MUHTELİF İNSANLARA ÂİT
KARAKTERLER
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Kur’an-ı kerim’in çeşitli Âyet-i kerime’lerinde, çeşitli insan karakterlerinden misaller vermektedir.
1– Gerçek bir imanla Allah’a inanan, gönülden boyun eğen muttakî müminler:
“Müminler saâdete ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtlarını verirler. Onlar ki, eşleri ve câriyeleri dışında mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar kınanamazlar. Bu sınırı aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.” (Müminun: 1-2-3-4-5-6-7)
“O müminler ki, emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler. Namazlarına riâyet ederler. Onlar Firdevs cennetine vâris olacaklar, orada ebedî kalacaklardır.” (Müminun: 8-9-10-11)
“Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır ve yalnız Rabblerine tevekkül ederler.” (Enfâl: 2)
“Müminler o kimselerdir ki, Allah’a ve Resul’üne iman etmişlerdir. Sonra şüpheye düşmemişler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmişlerdir. İşte onlar imanlarında sâdık olanlardır.” (Hucurât: 15)
“Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine ‘Düşmanlarınız olan insanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun!’ dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve üstelik ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ dediler.” (Âl-i imran: 173)
“Onlara bir musibet geldiğinde ‘Biz Allah’ınız ve elbette ona döneceğiz.’ derler.” (Bakara: 156)
“Rahman’ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ve vakar ile yürürler. Cahiller kendilerine lâf attıklarında ‘Selâm!’ derler.
Onlar ki, gecelerini Rabbleri için secdeye vararak ve kıyama durarak geçirirler.
Onlar ki şöyle derler: ‘Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası ne kötü bir yer, ne kötü bir konaktır!’
Onlar ki, harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler. Harcamaları bu ikisi arasında dengeli olur.
Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zinâ etmezler.” (Furkan: 63-68)
“Onlar büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar. Kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar, affederler.” (Şûrâ: 37)
“Rabblerinin dâvetine icabet ederler, namazı kılarlar. Onların işleri kendi aralarında istişare iledir.
Kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar.” (Şûrâ: 38)
“Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirine yardım ederler.” (Şûrâ: 39)
“Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygamber’e çağırıldıkları zaman, müminlerin sözü sadece ‘İşittik, itaat ettik!’ demekten ibarettir.
İşte saadete erenler onlardır.” (Nur: 51)
“Onlar ki Allah’ın ahdini yerine getirirler, verdikleri sözü bozmazlar.” (Ra’d: 20)
“Onlar Allah’ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirirler. Rabblerinden korkarlar ve en kötü hesaptan ürkerler.” (Ra’d: 21)
“Onlar ki, Rabblerinin rızâsına ermek için sabrederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık (Allah yolunda) harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar.
İşte dünya yurdunun sonucu onlar içindir.” (Ra’d: 22)
“Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunurlar.” (Enfâl: 3)
“İşte onlar gerçek müminlerin tâ kendisidir. Onlar için Rabbleri katında dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.” (Enfâl: 4)
“Onlar bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah da güzel davrananları sever.
Onlar bir kötülük yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.
İşte onların mükâfâtı, Rabbleri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedî olarak kalacaklardır.
Çalışanların mükâfâtı ne güzeldir!” (Âl-i imran: 134-135-136)
2– Allah-u Teâlâ’ya gönülden bağlı olup söz verenler ve hükmünü Hakk’tan bekleyenler:
“Müminler içinde öyle erler vardır ki, Allah’a vermiş oldukları ahde sadâkat gösterirler. Onlardan kimi bu uğurda canını fedâ etti, kimi de bu şerefi beklemektedir. Onlar hiç bir şekilde ahidlerini değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb: 23)
“Onlar sıdk makamında, kudret ve kuvvet sahibi hükümdarın huzurundadırlar.” (Kamer: 55)
3– Hazret-i Allah’ın büyük bir lütufta bulunarak hidayete erdirmesine ve marifetullah kapısını kendilerine açmasına rağmen; dalâleti hidayete tercih edenler, kalpleri dönenler:
“Onlara o kimsenin haberini de anlat ki, kendisine âyetlerimizden vermiştik. Fakat o bunlardan sıyrılıp çıkmıştı. Derken şeytan onu arkasına takmış nihayet azgınlardan olmuştu.
Dileseydik elbette bu âyetlerle yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü.
Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer. Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur.
İşte âyetlerimizi yalanlayan kimselerin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünüp ibret alırlar.” (A’raf: 175-176)
4– Gönülden gelen bir imanla değil de, dünyevî bir menfaat sağlamak maksadıyla dine bağlananlar:
“İnsanlardan kimi de, Allah’a bir yar kenarındaymış gibi kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa buna pek memnun olur. Başına bir belâ gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.” (Hacc: 11)
“İnsanlardan kimi vardır ki ‘Allah’a inandık.’ derler. Fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratıldığı zaman, insanların ezâsını Allah’ın azâbı gibi tutarlar. Rabbinizden bir yardım gelecek olursa, andolsun ki ‘Biz de sizinle beraberdik!’ derler. Allah herkesin kalbinde olanları daha iyi bilen değil midir?” (Ankebut: 10)
5– Musibet anında Hazret-i Allah’ı hatırlayıp, refah anında unutanlar:
“İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, yan yatarken, otururken veya ayakta iken bize yalvarır yakarır. Fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki başına gelen sıkıntıdan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler hoş gösterilmiştir.” (Yunus: 12)
“İnsana bir nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer. Ona bir de zarar ziyan dokunacak olsa, iyice karamsarlığa düşer.” (İsrâ: 83)
“İnsan gerçekten pek hırslı yaratılmıştır. Başına bir felaket gelince sızlanır, feryad eder. Bir iyilik dokunduğunda ise cimri kesilir, onu herkesten meneder.” (Meâric: 19-20-21)
“İnsan hayır istemekten usanmaz. (Dâima nimetinin ve servetinin artmasını diler.) İstediği eline geçmeyip kendisine bir kötülük dokunduğu zaman da ümitsizliğe düşer, ye’se kapılır.” (Fussilet: 49)
“Eğer başına gelen zarardan sonra tarafımızdan kendisine bir rahmet tattıracak olursak ‘Bu benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbime döndürülecek olsam bile, O’nun katında benim için daha güzel şeyler vardır.’ der.
Andolsun ki biz o inkâr edenlere yaptıklarını elbette haber vereceğiz ve onlara çok ağır bir azaptan elbette tattıracağız.” (Fussilet: 50)
“İnsana bir nimet verdiğimiz zaman yüz çevirip yan çizer. Fakat bir kötülük dokunduğu zaman da yalvarıp durur.” (Fussilet: 51)
6– Sulh zamanında “Cihad cihad!..” diyen, iş başa düşünce de korkusundan sıvışıp kaçmak isteyenler:
“İnananlar ‘Keşke cihad hakkında bir sûre indirilse de cihada çıksak!’ derlerdi. Fakat hükmü açık bir sûre indirilip de, orada savaştan söz edilince; kâlplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Korktukları başlarına gelsin!
Oysa onlara itaat etmek ve uygun olanı söylemek yaraşırdı.
İş ciddiye bindiği zaman Allah’a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.” (Muhammed: 20-21)
“Musa’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Ne yaptılar: Peygamberlerine ‘Bize bir hükümdar gönder. Başımıza geçsin de Allah yolunda savaşalım.’ demişlerdi. O da ‘Size savaş farz kılınır da, ya savaşmazsanız!’ demişti. Onlar ise ‘Allah yolunda niye savaşmayalım ki? Hem yurtlarımızdan çıkarıldık, hem çocuklarımızdan uzaklaştırıldık!’ demişlerdi. Üzerlerine savaş farz kılınınca, içlerinden pek azı hariç geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir.” (Bakara: 246)
7– Rahman olan Allah’a inanmayan, öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden, Kitap Peygamber tanımayan kâfirler:
“İnsanlar içinde öylesi var ki; ne bir bilgisi, ne doğruya götüren bir rehberi, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır durur.” (Hacc: 8)
“Hak apaçık ortaya çıktıktan sonra bile onlar bu hususta, sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle mücadele ediyorlar.” (Enfâl: 6)
“Öyleyken bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar? Sanki onlar aslandan ürküp kaçan yabânî merkepler gibidirler.” (Müddessir: 49-50-51)
“Onların hali, karanlık bir gecede ateş yakan kimsenin durumuna benzer. Ki, ateş tam onların çevresini aydınlatmışken, Allah onların nurlarını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır. Onlar artık hiç bir şeyi göremez olurlar.” (Bakara: 17)
“Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.” (Bakara: 18)
“Yahut onların hali, gökten sağnak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir.
Yıldırımdan ölme korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah o inkârcıları çepeçevre kuşatmıştır.” (Bakara: 19)
“O esnada şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar. Etraflarını aydınlatınca bir kaç adım yürürler. Fakat üzerlerine karanlık çökünce oldukları yerde kalırlar.
Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi.
Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir.” (Bakara: 20)
“Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan yukarı çıksalar.
Yine de: “Gözlerimiz döndürüldü, biz herhalde büyülendik.” derlerdi.” (Hicr: 14-15)
“Onlar aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamber’e çağırıldıkları zaman, bakarsın ki içlerinden bir kısmı hemen yüz çevirirler.
Amma hak kendilerinin lehinde ise, ona gönülden bağlı olarak koşa koşa gelirler.” (Nûr: 48-49)
“Âyetlerimizi yalanlayan ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenlere göğün kapıları açılmaz, deve iğnenin deliğinden geçmedikçe de cennete giremezler. Suçluları işte biz böyle cezalandırırız.” (A’raf: 40)
“İşte onlar Rabblerinin Âyetlerini ve O’nun huzuruna çıkmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden bütün yaptıkları boşa gitmiştir.” (Kehf: 105)
“Ateşin kenarına getirilip durdurulduklarında ‘Ah ne olurdu, keşke dünyâya geri çevrilsek de, Rabbimizin âyetlerini inkâr etmesek!’ dediklerini bir görsen!
Hayır! Evvelce gizleyip durdukları işleri karşılarına çıktı da ondan böyle söylüyorlar. Eğer geri döndürülselerdi, yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlar.” (En’am: 27-28)
8– İnandıklarını dilleriyle söyledikleri halde, kalpleriyle inkâr eden iki yüzlü münâfıklar:
“Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Sanki onlar elbise giydirilmiş kof kütük gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl olup da döndürülüyorlar?” (Münafikun: 4)
“Sen onları derli-toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır.
Çünkü onlar akıllarını kullanmaz bir topluluktur.” (Haşr: 14)
“İnsanlardan öyleleri de vardır ki dünya hayatı hakkında söyledikleri söz senin hoşuna gider. Hatta böyleleri, söylediklerinin kalpten geldiğine (samimi olduğuna) Allah’ı şahit tutarlar. Halbuki o hasımların en yamanıdır.” (Bakara: 204)
“Onlar hep sizi gözetleyip duranlardır. Eğer Allah’tan size bir zafer gelirse ‘Biz de sizinle beraber değil miydik?’ derler. Şayet kâfirlere bir pay çıkarsa, onlara ‘Size üstünlük sağlayarak, sizi müminlerden korumadık mı?’ derler.
Allah kıyamet günü aranızda hüküm verir. Allah kâfirlere, müminler aleyhinde asla fırsat vermeyecektir.” (Nisâ: 141)
“Doğrusu münâfıklar Allah’ı aldatmaya kalkışıyorlar. Oysa Allah onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir.
Onlar namaza kalktıkları zaman üşene üşene kalkarlar insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az zikrederler.” (Nisâ: 142)
“Ne onlarla olurlar, ne de bunlarla olurlar. İkisinin arasında bocalayıp dururlar. Allah’ın saptırdığı kimseye asla bir yol bulamayacaksın.” (Nisâ: 143)
“Sizden olmadıkları halde, sizinle beraber olduklarına yemin ederler. Oysa onlar korkak bir topluluktur.” (Tevbe: 56)
“İnsanların bir takımları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık.” derler. Bunlar güya Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa onlar sadece kendilerini aldatırlar da bunun farkında değildirler. Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların bu hastalıklarını artırmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle onlara elem verici azab vardır.” (Bakara: 8-9-10)
“Kendilerine ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiği zaman ‘Biz ancak ıslah edicileriz.’ derler. İyi bilin ki asıl bozguncular kendileridir, lâkin anlamazlar.” (Bakara: 11-12)
“Onlara ‘Müslümanların inandığı gibi siz de inanın!’ denilince de ‘Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?’ derler. İyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bunu bilmezler.” (Bakara: 13)
“Mü’minlerle karşılaştıkları zaman ‘İnandık’ derler, elebaşları ile başbaşa kaldıklarında ise ‘Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz!’ derler. Allah da kendileriyle alay eder, azgınlıklarında onlara mühlet verir, bu yüzden onlar bir müddet başı-boş dolaşırlar.” (Bakara: 14-15)
“İşte onlar hidayet karşılığında sapıklığı satın almışlardır. Bu alış-verişleri kendilerine kâr sağlamamıştır, doğru yolu da bulamamışlardır.” (Bakara: 16)
“Onlar her yıl bir veya iki defa çeşitli belâlara uğratılıp imtihana çekildiklerini görmüyorlar mı? Böyleyken yine de tevbe etmiyorlar, ibret de almıyorlar.
Bir sûre indirildiği zaman ‘Sizi bir kimse görüyor mu?’ diye birbirlerine bakarlar, sonra sıvışıp giderler. Allah onların kalplerini imandan çevirmiştir. Çünkü onlar gerçeği anlamayan kimselerdir.” (Tevbe: 126-127)
“Münafıkların durumu şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana ‘İnkâr et!’ der. İnkâr edince de ‘Ben senden uzağım, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.’ der.” (Haşr: 16)
•••
| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |