İman ile Küfür Arasında Tercih:

Ana veya baba ölünce, evlâtların ve diğer vârislerin de Cenâb-ı Hakk’ın emrine, ilâhî ahkâma göre hareket etmeleri, itidal ve rızâ göstermeleri icab eder.

Nakit paranın bölüşülmesi kolaydır. Gayr-i menkullerin taksimi ise ancak karşılıklı anlayışla, gönül rızâsı ile olur. Meselâ iki ev iki oğul arasında pay edilecek olsa, evler mevki ve değer bakımından aynı olmayabilir. Bu meyanda kişi sadece kendisini düşünmemeli; eline geçenleri, ömrü sona erdiğinde kendisinin de elden çıkaracağını unutmamalıdır. Mülk Hazret-i Allah’ındır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Bir kimse kendisi için arzu ettiği ecir ve sevabı, din kardeşi için de arzu etmedikçe imanın kemâline ulaşamaz.” (Buhârî)

Allah’tan korkan Allah’a dayanır, hayat boyunca her işini O’nun emrine göre yapar. O Hazret-i Allah’ın kuludur, göçtüğü zaman da Hazret-i Allah’a göçer.

Hazret-i Allah’tan korkmayan, nefsinin arzusuna göre işlerini yürüten kimse ise Allah ehli değildir, Hazret-i Allah’a göçmek için ona yol yoktur.

Allah-u Teâlâ Mâide Sûre-i şerif’inin 44. 45. ve 47. Âyet-i kerime’lerinde Allah’ın hükümleriyle hüküm vermeyenlerin kâfirler, zâlim ve fâsıklar olduğunu beyan buyurmaktadır.

Bunları arzu ile yapmak, küfür basamağına adım atmaktır. Allah-u Teâlâ’nın indirdiği hüküm ve kaideleri kalben tanımamak veya küçümsemekle imandan çıkılmış olur.

Bir kimseye dinden çıkması için pek çok para teklif edilse çıkmaz da, bilmediğinden ötürü, ilâhî hükümlere rızâ göstermemekle küfre girdiğinin farkında olmaz.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:

“İşte bunlar Allah’ın (vârisler hakkında koyduğu) hükümler ve çizdiği sınırlardır.” (Nisâ: 13)

Şer’î hükümler, mükellefler için tayin edilmiş sınırlar gibidir. Burada bu hükümlerden “Allah’ın sınırları” diye söz edilmesi, aşılmamaları ve geçilmemeleri için bir emirdir:

“Kim Allah’a ve Peygamber’ine itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Onlar orada ebedî kalırlar.

En büyük kurtuluş ve saâdet işte budur.” (Nisâ: 13)

Çizdiği sınırlara riâyet etmek, herhangi bir hile veya yolla fazlalık ve eksiklikte bulunmamak, cenneti ve en büyük kurtuluşu gerektirdiği gibi; Allah ve Resul’üne isyan da cehennemi, hor ve hakir edici azabı gerektirmektedir.

“Kim de Allah’a ve Peygamber’ine isyan eder, O’nun koyduğu sınırları çiğneyip aşarsa, onu da içinde ebedî kalacağı ateşe koyar.

Onun için hor ve hakir edici bir azap vardır.” (Nisâ: 14)

Bu gibi kimseler Allah-u Teâlâ’nın hudutlarını küçümseyerek, hükümlerini inkâr ederek, Allah katındaki değerlerini kaybetmiş ve değersizleşmişlerdir.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |