Terike Üzerindeki Haklar:

Terikenin mirasçılar arasında bölüşülmesinden önce, yapılması gereken zaruri harcamalar yapılır.

Terike üzerinde sırasıyla şu haklar vardır:

1. Ölenin techiz ve tekfini:

Ölen kişinin öldüğü andan itibaren kabrine konulana kadar gereken yıkama, kefen, taşıma, kabir kazdırma ve defin masraflarının tamamı önce terikeden çıkarılır. Ancak bu harcamalarda israf yapılmadığı gibi, kısıntı da yapılmamalıdır. Hususiyetle günümüzde şehir hayatının getirdiği bid’at ve gösterişlerden sayılan defin merasimleri büyük masraflar gerektirmektedir. Binaenaleyh zaruri harcamalar yapılmalı, terikeden harcama yapılması câiz olmayan israflardan kaçınmalıdır.

Ölenin terikesi yoksa kefeni, sağlığında nafakasını sağlamakla yükümlü olan kişi üzerine vâciptir.

2. Borçlarının ödenmesi:

Cenaze gömüldükten sonra ölenin resmi ve resmi olmayan, belgeli ve belgesiz borçları araştırılır, tamamı mirastan ödenir.

Ölünün bıraktığı terike ancak borçlarını ödüyorsa veya borçlarını ödemeye yetmiyorsa, vârisler bir şey alamazlar. Terike tamamen borçlara verilir.

Dört çeşit borç vardır:

a. Rehin olarak verilen mal ile ilgili borç gibi, aynî eşyaya taallük eden borçlar.

Ölenin bundan başka malı yoksa, bu borcun ödenmesi techiz ve tekfinden önceye alınır.

b. Allah-u Teâlâ’ya olan borçlar.

Bunlar zekât, kefâret, oruç fidyesi ve nezir gibi ibadetlere mahsus borçlardır. Ahirette hesaba çekildiğinde öleni mesul tutacak borçların, mirasçılar tarafından ödenmesi gerekir. Ölenin zimmetini borçtan kurtarmış olurlar. Terikesinden kendi adına ödenmesini vasiyet etmişse, malının yalnız üçte birinden onun adına vekâleten mirasçıları öderler.

c. Kul borçları.

Ödünç aldığı para, mehir borcu, ücret ve buna benzer bir şey karşılığı olarak zimmette vâcip olan her şey, sağlığında iltizam ettiği borçlar olarak kabul edilir.

Kul hakları ilâhî haklardan önce gelir.

d. İnsanlar tarafından bilinmeyip, ikrar yolu ile sabit olan, ölenin daha önceden lüzumlu gördüğü hastalık borçları ise; sağlıklı iken ikrar edip bizzat söylediği borçlardan sonra gelir. Onun için, terikenin üçte birinden hükmü yerine getirilen vasiyetler hükmündedir.

3. Vasiyetlerin yerine getirilmesi:

Ölenin techiz, tekfin ve defin masrafları yapıldıktan ve borçları da ödendikten sonra; ölenin vasiyeti varsa, kalan malın üçte birinden vasiyet yerine getirilir.

Çünkü Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Bütün bu hükümler, yaptığı vasiyeti ve borcu ödendikten sonradır.” buyuruyor. (Nisâ: 12)

Üçte birden fazla olan vasiyetler, vârisler izin vermedikçe yerine getirilmez, ancak izin verirlerse geçerli olur. Bir kısmı izin verir, bir kısmı vermezse sadece izin verenlerin hissesi miktarınca yerine getirilir.

Vasiyetin üçte birden fazlası, vârislere zarar vermektedir.

Sa’d bin Ebî Vakkas -radiyallahu anh- der ki:

“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Vedâ haccı senesinde, bende şiddet peyda eden bir ağrı sebebiyle yatmakta olduğum hastalık için bana geçmiş olsun ziyaretine geldi.

Bu vesile ile:

“Yâ Resulellah! Gördüğünüz gibi ağrım çok şiddetlendi. Ben mal mülk sahibi bir kimseyim. Bir tek kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi?” diye sordum.

Resulullah Aleyhisselâm “Hayır, olmaz!” buyurdu.

“O halde yarısını tasadduk edeyim mi?” dedim.

Buyurdu ki:

“Hayır, üçte birini! Üçte bir de çok ya!... Senin vârislerini zenginler olarak bırakman, halka el açar vaziyette bırakmandan daha hayırlıdır. Eğer sen bir yiyecek infak eder de, onunla Allah’ın rızâsını dilersen, onun sebebiyle mutlaka mükâfat görürsün. Hatta hanımının ağzına koyduğun bir lokma bile olsa.” (Müslim: 1628)

Hadis-i şerif’ten anlaşılıyor ki, mirasçıyı zengin etmeye çalışmak, onu fakir bırakmaktan efdaldir. Malı az olanların, üçte birini vasiyet etmeleri bile hoş karşılanmamaktadır.

Eğer vasiyet bir farz ile ilgili ise, borç bu vasiyetten önce ödenir. Çünkü borç vasiyetten daha kuvvetlidir.

Allah hakkı ile kul hakkı terikede bir araya gelse, terike her ikisini ödemeye kâfi gelmese; Allah-u Teâlâ müstağnî, kullar muhtaç olduğu için, kul hakkı önde gelir.

Ölen kişi Allah-u Teâlâ’ya âit haklardan bir borç vasiyet etmiş ise, kul borçları ödendikten sonra kalan malın üçte birinden Allah hakkının ödenmesi vaciptir. Vasiyet etmemişse vacip değildir.

Vasiyetin vârislere zararı dokunmayacak şekilde olması gerekmektedir. Zarar vermek kastıyla mal vasiyet etmek büyük günahlardandır.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Bir adam yetmiş yıl süreyle hayır ehlinin işlediği ameli işler sonra (ölümüne yakın) vasiyette bulunduğu zaman, vasiyetinde adaletten sapar zulüm eder, böylece amel defterini şer ile kapar ve bu yüzden cehenneme girer.

Başka bir adam da yetmiş yıl süreyle şer ehlinin işlediği ameli işler. Sonra (ölümü yaklaşınca) vasiyetinde âdil davranır ve amel defterini hayırla kapatır, bu sebeple de cennete girer.” (İbn-i Mâce: 2704)

Bu Hadis-i şerif’te ölümü halinde vârislerine mal kalmasın veya az mal kalsın diye malının üçte birinden fazlasını vasiyet etmek, malının tamamını veya çoğunu bir mirasçısına hibe etmek gibi davranışlarda bulunan bir kimsenin cennetten mahrum edilmeye müstehak olduğu bildirilmektedir.

Bu ise vârislerin tamamına veya bir kısmına zarar vermek, aynı zamanda Allah-u Teâlâ’nın koymuş olduğu miras hükmünden kaçmak sayıldığından yasaklanmıştır.

Enes bin Mâlik -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Vedâ hutbesinde şöyle buyurmuştur:

“Allah şüphesiz ki her hak sahibine (mirastan) hakkını vermiştir. Bilmiş olunuz ki hiçbir vârise vasiyet yoktur.” (İbn-i Mâce: 2714)

Allah-u Teâlâ ilâhî hükme göre ölenin terikesine vâris olanları adaletsizlikten korumak için Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:

“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer geriye bir hayır (mal) bırakacak olursa, anaya, babaya ve yakın akrabaya usulüne uygun bir şekilde vasiyette bulunmak takvâ sahipleri üzerine bir hak olarak yazıldı.” (Bakara: 180)

İlâhî hükme göre vâris olan kişinin mirası, Kur’an-ı kerim tarafından verilenden fazla veya çok olamaz. Hiçbir vâris mirastan mahrum bırakılamaz veya payından fazlasını alamaz. Kişi terikesinin en az üçte ikisini mirastan payı olan vârislerine bırakmalıdır. Geriye kalan üçte biri, mirastan payı olmayan uzak akrabalara ayrılabilir.

“Kim de bunu işittikten (ve kabullendikten) sonra vasiyeti değiştirirse, günahı onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz ki Allah işitendir, bilendir.” (Bakara: 181)

Bir kimse ölümünden önce vasiyette bulunursa, ölümünden sonra vârislerin vasiyet hükümlerine aynen uymaları şarttır. Hiç kimsenin bu vasiyette değişiklik yapmaya hakkı yoktur.

“Bununla birlikte her kim vasiyet edenin haksızlığa meyletmesinden veya günaha girmesinden korkar da (tarafların) arasını bulursa, ona bir günah yoktur. Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” (Bakara: 182)

Yanlış vasiyette bulunmak, vasiyetin miktarını aşmak veya vasiyet edilmemesi gerekeni vasiyet etmek şeklinde yapılan vasiyeti ilâhî ahkâma göre düzelten kimseler için bir günah yoktur. Böyle güzel bir maksatla vasiyeti düzelterek ilgililerin arasını düzelten kimsenin günahını Allah-u Teâlâ dilerse bağışlar.

 

Vârislerin Hakkı:

Yukarıda sözü edilen haklar çıkarıldıktan sonra kalan terike, mertebelerine göre vârisler arasında bölüştürülür.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |