EVLİYÂ-İ KİRAM
-Kaddesallahu Esrârehüm- HAZERÂTI’NIN
“HÂTEMܒL-EVLİY” HAKKINDAKİ
BEYAN ve İFŞAATLARI (77)

 

Zeyneddîn el-Hâfî -kuddise sırruh-

HAYATI ve ESERLERİ

Asıl asıl adı Muhammed bin Muhammed olan ve daha çok “Zeyneddîn” lâkabı ile tanınan Zeyneddîn el-Hâfî -kuddise sırruh- Hazretleri, 1356 (H. 757) yılında Horasan’a bağlı olan Hâf beldesinde dünyaya geldi. Halvetiyye tarikatının “Zeyniyye” adı ile anılan kolunun kurucusudur.

Zeyneddîn el-Hâfî -kuddise sırruh- Hazretleri çok küçük yaşlardan itibaren, önce doğup büyüdüğü yer olan Horasan’da ve ardından Mâverâünnehr, Irak, Azerbaycan, Şam, Mısır, Hicaz ve daha pek çok şehirde ilim tahsil edip, zamanının büyük âlimlerinden geniş ölçüde istifâde etti. Seyyid Şerîf Cürcânî, Celâleddîn Ebû Tâhir Ahmed el-Hocendî, İbnü’l-Cezerî, Zeyneddîn el-Irâkî, Ebu’l-Berekât Ahmed el-Kazvînî ve Kâhire’de ikâmet eden Zeyneddîn Abdurrahmân eş-Şebrîsî gibi meşhur âlimlerin ilim meclislerinde bulundu.

Zâhirî ilimlerde büyük bir mesâfe kateden Hazret, nihayet tasavvuf yoluna sülûk edip zâhiri bâtınla cem’ ederek, Nûreddîn Abdurrahmân el-Mısrî -kuddise sırruh- Hazretleri’ne intisab etti. Çok kısa bir zaman zarfında halîfeliğe yükselen Hazret’e, Nûreddîn el-Mısrî -kuddise sırruh- Hazretleri bizzat kendi eliyle bir icâzet yazıp vererek, diğer talebelerinden farklı bir biçimde onu taltif etti. Kendisini takvâ sâhiplerine seçkin bir imâm kılması için Allah-u Teâlâ’ya duâ ve tazarrûda bulunup, insanları irşad ve ıslâh maksadıyla tekrar doğduğu yer olan Horasan’a gönderdi.

Zâhirî ilimlerle bâtınî ilimleri pak ve temiz zâtında birleştiren Zeyneddîn el-Hâfî -kuddise sırruh- Hazretleri, yalnız kendi zamanındaki değil, kendisinden sonra gelen çok büyük velîleri dahî etkilemiş; nitekim büyük velî Hâce Muhammed Pârsâ -kuddise sırruh- Hazretleri kendisinden daimâ övgü ile sözetmiştir.

Reullullah Aleyhisselâm’ın tavsiye ve tâlimi ile, Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin “Fusûsu’l-Hikem” kitabını okuyan ve içindeki gizli sırlara vâkıf olan Hazret; “Dervişâbâd şehrinde ikâmet ederken, rüyâmda Resûlullah Aleyhisselâm’ı gördüm. Bana ‘Fusûsu’l-Hikem’ kitabı’nı okumamı işâret buyurdular; bundan sonra Fusûs kitabındaki birçok meseleyi sordum, lütfedip îzâh buyurdular.” diyerek, bu hususa bizzat kendisi de işaret etmiştir.

Hayatını Tasavvuf yolundan nasipdâr olanların nefislerini tezkiye, ruhlarını tâlim ve terbiye ile geçiren Hazret, 1435 (H. 838) yılında Herât’ta vefât etmiştir.

 

“HÂTEMܒL-VELÂYE” HAKKINDAKİ

BEYAN ve İFŞAATLARI

Zeyneddîn el-Hâfî -kuddise sırruh- Hazretleri, Şeyhü’l-ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin “Fusûsu’l-Hikem” kitabındaki gizli mânâları yazdığı eserlerin birçoğuna yansıtmış; husûsiyetle “Risâletü’l-Kudsiyye” adlı eserinde, Hâtemü’l-enbiyâ olan Muhammed Aleyhisselâm ve Hâtemü’l-evliyâ olan zâtla ilgili, daha önce hiç duyulmamış ve hiçbir velî tarafından ortaya konmamış gizli cevherleri açığa çıkarmıştır.

 

“Hâtemü’n-Nübüvve” ve “Hâtemü’l-Velâye”

Bütün Âlemleri İhâtâ Etmiştir:

Zeyneddîn el-Hâfî -kuddise sırruh- Hazretleri “Risâletü’l-Kudsiyye” adlı eserinde, gâyenin kemâline ererek Tevhîd’in nihâyetine erişen Hâtemü’l-enbiyâ ve Hâtemü’l-evliyâ’nın beşerî akılla idrâk edilemeyeceğini ortaya koymuş; “Sizden her biriniz için bir şerîat ve bir yol tâyin ettik” Âyet-i kerîme’sinin bu iki Hâtemiyyet’e işâret ettiğini ifşâ ederek, görünen âlemleri ihâta edenin bu iki Hâtem olduğunu beyan buyurmuştur:

“Kemâlin gâyesine ulaşıp O’nu Tevhîd eden, kâinât mertebesinde O’nun vahdâniyyet’ini müşâhade eden; isimlerin ve sıfatların bilinmesiyle ilgili ilimlere sâhip olup Tevhîd’in nihâyetine eren kimse düşünceye sığmaz!

Hayır!.. O kendi ma’rifetiyle ilgili olarak O’nu müşâhade edip, O’nu tenzîh etmiş olarak, bunun daha ötesindekini de bilir.

Zîrâ Âyet-i kerîme’de;

‘Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol tâyin ettik.’ buyurulmuştur. (Mâide: 48)

Ki; ‘Ben Hâtemü’l-velâye’yim!’ diyen kişi seni dâvet etsin, sen de onu taklîd edesin! Zîrâ gözle görülen âlemlerin etrâfını kuşatan; Hâtemü’n-nübüvve olan Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Hâtemü’l-velâye’dir.” (“Risâletü’l-Kudsiyye”, vr. 78b)


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |