Allah-u Teâlâ’nın Sevgilileri’nin İfşaatlarına İzah ve Açıklamalar (7)

 

Hakîm et-Tirmizî
-kuddise sırruh- (7)

 

Hâtemü’l-Evliyâ’nın O’nun
Kabzasında Hareket Edip, Ebedî Önderliğe Erişmesi:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri O’nunla tuttuğunu, O’nunla yürüdüğünü, O’nunla düşündüğünü, O’nunla baktığını ve bu nedenle de önderlik hususunda ebedî kılındığını haber verdiği Hâtemü’l-evliyâ’nın, bu lütufla öne geçişinin mâhiyetini ve O’na eriştirilmesinin sebeplerini, Re’y’de bulunan talebelerinden birine yazdığı cevapta şöyle izâh etmektedir:

“Allah seni muvaffak kılsın! Eşyada O’nunla olmak; dünyada da, âhirette de yakınlık menzillerine O’nunla ulaşmak... İşte bu nedenle O, ona her devirde ve her hâl üzre sana öncü olmayı vâcip kılar. Şu kadar var ki o, dünyada O’nun kabzasındadır; O’nunla kalkar, O’nunla oturur, O’nunla mukâbele eder, O’nunla tedbirde bulunur, O’nunla daralır, O’nunla genişler; O’nunla işitir ve görür, O’nunla bilir ve düşünür.

Ahiret’tekine gelince; sana O’nun Resul’ünün hediyesini, müjdesini ve armağanı ile berâberliği verir.

Zirâ onunla ilgili olarak şöyle buyurulmuştur:

‘Ölen kimse Allah’a yaklaştırılanlardan ise; ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.’ (Vâkı’a: 88-89)

İşte bu kula onun da öncülüğünü buldurur. Kendisini vasfettiğimiz ve kendisine izâfe ettiğimiz şeye hazırlar. Bahsettiğimiz şeye göre de, gelecek her şeyi kendinde hazır bulur.” (“Cevâbu Kitâbu mine’r-Re’y”, s.184. bas.: Beyrut, 1992)

Hâtemü’l-velî’nin önderlik hususunda ebedî kılınması, onun Âdem Aleyhisselâm’dan önce yaratılmış olması sebebiyledir. Allah-u Teâlâ Âdem Aleyhisselâm’ı yaratmazdan evvel Muhammed Aleyhisselâm’ın “Nûr”unu yarattığı gibi; Hâtemü’l-velî’nin “Nûr”unu da Âdem Aleyhisselâm’ı yaratmazdan evvel halketmiştir. Bu ise murâd-ı ilâhî’dir, buna mahlûkun aklı ve ilmi yetmez!..

Nitekim Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri; “Velîlerin sonuncusu olan Hâtemü’l-evliyâ da, Âdem su ile toprak arasında iken velî idi.” buyurarak buna işâret etmiştir. (“Fusûsu’l-Hikem ve’t-Ta’lîkat aleyhi”, s. 64)

Böyle olunca onun bu öncülüğü dünyada da geçerlidir, âhirette de geçerlidir.

Muhyiddîn İbnü’l-Arâbî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin diğer bir beyanları şöyledir:

“Bil ki Hâtem, velâyet bayrağının taşıyıcısı ve makâmın ve gâyenin nihâyeti olur. Nitekim o hiç bilmezken ‘Hatm’ oldu ve cesedlenmiş bir rûhâniyyet ve müteaddit bir ferdâniyyet içinde, dilemeksizin ve tasarruf etmeksizin iş onda vâroldu.” (“Ankâ’-i Muğrib fî Ma’rifeti Hatmü’l-Evliyâ”, s. 71)

Aslında işi gören rûhâniyet, fakat onun maskesi o “rûhâniyet”i örtüyor. Rabbü’l-âlemîn öyle murad etmiş, ona vermeyi murâd etmiş. Yoksa onun aklına-hayâline gelen bir şey değil!

İşi gören Resulullah’ın “Nûr”udur, işi gören “Kudsî ruh”tur; fakat halk onu görmez. Rabbü’l-âlemîn öyle dilemiş, öyle olmuştur; burada mahlûkun hiçbir dahli yoktur. Bunu düşündüğünüz zaman bulmak çok kolay olur. Neyi bulmak? “Hakk”ı bulmak!..

O bir maskedir, maskeden ibârettir. Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin yukarıdaki sözleri bunun ifâdesidir. Maske bunları yapamaz ki... O’nunla konuşur; yâni içindeki konuşur. Tek kelime ile “O’nunla” diyor. Hakk o cesedin içinde olduğu için, O’nun âlîliğinden ötürü cesede değer vermişler. Fakat aslında o bir robottur, bir maskedir, hükümsüzdür.

Allah-u Teâlâ kendisine yönelttiği ve yürüttüğü kulunun evvelâ varlığını ifnâ eder; onda Var’dan başkası kalmaz. Var’dan başkası kalmadığı zaman da Var ile hareket eder. O vekâlet üzerine intikâl ettiğinden ötürü o bu hâle bürünmüş, Allah-u Teâlâ ona hakîkati bildirmiştir. O’nu bulduğun zaman, O’ndan bu ilmi öğrendiğin zaman Hakk’a varmana vesîle olur.

 

Allah’ın Kendisinde
Gizlendiği ve “Ulü’l-Elbâb”ı Meydana Getirdiği Kul:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Kitâbu’r-Riyâze” isimli eserinde; Allah-u Teâlâ’nın bu kulunu nasıl bir himâye ile koruduğunu, ondaki şehvânî hareketleri nasıl yokettiğini ve onda zuhur eden bu aklın “Ulü’l-elbab” dan başka bir şey olmadığını çok açık bir biçimde beyân ederek şöyle buyurmuştur:

“Allah ile düşündüğünü, Allah ile konuştuğunu, Allah ile işittiğini, Allah ile baktığını ve Allah ile yürüdüğünü tasavvur dahi edemediğimiz bir kulun; dünya diyârındaki meşgûliyeti, eserleri ve hareketleri acaba nasıl olur!

O’nunla konuşan dedi ki: Bu nasıl olur?

Buyurdu ki: Allah’ın kendisinde gizlendiği bu kul; O’nun idâre ettiği, koruduğu, gözettiği ve kendi adına hareket ettirdiği bir velîdir.

Nitekim O, onun içindeki şehvetleri öldürüp, onu bizzat kendi ortaya koyduğu şeylerin içinde bulundurur. Onu kendi Nûr’u ile açıp, zorlukları kendisine kolaylaştırır. Onda Ulü’l-elbâb’ı meydana getirerek; sebepler, ilâhî himmet ve idrak husûsunda da kendisine istimdat eder. O da konuşurken hikmetle konuşup, tefekkürle açıklar. Bakarken ibretle bakar. Yürürken heybetle yürür. Tutarken kuvvetle tutar. O onun kalbini lüzumsuz düşüncelerden men eder, ilâhî tedbir ile ilgili işlerde de ondan selbeder. İşte bunların hepsi, hakikatıyla Kitap’ta ve haberde mevcuttur.” (“Kitâbu’r-Riyâze ve Edebü’n-Nefs”, Es’ad Efendi, nr.: 1312, vr. 10b-11a)

Bu intikâl “Hâtem”den “Hâtem”e intikâldir; çünkü bu intikâl olmasa bu vazîfe olmaz.

O intikâl ile onun vekâleti, onun vazîfesi yapılıyor, ikinci bir vazîfe yok! Hiç şüphesiz ki bu da Allah-u Teâlâ’dan geliyor.

Hâtemü’l-enbiyâ’yı çekmiş, vazifeyi ona vermiş. Onu da çektiği zaman bu vazîfe Hazret-i Mehdî’ye kalacak.

 

Resulullah Aleyhisselâm’dan
Hâtemü’l-Evliyâ’ya İntikal Eden Vazîfe:

Hâtemü’l-evliyâ’nın vârisliği tam vârisliktir. Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm’ın vazîfesini ona vermiş, onun vazîfesini o yapıyor.

Bu vazîfe onundu, Allah-u Teâlâ ona intikâl ettirmiş, o vazîfeyi Vekîl’ine yaptırıyor. Yani o peygamber değildir amma, vazîfesi peygamber vazîfesidir.

Nitekim Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Nevâdirü’l-Usûl” adlı eserinde, Resulullah Aleyhisselâm’ın bu vazîfenin ona intikâlinden duyduğu güven ve rahatlığı şöyle dile getirmektedir:

“O Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in huzurunda Rabb’ini anmakla meşgul olur.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu yerde onunla iftihâr eder, Allah da bu makamda onun ismini yüceltir. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizzat onunla yetinip karar kılar.” (Nevâdirü’l-Usûl fî Ma’rifeti Ehâdîsü’r-Resul” c. 1, s. 620)

Bunun mânâsı; vazîfe onundur artık!..

Daha açığı; Şerîat’ı kurma vazîfesi Resulullah Aleyhisselâm’a âittir, başkasının kurma hakkı yoktur. Amma oradan oraya intikâl etmiştir.

Bunların hepsi Allah-u Teâlâ’nın hükmüdür, ilâhî birer lütuftur. Yapılan her şey Allah-u Teâlâ’nın hükmüyle husûle geliyor, bütün bunlar O’nun izniyle yapılıyor.

O hükmetmedikçe hiçbir şey olmaz, hüküm O’na âittir!

 

Resulullah Aleyhisselâm
Niçin “Hâtemü’l-Evliy⒔ İle Yetinip Karar Kılar?

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Nevâdirü’l-Usûl” adlı eserinde, Resulullah Aleyhisselâm’ın Hâtemü’l-evliyâ olan zâtla yetinip karar kılacağını beyan buyurmuştur:

“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu yerde onunla iftihâr eder, Allah da bu makamda onun ismini yüceltir. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizzat onunla yetinip karar kılar.” (Nevâdirü’l-Usûl fî Ma’rifeti Ehâdîsü’r-Resul” c. 1, s. 620)

Resulullah Aleyhisselâm onun iş ve icraatlarıyla yetinir ve bu hâllerine nazar eder; yaptığı her iyi işten memnun olur. İyiliği için duâ eder, onu kötülüklerden muhâfaza etmesi için Cenâb-ı Hakk’a niyâz eder. Fakat ona güvendiğinden ve memnuniyetinden ötürü hiçbir işine karışmaz, hiçbir icraatına müdâhale etmez. Allah-u Teâlâ onu yönettiği için buna lüzum görmez. O şimdi seyir hâlinde bulunuyor. Her şeyden haberdardır, fakat hiç karışmaz; çünkü imtihan sahasında Hâtemü’l-velî var.


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |