Varislerin Dereceleri:
Ölenin techiz ve tekvini yapıldıktan, borçları ödendikten ve vasiyetleri yerine getirildikten sonra kalan terike, aşağıdaki sıraya ve ileride yeri geldikçe yapılacak açıklamalara göre vârisler arasında taksim edilir:
1. Ashâb-ı ferâiz:
“Farz sahipleri” mânâsına gelen “Ashâb-ı ferâiz”, Kur’an-ı kerim’de veya Hadis-i şerif’lerde veya İcmâ ile hisseleri bildirilmiş olan mirasçılardır.
Daha açık anlatmak gerekirse “Ashâb-ı Ferâiz”; kendilerine nısıf (yarım), rubu’ (dörtte bir), sümün (sekizde bir)... gibi muayyen miktarlarda bir pay verilen kimselerdir.
Meselâ: Ölen bir erkeğin geride kalan karısı, ölenin çocuğu varsa sümün (sekizde bir); ölenin çocuğu yoksa rubu’ (dörtte bir) hisse alır.
“Ashâb-ı ferâiz” in hisseleri ancak “Red” ile artar ve “Avl” ile eksilir.
2. Neseb (kan) yoluyla “Asabe” olanlar:
Bunlar “Ashâb-ı ferâiz” adı verilen farz sahiplerinden sonra geriye kalanı alan baba tarafından erkek akrabalarıdır. “Ashâb-ı ferâiz” bulunmazsa, tek başına mirasçı ise terikenin tamamını alır. Oğul, baba, öz veya baba bir kardeş, öz veya baba bir amca böyledir.
Meselâ: Ölenin “Ashâb-ı ferâiz” den yalnız bir hanımı ve “Asabe” den bir oğlu olsa, ölenin hanımı “Sümün” yani sekizde birini alır. Geri kalanın hepsini “Asabe” den oğlu alır. Ölenin mirasçı olarak sadece bir oğlu olup başka vârisi yoksa, mirasın tamamını “Asabe” den oğul alır.
Neseb yoluyla yani akrabalığa dayanan asabelik, sebep yönünden yani nikâha dayanan verâsetten daha kuvvetlidir. Çünkü neseb yönünden farz sahipleri “Red” yoluyla hisse alabildiği halde, sebep yönünden farz sahipleri olan karı-koca bu yolla hisse alamamaktadırlar.
3. Sebebe dayanan “Asabe” lik:
Âzad edilmiş köle veya câriyenin ölümü sebebi ile, onu âzad eden efendinin mirasçı olmasıdır. Ölenin farz sahiplerinden hiç vârisi yoksa, efendi ona vâris olur ve terikenin tamamını alır.
Bunun da tatbikatta yeri kalmamıştır.
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Bir âilenin âzadlı kölesi, o âilenin kendi câmiasındandır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2080)
4. Neseb (kan) yoluyla olan farz sahiplerine red:
Ölenin “Ashâb-ı ferâiz”den akrabaları bulunur, bir “Asabe”si de olmaz, geriye terikeden bir şey kalırsa, kalan hisse sadece neseb yoluyla olan farz sahiplerine “Red” olunur. Yani vârisler belli hisselerini aldıktan sonra arta kalan mirası hisseleri nisbetinde aralarında taksim ederler.
Daha açık anlatmak gerekirse; karı-koca dışındaki mirasçılardan baba-dede gibi mirasçılar kendi paylarını aldıktan sonra, başka mirasçı yoksa geri kalan mirası da alırlar. Çünkü bunların, farzlarını aldıktan sonra da akrabalıkları devam etmektedir. Sebep (nikâh) yönünden olan farz sahiplerine, yani karı-kocaya “Red” yolu ile arta kalan mirastan verilmez. Artık bunların farz olan hisselerini aldıktan sonra akrabalıkları kalmaz.
5. Zevil-erhâm:
“Ashâb-ı ferâiz” ve “Asabe” olmayan ve fakat ölüye neseb yönünden bir akrabalığı olan kimselere “Zevil-erhâm” adı verilir.
Ölünün, adı geçen iki sınıftan hiç mirasçısı yoksa, miras ölüye neseb (kan bağı) yönünden akrabalarına yani “Zevil-erhâm” a düşer. Meselâ ölünün amcası, halası, kızının kızı, oğlunun kızı... gibi.
6. Mevlâ el-muvâlât:
Nesebi bilinmeyen birinin bazı şartlarla birisini kendisine “Efendi” edinmesidir.
(Bu hüküm de günümüzde yaşanmadığı için teferruata gidilmeyecektir.)
7. Başkası üzerine nesebi ikrar olunan kişi:
Bir çocuğun nesebi belli değilken bir diğerinin kendi üzerine nesebi ikrar etmesi ile meydana gelen mirasçıdır.
Meselâ: Bir kimse nesebi belli olmayan birine “Bu benim kardeşimdir.” dedikten sonra ölse, nesebi belli olmayan kimse onun kardeşi hükmünde olur ve mirasçı olur.
Bu ise çok nadir görülen bir haldir.
8. Kendisine mirasın üçte birinden fazla veya malın tamamı vasiyet edilen kimseler:
Ölen kimsenin hiç mirasçısı olmayıp üçte birinden fazlasını veya malın tamamını bir kimseye vasiyet ettiyse, o kimse vasiyette bildirilen miktarın tamamını alır. Arta kalan olursa hazineye devrolur. Eğer terikenin tamamı vasiyet edildiyse o kimse tamamını alır, hazineye bir şey kalmaz.
9. Beytülmâl:
Yukarıda sıraları zikredilen kimselerden hiçbir mirasçı yoksa, terikenin hepsi Beytülmâl’e yani hazineye kalır.
Fakat bu terike hazineye miras olarak değil de, sahibi bulunmayan kaybolmuş bir mal olarak konulur, amme menfaatine ve muhtaçlara harcanır. Bir vâris ortaya çıkarsa ve vâris olduğunu ispat ederse terikeyi hazineden geri alır.
•••
Bu konuda daha fazla bilgi için Muhterem Müellif Ömer Öngüt Efendi’nin “Kalblerin Anahtarı” Külliyatı’nın “Allah-u Teâlâ’nın Hükmü, İslâm’ın Hukuku” isimli eserine bakabilirsiniz.
| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |