-ı Muhammed de bu durumu çok açık bir şekilde şöyle açıklamıştır:
“Ama Yahudilerle Hıristiyanların durumu böyle değildir. Onların ‘lâ ilahe illallah’ demeleri, İslâm’a girmiş olmalarına delil sayılamaz.
Rasulullah’ın peygamberliğine inanmıyorlardı. Onun için İslam’a girmiş olmaları için ‘Muhammed’ür–Rasûlullah’ demeleri de gerekiyor.
Nitekim, rivayete göre, Rasulullah, hasta olan Yahudi komşusunu ziyarete gitti ve o Yahudi’ye telkin sadedinde: ‘Şahadet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur ve ben Allah’ın rasûlüyüm’ buyurdu.
Hasta Yahudi, babasına baktı. (Şahadeti getirmek için müsaade istiyordu) Babası da ona: ‘Ebü’l Kasım’a cevap ver’ dedi. Hasta, şahadeti getirdi ve sonra da ruhunu teslim etti. Bunun üzerine Rasulullah şöyle buyurdu: ‘Sayemde bir kişiyi cehennem ateşinden kurtaran Allah’a şükürler olsun.’ Daha sonra ashabına da dönerek: ‘Din kardeşinizin cenaze işlemlerini’ yapın diye emretti.” (İmam Muhammed b. Hasan, Siyer-i Kebîr, c.1, s.163-165)
Bu hususta bütün Ehl-i sünnet alimleri aynı hükümleri ortaya koymuşlardır.
“‘Hıristiyan, yahudiden daha hayırlıdır’ diyen kimse kâfir olur. Zira bu sözü ile, şer’an ve aklen çirkin olan bir şeyi hayır kelimesi ile vasfetmiş oluyor.. Yahudilik hıristiyanlıktan şerlidir.’ diyebilir.” (Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevi, Ehl-i Sünnet İ’tikadı, Bedir yayınevi, sh: 100)
Siz kıyas edin, papazların ayağına gidip “Hazret” diyenlerin, “Rahmet ve merhametle bakmak lazım” diyenlerin durumunu.
“Kâfire, ta’zim ederek hürmet göstermek veya zımmîyi ta’zim ile selamlamak veyahut bir mecusiye ta’zim ile ‘ya üstad’ demek küfürdür.” (Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevi, Ehl-i Sünnet İ’tikadı, Bedir yayınevi, sh: 100)
Ehl-i sünnet itikadı budur. Vehhabilik dini kurucularının bile söylemediği sözü bunlar söylemiştir. Bunların durumunu artık siz kıyas edin.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde buyurur ki:
“Resul’üm! Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ: 107)
“Allah’a ve Resul’üne itaat edin.” (Enfâl: 1)
“Peygamber’e itaat eden, muhakkak Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.” (Nisâ: 80)
“Allah’a ve Peygamber’ine muhalefet edenler, işte onlar en aşağılık kimseler arasındadırlar.” (Mücâdele: 20)
Şimdi anladınız mı Allah-u Teâlâ’nın “Aşağılık kimseler” arasına koyduğu kâfirlere “Rahmet ve merhamet nazarıyla bakın.” demenin küfür olduğunu!
Bu hükmü bize atfetmeyin. Bu Allah-u Teâlâ’nın hükmüdür.
Kur’an-ı Kerim Kıyamete Kadar Hak Kitaptır
Hükmünü “Zaman”la Sınırlamaya Çalışmak Küfürdür:
Muhammed Aleyhisselâm son peygamberdir, ahir zaman peygamberidir. İslâm’ın ve Kur’an’ın hükmü kıyamete kadar bakidir.
Bu temel İslâm akaidi asgarî dini bilgilere sahip her müslümanın bildiği bir hükümdür.
Bu hüküm Allah-u Teâlâ’nın zamandan ve mekandan münezzeh uluhiyetinin bir tezahürüdür.
Fetullah Gülen ise küfürlerini hoş gördüğü yahudi ve hıristiyanları hoş gösterebilmek, temize çıkartabilmek için onlar hakkında inen 87 kadar Âyet-i kerime’yi inkâr etmiş ve şöyle söylemiştir:
“Yahudi ve hıristiyanları kınayan ve azarlayan âyetler ya Muhammed A.S döneminde yaşayan ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı yahudi ve hıristiyanlar hakkındadır.” (Küresel Barışa Doğru: 45. sh)
Bu sözü ile Allah-u Teâlâ’yı âciz göstermeye çalışmıştır. Halbuki Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Allah’a çağıran Muhammed’e uymayan kimse bilsin ki, Allah’ı yeryüzünde âciz bırakamaz. Kendisinin O’ndan başka dostları da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Ahkâf: 32)
Buyuruyor.
İşte görüyorsunuz ya, Âyet-i kerime’nin hükmünü kaldırmaya çalışıyor.
“Onlara: “Allah’ın indirdiği Kur’an’a ve Peygamber’e gelin!” denildiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisâ: 61)
Bunlara bu nazarla bakın!
•
Kur’an-ı kerim, Allah-u Teâlâ’nın en son ve en büyük kitabıdır. Cebrail Aleyhisselâm vasıtası ile son peygamber Muhammed Aleyhisselâm’a indirilmiştir. Ondan bize kadar tevâtür yoluyla, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir kesinlikle ulaştırılmıştır. Bütün insanlığa gönderildiği için, bozulmadan muhafaza edileceği de garanti altına alınmıştır.
Âyet-i kerime’sinde:
“Bir zikir olan Kur’an’ı biz indirdik ve onun koruyucusu da biziz.” buyuruyor. (Hicr: 9)
Bu hitab-ı ilâhî, Kur’an-ı kerim’in kıyamete kadar bâki ve dâim olacağına en büyük delildir.
“Şüphesiz ki bu Kur’an (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür.” (Tarık: 13)
Kâfir ve münâfıklar her ne kadar bu ilâhî Kitab-ı kerim’i bozmaya çalışsalar da, Allah-u Teâlâ onun bizzat koruyucusu olduğunu beyan buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor.
Bir tek Âyet-i kerime’sini değiştirmeye kalkışan, ilâhî hükmü değiştirmek isteyen kimse; kendi nefsini ilâh edinmiş, arzularını hüküm yerine koymaya çalışmış, bunun için de küfre kaymıştır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, muhakkak ki onun Allah’ın korkusundan baş eğdiğini ve parça parça olduğunu görürdün. Biz bu temsilleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr: 21)
Buyuruyor.
Bunların kılı kıpırdamıyor. Bunca Âyet-i kerime’nin hükmünü ortadan kaldırmaya çalışmak ne büyük bir cesarettir? Bunun sebebi Allah-u Teâlâ kalplerini döndürmüş, mühürünü vurmuş. Artık onların gözleri görmez, kulakları işitmez. İmanları olmadığı için kılları da kıpırdamaz.
Bunları ahirette bir bahane bulamayasınız diye söylüyorum. Yoksa Allah-u Teâlâ’nın mühürlediği bir kalbin açılması mümkün değildir.
“Biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise; hakkı, bâtıla dayanarak ortadan kaldırmak için mücadele verirler. Onlar âyetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alaya alırlar.” (Kehf: 56)
Ey müslüman!
Küffar bütün hıncı ile İslâm’a ve müslümanlara hücum ederken, Bush açıkça İslâm’a harp açtığını, haçlı seferini yaptığını söylerken, Avrupalılar Resulullah Aleyhiselâm’ı -hâşâ- terörist gibi gösterip her türlü hakareti yaparken; bunları hoş ve makbul göstermesinden de mi uyanmıyorsun! Artık uyan be yahu! Küfrü ve küffarı hoş göstermeye çalışanları, onlarla işbirliği yapanları tanı!
Allah-u Teâlâ’nın Attığı, Kabul Etmediği Kâfirleri,
Kardeş ve Dost Kabul Etmek Din-i İslâm’ı İnkârdır:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde:
“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, O’nun Peygamber’idir. Bir de, Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir.” (Mâide: 55)
“Eğer tövbe ederler, namazı kılarlar, zekat verirlerse artık onlar dinde sizin kardeşlerinizdir.” (Tevbe: 11)
Buyuruyor.
Fetullah Gülen de Papa’ya gönderdiği mektubunda şöyle söylüyor:
“Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir.” (9 Şubat 1998, Papa’ya yazdığı mektup, bkz. Aksiyon, 167. sayı)
Hazret-i Allah’ın kâfir dediği insanlarla hoşgörü ve anlayış adı altında kardeşlik kurmak istiyor.
Bu sözüyle bu Âyet-i kerime’leri alenen inkâr etmiştir.
“Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerdir.” (Tevbe: 23)
Bunlara bu nazarla bakın!
•
Allah-u Teâlâ ehl-i kitabın tümüne İslâm dinine girmelerini tavsiye edip, bu davete uyanlara vaadini açıkladıktan sonra, hıristiyanların bâtıl inanışlarını beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:
“‘Allah Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler, andolsun ki kâfir olmuşlardır.” (Mâide: 17)
O ise Hazret-i Allah’ın kâfir dediği insanlarla hoşgörü ve anlayış adı altında kardeşlik kurmak istiyor.
Bundan daha büyük bir inkâr düşünülebilir mi?
Allah-u Teâlâ İslâm dininde kimlerin kardeş olduklarını beyan buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor:
“Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse artık onlar dinde sizin kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme biz âyetlerimizi böyle uzun uzadıya açıklıyoruz.” (Tevbe: 11)
Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Azimüşanında böyle ferman buyururken, bu Âyet-i kerime’yi inkâr etmekle, ne yapmak istiyorlar?
Allah-u Teâlâ imanla küfrü kesinlikle ayırdettiği halde bu emirleri kaldırmaya kalkan, iman ile küfrü karıştırmaya gayret eden kimse; Allah-u Teâlâ’nın hükmünü hükümsüz hâle getirmeye çalıştığı için küfre kaymış değil midir?
Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime’sinde, müminlerin kimleri sevip kimlerle dost olacaklarını beyan buyurmaktadır:
“Sizin yegâne dostunuz Allah’tır, O’nun Peygamber’idir ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namaz kılan, zekât veren müminlerdir.” (Mâide: 55)
Allah’a, Peygamber’e ve müminlere dost olmak, bu dostluğun dışındakileri terketmekle mümkündür.
Şu Âyet-i kerime’de ise iman dostluğunun mahiyeti ve hakikati beşeriyete ilân edilmektedir:
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileri (dostları ve yardımcılarıdırlar.) Onlar iyiliği emreder, kötülükten menederler. Namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler. Allah’a ve Peygamber’ine itaat ederler.
İşte Allah onlara rahmet edecektir. Şüphesiz ki Allah Aziz’dir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe: 71)
Zira Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerine iman etselerdi, Resulullah Aleyhisselâm’ı rehber edinselerdi, tevbe edip şerefi küfürde değil de İslâm’da arasalardı, onlar için daha iyi olurdu.
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:
“Çünkü onlar saldırganların tâ kendileridir. Bununla beraber kâfirlikten vazgeçip tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse, artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz bilen bir kavme âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.” (Tevbe: 10-11)
Hıristiyan Misyonun Parçası Olmak İsteyenler
İslâm Dini’nin Ferdi Olamaz:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Hidayet kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamber’e muhalefet edip inananların yolundan başkasına uyan kimseyi döndüğü o yolda bırakırız. Ahirette de kendisini cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!” (Nisâ: 115)
Buyuruyor.
O ise Vatikan’a Papa’yı ziyaret etmek için gittiğinde şöyle söylüyor:
“Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.” (9 Şubat 1998, bkz. Aksiyon, 167. sayı)
Papalık misyonu diyalog ve hoşgörü adı altında müslümanların hıristiyanlaştırılmasıdır. Nitekim ziyaret ettikleri bu ölen Papa II. Jean Paul’ün 1991 yılında ilân ettiği “Redemptoris Missio” (Kurtarıcı Misyon) isimli genelgesinde aynen şöyle deniyordu:
“Dinlerarası diyalog, Kilise’nin bütün insanları Kilise’ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir. Tanrı, Mesih vasıtasıyla bütün insanları kendine çağırmakta, vahyinin ve sevgisinin mükemmelliğini onlarla paylaşmak istemektedir... Bu açıklamalar yapılırken, kurtuluşun Mesih’ten geldiği ve diyalogun evangelizasyon (misyon) dan ayrılmadığı gerçeği gözardı edilmemiştir.” (Jean Paul II. Redemptoris Missio Roma: 1991)
Bir parçası olmak istediği misyon işte bu! Bunların “Kiliseye döndürme” misyonunun parçası olduklarını öğreniyoruz.
“Onlardan bir çoğunu, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde ebedî kalacaklardır.” (Mâide: 80)
Bunlara bu nazarla bakın!
•
Onun bu sözünden hıristiyan, yahudi yakınlaşması ile Papa misyonuna hizmet ettiği görülmektedir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde ise;
“Allah’ın gadap ettiği bir toplulukla dostluk kuranları görmedin mi? Onlar ne sizdendir, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.” (Mücadele: 14)
Bu Âyet-i kerime’yi inkâr etmekteki cesareti nereden aldı? Bu küfür değil midir?
Onlarla öyle bir dostluk kurdu ki Vatikan’a kadar gitti ve devamlı olarak hoşgörü, diyalog adı altında hıristiyan ve yahudileri müslümanlara dost olarak tanıttı.
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Kelâm-ı kadim’inde:
“Birbirine hasım iki zümre.” (Hacc: 19)
Âyet-i kerime’si ile inananlarla inanmayanları ayırmıştır. Hâl böyle olunca bir müminin kâfirleri ve münafıkları dost edinmesi kesinlikle yasaklanmıştır.
Allah-u Teâlâ’nın koyduğu hüküm ve hudut budur. Bunu inkâr ediyorlar, bu hududu kaldırıyorlar.
Bu, Âyet-i kerime’leri inkârdır.
İslâm’ın hak din olduğu, imanın insanı aydınlığa çıkardığı; küfrün ise sapmışlık olduğu, insanları karanlıklarda bıraktığı apaçık ortadadır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“İman ile küfür kesin olarak birbirinden ayrılmıştır.” buyuruyor. (Bakara: 256)
Onlar ise bu ilâhi hükme karşı geliyor, yahudi ve hıristiyanları dost ve kardeş kabul ediyorlar. Bu, Âyet-i kerime’yi inkârdır.
Güneşin varlığına delil, yine güneşin kendisidir.
İman ile küfür, hak ile bâtıl, hidayet ile dalâlet, nûr ile zulmet, saâdet ile felâket apaçık delillerle birbirinden ayırt edilir haldedir.
İman nûru ile münevver olan “Hakikat ehli”, iman yolunu seçtiği için dünya saâdetine ahiret selâmetine kavuşacak; küfür karanlığında kalan “Dalâlet ehli” ise dünyada ve ahirette cezasını çekecektir.
Onlar ise iman ile küfrü karıştırmaya, küfrü hoş göstermeye çalışıyorlar ve inananları küfrün içine daldırmaya çabalıyorlar.
Küfrü Hoş Görmek
Din-i İslâm’ı İnkârdır:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır.” (Mâide: 51)
Buyuruyor.
Bu küfrü hoş gören ve hoş göstermeye çalışan ise şöyle söylüyor:
“Gerekirse bu mevzuda her köşe başında bir hoşgörü vakfı kurulmalı, herkes hoşgörü soluklamalı.” (30 Eylül 1996 Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın ‘Mutlu Yarınlar İçin Elele' programında yaptığı konuşma)
Hıristiyan Haçlılar ve yahudilerin İslâm’ı ve müslümanları yok etmek için taarruz etmeleri, Peygamberimiz Aleyhisselâm’a büyük hakaretlerde bulunmalarından sonra bu sözleri ile ortada kalakaldılar!
“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa, Allah’a ve Peygamber’ine muhalefet eden kimselere sevgi beslediklerini göremezsin.” (Mücâdele: 22)
Gerçek iman budur! Bunların bu Âyet-i kerime’lere uymadıkları apaçık ortadadır.
Bunlara daima bu nazarla bakın!
•
İmanın alâmetlerinden birisi de hiç şüphesiz ki Allah-u Teâlâ’nın düşmanlarından nefret etmektir. Allah-u Teâlâ onlara düşman olmayı emretmiş ve onları dost edinmeyi yasaklamıştır.
Âyet-i kerime’sinde müminlerin düşmanının kendi düşmanı, kendi düşmanının da müminlerin düşmanı olduğunu beyan buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin.” (Mümtehine: 1)
Onları dost edinmek şöyle dursun, onlardan gayet uzak durmak lâzımdır. Allah-u Teâlâ’nın lütfettiği İslâm nimeti unutulmamalıdır.
Eğer onlar gerçekten iman etmiş olsalardı, kâfirleri dost edinmezler; Allah-u Teâlâ’ya, Peygamber’ine ve Kur’an-ı kerim’e düşmanlık gibi ağır bir suçu işlemeye cüret etmezlerdi.
Nitekim bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Eğer onlar Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi.
Fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.” (Mâide: 81)
Onlar küfür ve nifaklarını devam ettiren kimselerdir.
Bu Âyet-i kerime dahi onları tanımanız için kâfi değil midir?
Bu sapkınlıklarının vahim neticelerini ahirette elbette göreceklerdir.
Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
“Onların bir çoğunun, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendi önlerine sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiş ve azapta ebedî kalıcıdırlar.” (Mâide: 80)
Nefislerinin kendilerine sunduğu bu kötü şey, ebedî olarak azaplandırılmalarına ve Allah’ın gazabına uğramalarına sebep olmuştur.
Papazları hazret olarak kabul etti ve kâfirlerle beraber oldu. Papanın ayağına gidip “Sizin misyonunuzun bir parçasıyım” diyen bir kimseden başka nasıl bir söz beklenir. Papanın ve hıristiyanların misyonu nedir? Görüyorsunuz bu misyonun temsilcisi binlerce misyoner İslâm dünyasında her türlü yol ve yöntemle hıristiyanlığı yaymaya çalışıyorlar, kendi ülkeleri adına ajanlık yapıyorlar. Demek ki sen de onlardansın.
Bunun böyle olduğuna dair o kadar çok icraatları var ki!.. Bütün “Küfrü hoş görü” toplantılarını hıristiyanların kutsal saydıkları Türkiye’mizin güzide şehirlerinde tertip ediyorlar. Mardin’de, Tarsus’ta, Urfa’da.. bir çok yerde, hatta dünyanın çeşitli ülkelerinde. Bu toplantılarda hilalin yanına haçı ve yahudi yıldızını koyuyorlar. Ezan sesine çan ve hazan seslerini karıştırıyorlar. Bunu bir maharetmiş gibi, İslâm gibi göstermeye çalışıyorlar. Asla! İslâm, iman ile küfrü kesin olarak ayırmıştır.
“Birbirine hasım iki zümre” (Hacc: 19)
“İman ile küfür birbirinden kesin olarak ayrılmıştır.” (Bakara: 256)
Allah-u Teâlâ’nın ayırdığını karıştırmaya çalışıyorlar. Bu küfür değil midir? Buradan da mı uyanmayacaksınız?
“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Mâide: 51)
“Ey iman edenler! Küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin.
Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerdir.” (Tevbe: 23)
“Ey inananlar! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah’ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?” (Nisâ: 144)
“Sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden aslâ hoşnut olmazlar.” (Bakara: 120)
Tesettür Allah-u Teâlâ’nın Emridir
Emr-i İlâhî’yi Hafife Alan Küfre Girer:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Resul’üm! Mümin kadınlara da söyle. Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, ızlarını namuslarını korusunlar. Ziynet yerlerini açıp göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz ve eller) müstesnâdır. Başörtülerini (göğüs ve boyunları görünmeyecek şekilde) yakalarının üstüne koyup örtsünler.” (Nûr: 31)
Buyuruyor.
Bu adam ise:
“Kadınların başlarını örtmesi iman meselesi ölçüsünde önem arzetmez. Allah’a karşı kulluk, umumi manada kulluk ölçüsünde önem arzetmez bunlar. Teferruata ait meseledir. ... Temel meseleler varken, teferruatla (furuatla) uğraşılmamalı.” diyor, Allah-u Teâlâ’nın emriyle alay ediyor. (Bkz. Hürriyet, 23-28 Ocak 1995; Sabah, 23-30 Ocak 1995 tarihli röportajlar)
Her türlü ilâhi hükmü hafife aldığı, önemsemediği iyice anlaşılmış oldu.
“Bu hükümler Allah’ın hudutlarıdır. Kim Allah’ın hudutlarını aşarsa kendisine yazık etmiş olur.” (Talâk: 1)
Buna daima bu nazarla bakın!
Bunlar hudutları aşmakla yetinmiyor, kaldırmaya çalışıyorlar. Daha büyük bir cürüm işliyorlar. Gadabullah’ı celbediyorlar.
Bunlardan uzak durmak lazımdır, ilâhî gadaba düçar olmamak için.
•
Kadınlara tesettür farzdır. Dinimiz kötü bakışlardan korunmak, fitne ve fesadı engellemek, şerefine dil, namusuna el uzatılmasını önlemek için müslüman kadınların örtünme ve korunmalarını açık ve kesin olarak emir buyurmuştur.
Kur’an-ı kerim’de erkek elbisesi hakkında hiçbir teferruattan söz edilmezken, kadın elbisesi hakkında oldukça geniş hususiyetler belirtilmektedir.
Allah-u Teâlâ kesin hükmünü bildiren Âyet-i kerime’sinde bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“Resul’üm! Mümin kadınlara da söyle. Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, ırzlarını namuslarını korusunlar. Ziynet yerlerini açıp göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz ve eller) müstesnâdır. Başörtülerini (göğüs ve boyunları görünmeyecek şekilde) yakalarının üstüne koyup örtsünler.” (Nûr: 31)
Allah-u Teâlâ, mümine hanımların şereflerinin muhafazası için tesettüre riâyet etmekle mükellef olduklarını beyan etmek üzere Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmuştur:
“Resul’üm! Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle. Zaruri bir ihtiyaçları olup dışarı çıkmak istedikleri zaman, dış elbiselerini üzerlerine giysinler.” (Ahzâb: 59)
“Cilbab”, kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri, kadını tepeden tırnağa örten her çeşit büyük örtüdür.
Ümmü Seleme -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:
“Ahzâb sûresinin ‘Dış elbiselerini üzerlerine giysinler.’ âyeti nâzil olunca, Ensar hanımları dışarı çıktılar. Giydikleri örtülerden dolayı sanki başlarının üzerinde siyah kargalar vardı.” (Ebu Dâvud: 4101)
Âyet-i kerime’nin devamında şöyle buyuruluyor:
“Bu onların ahlâksız kadınlardan olmadıklarının bilinmesi ve incitilmemesi için daha elverişlidir. Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir.” (Ahzâb: 59)
Tesettürü emreden hicab Âyet-i kerime’leri inmeden önce müslüman kadınlar başörtülerini omuzları arasından salıverirlerdi. Bu yüzden saçlarının bir kısmı, kulakları, boyun ve gerdanları açık kalırdı.
Tesettür emri geldiğinde, hiçbir kadın kalmayıp başlarından aşağı hemen örtündüler. Bu emr-i şerif zaten fıtratlarına da uygundu.
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:
“Allah-u Teâlâ Mekke’den Medine’ye hicret eden muhacir kadınların iyiliğini versin. ‘Başörtülerini yakalarının üstüne koyup örtsünler.’ Âyet-i kerime’si indiği zaman, entarilerinin eteklerini keserek başlarını örttüler.” (Buhârî)
Örtünmeyi, setri hafife alan ve inkâr edenlere ise yine Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde cevap veriyorlar:
Bir gün Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’in kız kardeşi Esmâ -radiyallahu anhâ- üzerinde ince ve şeffaf bir elbise olduğu halde, kendisini ziyarete gelmişti. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ondan yüzünü ters istikamete çevirerek:
“Ey Esmâ! Büluğ çağına ermiş bir genç kızın, yüz ve ellerinin dışında hiçbir yerinin görünmesi doğru değildir.” buyurdu ve yüzü ile ellerini işaret etti. (Ebu Dâvud: 4104)
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde bunlar hakkında:
“Onlar her türlü Âyeti görseler yine de inanmazlar.” buyuruyor. (En’âm: 25)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Şüphesiz ki benden sonra ümmetimden bir zümre gelecektir. Onlar Kur’an okuyacaklar, fakat Kur’an’ın feyzi onların boğazlarından öteye geçmeyecektir. (Yalnız dilde kalacaktır.) Nitekim onlar okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar, bir daha da ona dönemeyeceklerdir. İşte bütün insanların ve hayvanların en kötüsü bunlardır.” (Müslim: 1067)
Onun içindir ki o hitâb-ı kerim’in ilâhî hükümlerinden istifade edip istikamete yönelemiyorlar:
“Sen onları hidayete çağırsan da aslâ hidayete gelmezler.” (Kehf: 57)
Allah-u Teâlâ emir ve hükümlerini koymuş, onu yasaklarıyla sınırlamıştır:
“Bu hükümler Allah’ın hudutlarıdır. Kim Allah’ın hudutlarını aşarsa kendisine yazık etmiş olur.” (Talâk: 1)
Allah-u Teâlâ: “Kim bu hudutları aşarsa kendisine yazık etmiş olur.” buyuruyorken, “Tesettür teferruattır!” ya da “İman meselesi değildir.” demek açıkça bu hudutları aşmak demektir. Bu Âyet-i kerime’leri inkâr etmek demektir.
“Doğrusu birçokları bilmeden hevâ ve heveslerine uyarak halkı şaşırtıyorlar.” (En’âm: 119)
“De ki: ‘Gördünüz mü? Eğer o Allah katından ise, siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?’” (Fussilet: 52)
Sizler sadece kendinizi değil, başkalarını da dinden imandan uzaklaştırıyorsunuz.
Allah-u Teâlâ’nın Hükmünün
Tersini Hüküm Yerine Koymak Küfürdür:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne kötüdür.” (Tevbe: 73)
Buyuruyor.
O ise şöyle söylüyor:
“Kimse kimseye inancından dolayı ithamda bulunmayacak, yine kimse kimseye dininden ya da dinsizliğinden dolayı taanda bulunmayacak. Kimse kılığından, kıyafetinden, açıklığından saçıklığından, düşüncelerinden dolayı taana (yermeye, kötülemeye) maruz kalmayacaktır. ... Vahşi insanlar (bağışlayın bu tabirimden dolayı) vuruşa vuruşa, dövüşe dövüşe bir şey gerçekleştirirler. Medeni ve aydın ruhlar düşüne düşüne, konuşa konuşa bu hedefi gerçekleştireceklerine inanırlar. Vahşet dönemini çok gerilerde bıraktığımız kanaatini taşıyorum.” (Bkz. http://tr.fgulen.com/a.page/basindan/kose.yazilari/1995/mart.1995/a1412. html)
Resulullah Aleyhisselâm’dan bu zamana kadar bütün ehl-i İslâm’ın savaş meydanlarında yaptığı cihad’a hangi müslüman “Vahşet” diyebilir.
Bunları tanıyın. Afganistan’da, Irak’ta ve daha pek çok yerde vahşet, zulüm ve işkenceler sergileyen “Medeniler(!)”e sığındığına göre bunun gerçek yüzünü görün!
“Oysa onlar Rabb’iniz olan Allah’a inandığınızdan dolayı Peygamber’i ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer sizler benim yolumda savaşmak ve hoşnutluğumu kazanmak için çıkmışsanız, onlara nasıl sevgi gösterirsiniz? Ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.” (Mümtehine: 1)
Bunlar “doğru yoldan sapmış” kimselerdir. Bunlara bu nazarla bakın!
•
Bunların diyaloğu ne demektir? Öz mânâda “Küfrü hoş gör.” demektir. Yani “İslâm ile küfrü ayırmayın.” demek istiyorlar ve bunun için çalışıyorlar.
Oysa Allah-u Teâlâ kâfirlerin birbirleriyle dost olduğunu, inananların onlarla dostluk kuramayacağını beyan buyuruyor:
“Kâfir olanlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Eğer siz bunu yapmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük bir fesat (kargaşalık) olur.” (Enfâl: 73)
Kâfirlerin arasındaki dostluk, kâfirlik bağından ileri gelmektedir. Müminlerin arasındaki dostluk da iman bağından kaynaklanmaktadır. Bunların birisi ışıktır, diğeri ise karanlıktır. Kâfir Allah’ın düşmanıdır, mümin ise dostudur. Öyleyse arayı iyice ayırmak gerekir. Eğer kâfirlerle bağlar koparılmazsa, yeryüzünde çok büyük bir fitne meydana gelir, o da imanın elden gitmesi ve küfrün açığa vurmasıdır.
Allah-u Teâlâ Kâfirûn sûre-i şerif’inde kıyamete kadar gelecek müslümanlara, onların dinlerinden bütünüyle uzak durmalarını emir buyurmuştur.
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Resul’üm! De ki: Ey kâfirler!” (Kâfirûn: 1)
Bu emri veren Allah-u Teâlâ’dır. Bu ilâhî emrin ilk olarak muhatabı Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz olmasına rağmen, aslında muhatap bütün müminlerdir. Çünkü müminlerin kâfirlere bu şekilde tavır almaları gerekmektedir. Kıyamete kadar bu düstur geçerlidir.
“Ey kâfirler!” hitabı sadece Kureyşliler veya Arabistan’daki kâfir ve müşrik Araplar değil; Muhammed Aleyhisselâm’ın risaletini reddeden bütün yahudiler, hıristiyanlar ve diğer kâfirlerdir.
“Ey kâfirler!” diye hitap etmek, bu gibi kimselere: “Ey düşmanlar!”, “Ey İslâm’a muhalefet edenler!” diye hitap etmek gibidir. Onun için, bu şekilde hitap edildiğinde kişilerin vasıf ve sıfatları hedef alınmakta, “Kâfir” sıfatını taşıdıkları müddetçe bu Âyet-i kerime’nin şümulünde bulunmaktadırlar. Ölünceye kadar küfür karanlığında kalanlar hep bu sıfattadırlar. Düşmanlığı bırakarak iman edenler ise, artık bu, “Ey kâfirler!” hitabının muhatabı olmaktan kurtulurlar. “Ey müminler!” hitabının şerefiyle müşerref olurlar.
Nitekim bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:
“O zaman bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost gibi oluvermiştir.” (Fussilet: 34)
Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- Efendimiz azılı bir kâfir iken, iman nuru ile münevver olduktan sonra İslâm’ın en ön safında yerini aldı. Onun gibi daha niceleri de aynı şerefe, saâdet ve selâmete erdiler.
Ebu Cehil ve onun gibi olanlar ise küfürlerinde direterek, inkârlarını artırdıkça artırarak “Ey kâfirler!” hitabının muhatabı olmaktan kurtulamadılar. Kıyamete kadar kâfir olarak anılacakları gibi, ahirette de kâfirlerle bir ve beraber olacaklar, hak ettikleri cehennemde ebedî olarak kalmaktan kurtulamayacaklardır.
“Cebrâil Aleyhisselâm’ı Desteklemem” Demek,
Allah-u Teâlâ’nın İndirdiğini İnkâr Etmektir:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“İşte onlar Allah’ın hizbi (partisi)’dir. İyi bilin ki kurtuluşa ulaşacak olanlar Allah’ın hizbi (partisi)’dir.” (Mücadele: 22)
Buyuruyor.
Bu ise Hazret-i Allah’ın vahiy elçisi olan Cebrail Aleyhisselâm hakkında şöyle söylüyor;
“Farz-ı muhal, o bile gelse Türkiye’de bir parti kursa, onun partisini bile destelemem...” (23.11.1995, Savaş Ay ile Röportaj)
“Cebrâil Aleyhisselâm’ı desteklemem” demek “Allah-u Teâlâ’nın vahyini kabul etmiyorum” demektir.
“(Cebrail dedi ki): ‘Biz ancak Rabb’inin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunların arasında bulunan her şey O’nundur.’” (Meryem: 64)
“Kim Cebrâil’e düşman olursa, iyi bilsin ki bu Kur’an’ı Allah’ın izniyle senin kalbine o indirmiştir. O Kur’an ki, önceki Kitaplar’ı tasdik edicidir, müminler için hidayet kaynağı ve müjdedir.
Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrâil’e ve Mikâil’e düşman olursa, iyi bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır.
Resul’üm! Andolsun ki biz sana apaçık âyetler indirdik. Onları fâsıklardan başkası inkâr etmez.” (Bakara: 97-99)
Bunların durumu budur. Bunlara bu nazarla bakın!
•
Bu sözü ile Mücâdele sûre-i şerif’inin 22. Âyet-i kerime’sini inkâr etmiştir.
Bu emr-i ilâhi’yi Allah-u Teâlâ’nın emriyle getiren Cebrâil Aleyhisselâm’dır. Bu Âyet-i kerime’sinde “Ülâike hizbullah” = “Bu benim ve Resul’ümün partisidir.” diye ilân etti. Onun “Girmem” dediği parti işte budur.
Hazret-i Allah’ın partisi Cebrâil Aleyhisselâm’ın getirdiği İslâm partisi iken, onun vahiy elçisi Cebrâil Aleyhisselâm’ın getireceği partiye “Girmem” demesinin kaynağı nedir? Bu alenen Hazret-i Allah’a karşı gelmektir.
“Bunlar güya Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa onlar sadece kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir.” (Bakara: 9)
Allah-u Teâlâ onların iddiâlarını reddetmektedir. Her ne kadar müslümanları aldatmaya çalışıyorlarsa da, aslında aldanan bizzat kendileridir, en büyük zararı yine kendileri görürler, yaptıklarının vebali kendilerine döner. Allah-u Teâlâ’nın en çok buğzettiği kimseler bunlardır.
Onların kalpleri nifak ve şüphe ile doludur.
Âyet-i kerime’de buyurulduğu üzere:
“Onların kalplerinde hastalık vardır.” (Bakara: 10)
“Allah da onların hastalıklarını arttırmıştır.” (Bakara: 10)
“Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle onlara elem verici azap vardır.” (Bakara: 10)
Onlar Kitabullah’a itibar etmeyince, Allah-u Teâlâ da bu hastalığı taşıyanların hastalığını daha da artırmıştır. Bu yüzdendir ki Allah-u Teâlâ’nın kahrına müstehak olmuşlardır.
Kendilerinin nasıl bir cehalet ve dalâlet çukuruna düşmüş olduklarının hiç farkında değildirler.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Kendilerine ‘Yeryüzünde fesad çıkarmayın!’ denildiği zaman ‘Biz ancak ıslah edicileriz.’ derler.” (Bakara: 11)
Allah-u Teâlâ onların bu cevaplarını şiddetli bir şekilde reddederek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:
“İyi bilin ki asıl ortalığı ifsad edenler kendileridir. Lâkin anlamazlar.” (Bakara: 12)
Kalplerinden iman nûru silindiği için bunun böyle olduğunu hissedip anlamazlar.
Para Toplamak, Din Adına Dilencilik Yapmak
İslâm’da Yoktur:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyunuz. Onlar doğru yoldadırlar.” (Yâsin: 21)
Buyuruyor.
Bu ise gerek himmet geceleri, gerek iftar ziyafetleri ile trilyonlarca lira para toplattırıp Hazret-i Allah’ın emrine karşı geliyor.
“Allah’ın âyetlerini az bir dünya menfaati karşılığında sattılar da insanları O’nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!” (Tevbe: 9)
Buna bu nazarla bakın!
•
İslâm’da para toplamak, İslâm adına dilencilik yapmak yoktur. Bunlar ise para topladılar, dilenciliğin adına himmet dediler. Bu icraatlar din-i İslâm’a aykırıdır.
Oysa size:
“Fâsıka yardım eden kimse İslâmiyet’in yıkılmasına yardım etmiş olur.” (Münâvî)
Hadis-i şerif’ini defalarca söyledik.
Yâsin: 21 Âyet-i kerime’sini de size tebliğ ettik, amma siz Âyet-i kerime’ye bakmadınız, Hadis-i şerif’e inanmadınız, buna uydunuz ve cehennemi boyladınız.
Hadis-i şerif’te:
“Onların dinleri para olacak.” buyuruluyor. (Münâvî)
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde “Dinlerini dünyalığa alet edecekler.”, “Koyun postuna bürünecekler” buyuruyor:
“Âhir zamanda öyle kimseler türeyecektir ki, bunlar dinlerini dünyalığa âlet edeceklerdir. İnsanlara karşı koyun postuna bürünmüş gibi yumuşak ve güzel huylu görünürler. Dilleri şekerden bile tatlıdır, amma kalpleri kurt gönlü gibidir.
Azîz ve Celîl olan Allah-u Teâlâ (bu gibi kimseler için) şöyle buyuruyor:
Bunlar acaba benim sonsuz affediciliğime mi güveniyorlar, yoksa bana karşı meydan mı okuyorlar? Ululuğum hakkı için, onlara öyle ağır bir musibet vereceğim ki aralarında bulunan yumuşak başlılar şaşakalacaklardır.” (Tirmizî)
•
Kim ki para topluyorsa, bu gibi kimselerin doğru yolda olmadığını Yâsin sûre-i şerif’inin 21. Âyet-i kerime’si beyan etmektedir. Zira yaratmak da emretmek de Allah’a mahsustur. Emr-i ilâhî böyle iken buna karşı geldiler. Alenen küfürde olduklarını ilân ettiler.
O kadar para topladılar ki, nihayet arzu ettikleri noktaya gelince paralarını muhafaza edemez oldular ve koyacak yer bulamadılar. Allah-u Teâlâ’nın en çok buğzettiği haramlardan birisi fâiz olduğu halde onlar banka kurdular.
“Ey iman edenler! Allah’tan sakınınız. Eğer imanınızda gerçek iseniz, fâizden arta kalanı bırakın almayın. Yok eğer fâizi terketmezseniz, bunun Allah’a ve Peygamber’ine açılmış bir savaş olduğunu bilin.” (Bakara: 278-279)
Âyet-i kerime’lerinde haber verildiği üzere, doğrudan doğruya Hazret-i Allah’a ve Resulullah Aleyhisselâm’a harp ilân ettiler.
Hazret-i Allah’a ve Resul’üne harp ilân etmiş olan kimseler ise en şiddetli bir dil ile lânetlenmişlerdir.
Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:
“Allah faiz yiyeni, yedireni, şahitlerini ve kâtibini lânetlemiştir.” (Tirmizî)
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Âyet-i kerime’lerinde fâizi şiddetle yasaklamıştır:
“Fâizi yemeyiniz!” (Âl-i imrân: 130)
“Fâiz yiyenler: ‘Fâiz ticaret gibidir’ dedikleri için kıyamet günü kabirlerinden şeytan çarpmış gibi ihtiyaçlar içinde kalkacaklardır.
Oysa, Allah alış-verişi helâl, fâizi haram kılmıştır.” (Bakara: 275)
Bu nur çıkınca, içyüzlerini açığa vurunca bunların soygunları bitti. Bu para toplama hırsı onları İslâm dininden rahatça çıkardı. Böylece kendilerine tâbi olanları, o masum yavruların hepsini küfrün kucağına attılar.
Bu da yetmiyormuş gibi imanlı talebeleri yavaş yavaş küfre meylettirdiler. Papazlarla anlaştılar, papazları resmen hazret olarak kabul ettiler.
Bir Âyet-i kerime’de de şöyle buyuruluyor:
“Onlar size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar, öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizledikleri ise daha büyüktür.” (Âl-i imran: 118)
Allah-u Teâlâ’nın hükmü budur.
Kendi Düsturlarını, Felsefesini
Din Olarak Göstermeye Çalışan
İslâm’dan Çıkmış, Yeni Bir Din Kurmuştur:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Amma ne var ki insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan din veya kitapla sevinmektedir.” (Müminun: 53)
Buyuruyor.
Bu ise kendine has inanışlar ortaya koymuş, böylece yeni bir din kurmuştur. Bu sebeple bunların nurculardan olmadığını, yeni bir din kurduklarını beyan için bunların ismine “Narcı” denmiştir. Bütün beyanatları, icraatları kurdukları narcılık dinine göredir.
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki aslâ kabul edilmeyecektir. Ahirette de ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i imran: 85)
Bunların durumu budur.
Onların dini ayrıdır, kitapları ayrıdır, narcılık dinine göre hüküm veriyorlar, iş ve icraat yapıyorlar.
Allah-u Teâlâ bir isimle din kurup, bölücük edenleri kulluğundan tard etmiş, dininden atmış, Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-e tard etmesi için emir buyurmuştur.
“Benim onlarla ilgim yok, senin de olmasın.”
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruyor:
“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am: 159)
Bu Âyet-i kerime mucibince dini parça parça edenlerin İslâm dini ile hiçbir ilgileri yoktur. Zira bütün bölücüler İslâm dairesinden atılmışlardır.
Sakın sen de bunlardan olma!! Uyan be kardeş!! Halâ bu her türlü küfrü hoş görenleri hoş görme! Sen de onlardan olma!
“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Mâide: 51)
Allah-u Teâlâ buyuruyor. “O onlardandır.”
Küfürle iftihar etti ve papazlarla poz verdi. Kim ki ona uyarsa o da onlardandır ve kâfirdir. Karısı boştur. Bir müslüman kadın bir kâfirle evli bulunması mümkün değildir, şer’an câiz değildir. Bunu bildikten sonra bir kadın nikâhının altında durursa mesuldür. Demesinler ki yarın “Biz bilmiyorduk”. Ve İslâm’la hiçbir ilgisi yoktur. İslâm dini lâf dini değildir.
Zira Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:
“İnsan sınıflarından her birini biz o gün önderleriyle (imamlarıyla) beraber çağıracağız.” (İsrâ: 71)
“Firavun kıyamet gününde kavmine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir!” (Hûd: 98)
İşte bu imamlar sizi böylece cehenneme götürüyor ve helâk ediyor. Firavun’dan murad; her önder, arkasında, ona tabi olanları böylece cehenneme götürecek.
Sakın “Bunlar da namaz kılıyor!” demeyin. Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Efendimiz’den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’te Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Ümmetimden birtakım zümreler türeyecektir. Onlar Kur’an’ı öyle okurlar ki; sizin okuyuşunuz onlarınkinin yanında hiç kalır. Namazınız da namazlarına göre bir hiç kalır. Orucunuz da oruçlarının yanında bir hiç kalır. Kur’an’ı okurlar, onu lehlerine zannederler, halbuki o aleyhlerine olacaktır. Namazları köprücük kemiklerinden öteye geçmez.
Nitekim onlar, okun yaydan çıktığı gibi İslâm’dan hemen çıkacaklar. Onlarla harp eden ordunun askerleri Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in dilinden kendilerine ne (kadar ücret)ler takdir edilmiş olduğunu bilselerdi (başkaca) çalışmaktan mutlaka vazgeçerlerdi.”
Hazret-i Ali -radiyallahu anh- bu Hadis-i şerif’i ve devamını rivayet ettiği zaman Ubeyde es-Selmânî -radiyallahu anh-: “Ey müminlerin emiri! Kendisinden başka ilâh olmayan Allah aşkına söyle! Sen bu Hadis’i Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den bizzat işittin mi?” diye sordu.
O da: “Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a yemin ederim ki evet!” dedi. Ubeyde -radiyallahu anh- ona üç sefer yemin verdi, o da üç sefer yemin etti. (Müslim: 1066)
“Onlar da namaz kılıyor!” diyorsunuz. Bu Hadis-i şerif’e bakın da kararınızı verin!
Âyet-i kerime’lere bakın!
“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabb’inizim. O hâlde benden korkun.
Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.
Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile baş başa bırak.
Kendilerine servet ve oğullar vermekle zannediyorlar mı ki,
Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır onlar işin farkında değiller.” (Müminûn: 52-56)
Allah Yolunda Cihad’ı Kaldırıp
Küfrü Hoşgörü Yolunda Cihad İlan Etmek
Yeni Bir Din İlan Etmektir:
Allah-u Teâlâ Ferman-ı ilahi’sinde:
“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran.” (Tahrim: 9)
“Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki; Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başları dik ve güçlüdürler. Allah yolunda cihad ederler. hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın öyle bir lütfu ihsanıdır ki, onu dilediğine verir.” (Mâide: 54)
“Allah yolunda nasıl cihad etmek gerekiyorsa öylece hakkıyla cihad edin.” (Hac: 78)
Buyuruyor.
Fetullah Gülen ise bunca Âyet-i kerime’yi inkâr edip, “Küfrü hoş görü cihadı ilan etmeli” diyor:
“Toplum hoşgörüye sahip çıkmalı. Hiçbir şeye karşı cihat ilan etmese de, ama mümkünse hoşgörü için cihat ilan etmeli.” (Fethullah Gülen’le New York Sohbeti, Nevval Sevindi, sh: 27)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse işte onlar zâlimlerdir.” (Mâide: 45)
Bunlara bu nazarla bakın!
•
Görüyorsunuz kendi dinini kurmuş, “Küfrü Hoş Görmeyi” din haline getirmiş. Zira “Hiçbir şeye karşı cihat ilan etmese” diyerek cihad hükmünü inkâr ediyor, arkasından kendi hükmüne, kendi kurduğu hoşgörü dinine göre cihad ilan ediyor. Bu ilan ettiği cihad “Küfrü hoş görün” cihadıdır. Bu İslâm dini’nin cihadı değildir. Narcılık dininin cihadıdır.
“Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edin!” (Tevbe: 41)
“Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran.” (Tevbe: 73)
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmaya vesile arayın. O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide: 35)
“Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Bununla hem Allah’ın düşmanlarını, hem de sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmediğiniz Allah’ın bildiği diğer düşmanlarınızı korkutup yıldırırsınız.” (Enfâl: 60)
“Allah’ın Resul’üne muhalefet etmek için (savaştan) geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihad etmeyi çirkin gördüler ve (savaşa çıkmak isteyenlere de): “Bu sıcakta sefere çıkmayın!” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır!” Keşke bilseler!” (Tevbe: 81)
“Allah yolunda nasıl cihad etmek gerekiyorsa öylece hakkıyla cihad edin.” (Hac: 78)
“Andolsun ki biz sizi imtihan edeceğiz. Tâ ki içinizden cihad edenlerle sabır gösterenleri meydana çıkaralım ve haberlerinizi de açıklayalım.” (Muhammed: 31)
Bunun bu sözü bütün bu Âyet-i kerime’leri inkârdır.
Küffar Devletinin Hoşnutluğu ve
Gölgesi Altında Çalışan, Onlardandır:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde:
“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Mâide: 51)
“Sen onların dinine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar senden aslâ hoşnut olmazlar.” (Bakara: 120)
Buyuruyor.
Fetullah Gülen ise şöyle söylüyor:
“Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki, şöyle veya böyle Amerika ile dostça geçinmeden destek almak değil, dostça geçinmeden, Amerikalılar istemezlerse, kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. Amerika, hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır.
... O açıdan, Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Rusya destekleyebilir bir işi, fakat Amerika ile iyi geçinmezseniz, işinizi bozarlar. Çünkü Amerika kendi işlerinin ahenk içinde gitmesini ister, Amerika düzeninin bozulmamasını ister. Amerika’daki ahengin devam ve temadisini ister. Ve ben bunu çok yadırgamam.” (Nevval Sevindi, Yeni Yüzyıl, 23.07.1997, http://tr.fgulen.com/a.page/basindan/roportajlar/gazeteler/yeniyuzyilda.nevval.sevindi.ile/a12163. html)
Amerika hesabına çalıştığı kendi ifadesi ile ortaya çıkıyor. Amerikan ajanlarının yapamadığını yapıyor.
“Şüphesiz ki Allah hâinlik yapanları sevmez.” (Enfâl: 58)
Buna bu nazarla bakın.
Amerika’da oturuyor, Amerika ile dostça geçindiğini söylüyor. Artık herkes biliyor ki gerek Türkiye’de gerek İslâm dünyasında bu hoşgörü zihniyetini “Ilımlı İslâm” projesinin bir parçası olarak Amerika destekliyor. Böylece bunun Amerika hesabına çalıştığı kendi ifadesi ile ortaya çıkıyor.
Amerika’yı o kadar özümsemiş ki bir Türk yurdu olan Yakutistan’ı tarif ederken “Yakutistan biraz ötede, Alaska’nın ötesinde!…” sözlerini kullanıyor. Tariflerini Amerika’ya göre yapıyor.
Amerikan ajanlarının yapamadığını yapıyor. Amerika’nın adamı olmuş.
Burada açıkça görülüyor ki onların yardakçılığını yapmaktadır.
Müminleri bırakıp kâfirlerle dostluk yapmak müslüman olduğunu söyleyen insana yakışır mı?
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde müminlere dost ve düşmanlarını ayırdetmelerini muhakkak emrediyor ve şöyle buyuruyor:
“Ey inananlar! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allah’ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?” (Nisâ: 144)
Cinsi ne olursa olsun küfür, İslâm’a göre tek bir millettir. Müminlerin dostu ise ancak müminlerdir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:
“Müminler müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah ile bir dostluğu kalmaz.” (Âl-i imrân: 28)
Allah-u Teâlâ ile hiçbir ilgileri kalmadığı gibi, Allah-u Teâlâ’nın dininde onların hiçbir yeri yoktur. Aradaki bütün bağlar tamamen kesilmiştir.
Gerçekten de onlar kâfirlerle birliktedirler. Hem onları severler, hem de sevgilerini gizlerler.
“Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler. Onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Bilsinler ki şeref ve kudret tamamen Allah’a âittir.” (Nisâ: 139)
Allah-u Teâlâ’nın şeref vermediği kimseler hiçbir şekilde şeref sahibi olamazlar. Şu halde kâfirlerden ve kâfirlerin dostluğundan şeref beklemek ne büyük bir gaflettir!
“Allah hâin günahkârları sevmez.” (Nisâ: 107)
Âl-i İmran suresi, 64. Âyet-i Kerime’yi
Resulullah Aleyhisselâm Tefsir Ediyor:
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Biz seni insanlara Peygamber olarak gönderdik. Buna şâhit olarak Allah yeter.” (Nisâ: 79)
“Allah’ın Peygamber’ini incitip üzenlere acıklı bir azap vardır.” (Tevbe: 61)
“Allah’ı ve Peygamber’ini incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lânet etmiştir. Onlara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” (Ahzâb: 57)
“Allah’a ve Peygamber’e muhalefet edenler, işte onlar en aşağılık kimseler arasındadırlar.” (Mücâdele: 20)
Bu ise şöyle söylüyor:
“Hatta konuştuğunuz, görüştüğünüz bu insanlar, Yahudi ve Hristiyanlar bile olsa, yine bu düşünce ile hareket edilmeli ve muvakkaten bizi birbirimizden ayıracak hususlar bahis mevzuu edilmemelidir. Mesela, siz onlarla Allah, ahiret konularında anlaşamadı iseniz, onlara Efendimiz’i anlatmanın bir mânâsı yoktur. ... Ve yine ‘Allah’ı bırakıp da bazılarımız bazılarımızı Rab edinmesin’ diyor Kur’ân (Al-i İmran/64). Dikkat edin! Bu mesajda ‘Muhammedün Rasulullah’ yok.” (Perspektif, Muhammedî Ruh ve Mânâ İçinde Diyalog, bkz. http://tr.fgulen.com/a.page/eserleri/prizma/perspektif/a697.html)
Bir Âyet-i kerime’leri bir de bunun sözünü kıyas et! Bir müslüman için bu kıyas kâfidir.
Küffara hoş görünmek için Resulullah Aleyhisselâm’dan bahsettirmiyor. Nitekim bütün hoşgörü toplantılarından Resulullah Aleyhisselâm’dan hiç bahsetmiyorlar. Zaten bütün hoşgörü toplantıları Türkiye’de müslüman ülkelerde yapılıyor. Hangi Avrupa şehrinde hıristiyan ahalinin önünde hoşgörü toplantısı yapıldığını gördünüz? Göremezsiniz, çünkü bu toplantıların maksadı müslümanlara hıristiyanlığı hoş göstermektir, yani misyonerliktir.
Hazret-i Allah’a Resulullah Aleyhisselâm’a iman eden bir kimse bunu yapmaz.
Bir de Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’sini tamamen tersine çevirirek kullanmaya çalışıyor:
“Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda eşit bir kelimeye geliniz. Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kiminiz kiminizi ilâhlaştırmasın.” (Âl-i imran: 64)
Bu Âyet-i kerime’de “Ehl-i kitap” “Allah’tan başkasına tapmak”tan vazgeçmeye, “Allah’a ortak koşmak”tan yani “Şirk”ten tevhide davet edildiği apaçık ortada iken “Küfrü hoş gören ve göstermeye çalışanlar” bu Âyet-i kerime’yi çarpıtarak yalan-yanlış tevillerle halkın kafasını karıştırmaya çalışmaktadırlar.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hıristiyan bazı ülke ve memleket liderlerini İslâm’a dâvet ederken mektuplarında Allah-u Teâlâ’nın davetini beyan eden Âl-i İmran 64. Âyet-i kerime’sini zikretmişlerdir. Bu itibarla bu davet mektupları bu Âyet-i kerime’nin tefsiri hükmündedir.
Bakın Resulullah Aleyhisselâm hıristiyan hükümdarlarına mektuplarında nasıl hitap ediyor?
“Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Rum’un büyüğü Herakl’e. Doğru yolda gidene selâm olsun. Bunu böylece bilesin. Sonra ben seni İslâm’a dâvet ediyorum. İslâm’a gir ki, selâmette kalasın. Allah da (hem İsâ’ya, hem Muhammed’e iman ettiğin için) sana ecrini iki kat versin. Eğer kabul etmezsen, bütün halkın vebali senin boynundadır.
‘Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda eşit bir kelimeye geliniz. Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kiminiz kiminizi ilâhlaştırmasın.’ (Âl-i imran: 64)”
Ey müslüman!
Resulullah Aleyhisselâm hıristiyan Bizans İmparatoru’na ne diyor? “Ben seni İslâm’a davet ediyorum.” “Eğer kabul etmezsen, bütün halkın vebali senin boynundadır.”
“Aramızda ortaklık var, senin küfrün de hoş” demiyor. “İslâm’a girmezsen bütün halkın vebali senin boynundadır.” diyor.
Resulullah Aleyhisselâm’ın Kıpt kavmi’nin reisi Mukavkıs’a gönderdiği bir başka mektupları ise şu şekildedir:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Allah’ın kulu ve Resulü Muhammed’den Kıpt kavminin reisi Mukavkıs’a:
Doğru yola giden için emniyet ve selâmet vardır. Binaenaleyh sizi İslâmiyet’i kabule davet ediyorum. Kabul ederseniz selâmet bulacak, hem tahtınızı kurtarmış ve hem de tebaanızı İslâmiyet’le müşerref etmek yüzünden iki kat mükâfat kazanmış olacaksınız. Şayet bu davetten yüz çevirirseniz, tebaanıza gelecek felâketin günahı size aittir.
‘Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda eşit bir kelimeye geliniz. Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kiminiz kiminizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse: ‘Şâhit olun ki, biz müslümanlarız.’ (Âl-i imran: 64)” (Topkapı Sarayı Müzesi, Env. No: 21/174)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Mısır’ın hıristiyan Kıpt kavminin reisine ne buyuruyorlar:
“Sizi İslâmiyet’i kabule davet ediyorum.”, “Şayet bu davetten yüz çevirirseniz, tebaanıza gelecek felâketin günahı size aittir.”
Allah-u Teâlâ bu Âyet-i kerime’sinde şöyle emir buyuruyor:
“Eğer onlar yine yüz çevirirlerse: ‘Şahit olun ki, biz müslümanlarız.’ deyin.” (Âl-i imran: 64)
Âyet-i kerime bu tevilcilerin durumunu güneş gibi ortaya koyuyor.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz hıristiyanları İslâm’a, Allah’a ve Resulullah’a dâvet etti.
Ey Müslüman!
Bir Resulullah Aleyhisselâm’ın mektuplarına bak, bir de bunların sözlerine ve mektuplarına! Bunların durumlarını buradan anla!
Ölçü ve örnek Resulullah Aleyhisselâm’dır.
Zira Allah’ın Resulü’nün mektubu ve dâveti böyleydi. Onlar ise küfrü hoş görüyor, küfre meylediyorlar. Kim ki onlara meylederse onlardandır. Bu böyledir.
İnkâra Sapan İslâm’dan Çıkmıştır.
Bunlar İrtidat Etmiş Sayılır,
“Mürted” Olarak İsimlendirilir,
Karısı Boştur, Cenaze Namazı Kılınmaz:
İslâm dininde iken, inkâr ettiğini açıkça söyleyerek veya inkârı gerektiren bir söz ağzından çıkararak kendi arzusu ile İslâm’dan dönen mükellef kişiye mürted denir.
Her şeyin yaratıcısı olan Allah-u Teâlâ’yı inkar etmek, peygamberleri kabul etmemek, bir peygamberi yalanlamak, fâiz gibi haram olduğu kesin olarak bilinen bir hükmü helal saymak, beş vakit namazlardan birinin bir rekatını kabul etmemek, insanı İslâm’dan çıkaran küfürlerdendir.
Dinden çıkma ferdî olduğu gibi, cemaatler halinde de olabilir.
İçinde küfrü sakladığı halde dışından müslüman görünen kişiye de zındık denir.
İster müslüman ana-babadan doğup büyümüş, isterse önceden kafir iken sonradan müslüman olmuş kimse, İslâm dinini terk edecek olsa mürted olur.
İnanç hürriyetine, İslâm’ın izzetine vurduğu darbe sebebiyle irtidat hakkındaki hüküm kesin ve açıktır.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Onlar cehennemliktirler ve orada ebedi kalırlar.” (Bakara: 217)
Müslümanlardan herhangi biri, hangi sebepten olursa olsun dininden döner ve kâfir olarak ölürse, artık onun daha önce müslüman olarak işlediği bütün iyi ameller bâtıl olur. Tıpkı bütün ömürlerini küfür içinde geçiren öteki kâfirler gibi olurlar. Dininden dönenlerin ve hak yoldan yüz çevirenlerin âkibeti budur.
Mürtedin cezası sadece kendisine ölüm cezası verme biçiminde değildir. Tam tersine onun malına da yönelir.
Mürtedin malları, dinden dönme hadisesi üzerine “Mevkuf” duruma düşer. Yani sonucu belli olup karara bağlanana kadar mallarına hacir (tasarruf etme yasağı) konur. Şayet tekrar İslâm’a dönerse mülkiyetinin devam ettiği anlaşılır. Eğer mürted iken ölür veya öldürülürse mallarından mülkiyetinin kalktığı anlaşılır.
Müslüman iken kazandığı malları mirasçılarına intikal eder. İrtidat ettikten sonra kazandıkları ise bütün müslümanlar için ganimet olarak beytülmâle konur.
Mürtedin nikâhı düşer. İster kadın ister erkek olsun irtidat halinde nikâhları fesholur. Kestiği hayvan da yenmez.
Mürted öldürülünce yıkanmaz, kefenlenmez, namazı kılınmaz, cenazesi müslüman mezarlığına gömülmez.
İFSATÇILARIN ÂKIBETİ
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:
“İnkâr edip de insanları Allah’ın yolundan alıkoyanlara, fesat çıkarmaları yüzünden, azap üstüne azap vereceğiz.” (Nahl: 88)
Birinci azap kendi isyanları için, diğeri ise başkalarını Allah yolundan çevirdikleri için.
Nitekim diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Onlar hem insanları Kur’an’dan menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar.
Böylece ancak kendilerini helâke atarlar da farkına varmazlar.” (En’am: 26)
Kendileri Hazret-i Kur’an’ın nur ışığından faydalanamadıkları gibi, başkalarının da faydalanmasına engel oluyorlar.
Allah-u Teâlâ diğer bir Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:
“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimi idrakten çevireceğim, anlamaktan mahrum edeceğim.” (A’raf: 146)
Allah-u Teâlâ Hazret-i Kur’an’ı idrakten çevirdiği zaman, onların kalplerini çevirir ve mühürler. Artık onlar hiçbir şey dinlemezler ve hep birlikte cehenneme girerler.
•
“Gönlü imanla mutmain olduğu hâlde, zorlanan kimse hariç, kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr eder ve gönlünü küfre açarsa; onların üzerine Allah’tan bir gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.
Bu da onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah’ın da inkâr eden topluluğu hidayete erdirmemesinden ötürüdür.
İşte onlar Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir ve onlar gafillerin tâ kendileridir.
Hiç şüphesiz ki onlar ahirette hüsrana uğrayacaklardır.” (Nahl: 106-109)
| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |