DİVÂN-I ES’AD’DAN...
Senin aşkınla Mecnûn’um ve lîkin iştihârım yok
Dem-â-dem dâğ-ı hasretle figandan başka kârım yok
Metâ-ı lütfunu almak için sermâyesiz geldim
O dürlü bir tehî-destim ki hattâ ihtiyârım yok
Ne ilm-ü ma’rifet verdin ne câh-u menkıbet yâ Rab
Bi-hamdillah ki bir zerre medâr-ı iftihârım yok
Benî nev’-i beşer resminde ancak bir heyûlâ var
Cihânda kâm alırdım ben olaydı ger o varım yok
Ne dârım var benim Es’ad ne de meyl-i diyârım var
Cemâl-i yârdan başka diğer bir intizârım yok
•
Senin aşkınla Mecnun gibiyim, deli gibiyim, lâkin şöhretim yok. Senin hasretinin yarasıyla her an feryât etmekten başka bir işim yok.
Senin lütfuna nâil olabilmek için eli boş geldim. Elim o kadar boş ki; ihtiyarım, seçme durumum bile yok.
Yâ Rab, bana ne ilim ne ma’rifet, ne de makam ve mevki verdin. Allah’a şükürler olsun ki, kendisiyle övünebileceğim bir zerrem bile yok.
İnsan sûretinde ancak bir hayâlim var. Varlığım olsaydı ben dünyada zevk sürerdim, fakat bir şeyim yok.
Es’ad benim ne bir yurdum, ne de gitmeyi istediğim bir yer var. Sevgilinin cemâlinden başka bir beklediğim yok.
| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |