KUR’AN-I KERİM’DEN ÖĞÜTLER

Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb’imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı kerim’in bir çok Âyet-i kerime’lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır.

“Elif. Lâm. Mîm. Sad. Resul’üm! Bu, sana indirilen bir Kitap’tır. Bu hususta göğsünde bir sıkıntı olmasın. Onunla (insanları) uyarman ve inananlara öğüt vermen için (indirildi).” (A’raf: 1-2)

Çünkü ondan faydalanacak olanlar müminlerdir. Müminler Kur’an-ı kerim’i ellerinde ve gönüllerinde tutarlar. Onun iznine ve yasağına göre hayatlarına yön verirler.

“Elif. Lâm. Mîm. Râ. Bunlar Kitab’ın âyetleridir. Sana Rabb’inden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.” (Ra’d: 1)

Kıt akıllı, kısır düşünceli kişiler yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar, âlemlerin Rabb’inin Kitab-ı kerim’ini nazar-ı itibara almazlar.

“Andolsun ki biz onlara ilim ile açıkladığımız, inanan bir topluluk için hidayet ve rahmet olarak bir kitap getirdik.” (A’raf: 52)

Öyle bir kitap ki, iman edenler için bir hidayet ve rahmet vesilesidir.

“Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.” (Âl-i imran: 138)

Bu Kitab-ı kerim’de iyiliklere teşvik, kötülüklerden korkutma, haramlardan uzak durma emirleri vardır. Fakat bu hidayet ve öğütten ancak takvâ sahipleri yararlanabilir.

“İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Onları sana hak olarak okuyoruz. Allah âlemlere zulmetmek istemez.” (Âl-i imran: 108)

Fakat insanlar kendilerine zulmediyorlar. Allah-u Teâlâ kullarına zulmetmek istemediği için, kimseyi suçsuz yere sorumlu tutmaz. Suçlunun cezasını artırmadığı gibi, iyilik yapan bir kimsenin de sevabını eksiltmez. Hiç kimse zerre kadar haksızlığa uğratılmaz. O gün herkese ancak yaptığı ile kazandığı fayda verir.

“Sen o (Kur’an’la) öğüt ver ki, kişi kazandığı amel sebebiyle helâke uğramasın. O kimse için Allah’tan başka ne bir dost, ne de şefaatçı vardır.” (En’am: 70)

Allah-u Teâlâ’dan dilekte bulunarak hiçbir kimse ona şefaatçı olamayacaktır.

“Siz farkında değilken ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabb’inizden size indirilenin en güzeline uyun!” (Zümer: 55)

O mübarek Kitab-ı kerim’de beyan edilen emir ve yasakları gözetmek hususunda dikkatli olun. Azabın ne zaman geleceği belli olmadığı için, tedbir alıp hazırlık yapınız.

“De ki: ‘Söyleyin bana! Eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alsa, kalplerinizin üstüne mühür vursa, Allah’tan başka onları size getirecek ilâh kimdir?’

Bak! Âyetleri nasıl türlü türlü anlatıyoruz, sonra onlar yüz çeviriyorlar.” (En’am: 46)

Onlar bu âyetleri görerek, bunun sonucunda imana ulaşacakları yerde, küfürlerini katmerleştiriyorlar.

“Andolsun ki biz sizden önce kendilerine kitap verilenlere de, size de: ‘Allah’tan korkun!’ diye tavsiye ettik. Eğer küfre kayarsanız, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah zengindir, hamdedilmeye lâyıktır.” (Nisâ: 131)

İtaat edenlerin itaatı O’na bir fayda sağlamadığı gibi, isyan edenlerin isyanı da O’na zarar vermez. Kullar O’na hamdetse de, etmese de, yine de övülmeye lâyık O’dur.

“Kendiniz için önceden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulursunuz. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Bakara: 110)

Artık sen bilirsin, seç al ve beğendiğini yap. Ahiret gününde ona göre ceza veya mükâfat göreceksin.

“De ki: Söyleyin bana! Allah’ın azabı size ansızın veya açıkça gelirse, zâlimler gürûhundan başkası mı helâk olur?” (En’am: 47)

Hayır! Ancak bu zâlimler mahvolurlar. Çünkü onlar yoldan çıkmışlar, Allah-u Teâlâ’nın gadabını üzerlerine çekmişlerdir. İnananlar için böyle bir tehlike yoktur.

“Andolsun ki hepinizi, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Kendilerini hüsrana uğratanlara gelince, onlar iman etmezler.” (En’am: 12)

Bu şekilde kendi kendilerine zulmetmiş olurlar. Onlar için ahirette bir mizan kurulmaz, orada onların cehennemden başka bir payları yoktur.

“Bu işten dolayı senin yapacağın hiçbir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder, ya da onlara azap eder. Çünkü onlar zâlimdirler.” (Âl-i imran: 128)

Bu zulümleri sebebiyle de azaba müstehak olmuşlardır.

“Ancak dinleyenler dâveti kabul ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O’na döndürülürler.” (En’âm: 36)

Onlar işte ancak o zaman işitirler, ondan önce işitmezler. Fakat bu işitme onlara hiç fayda vermez, lâyık oldukları azaba kavuşmuş bulunurlar.

“Rabb’lerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla uyar. O’ndan başka bir dostları ve şefaatçileri yoktur. Umulur ki Allah’tan korkar.” (En’am: 51)

Sen onları uyar ki Allah’tan korksunlar, küfür ve isyandan uzaklaşsınlar.

“Her haberin kararlaştırılmış bir zamanı vardır. Yakında bileceksiniz.” (En’am: 67)

Size haber verilen cezalar ergeç başınıza gelecektir. O zaman yapacağınız pişmanlıklar size fayda vermeyecektir.

“Allah’tan korkanlara, o kâfirlerin hesabından bir şey yoktur. Sadece hatırlatmak gerekir. Umulur ki korkarlar.” (En’am: 69)

İman eder, küfrü terkederler, sapıklıktan vazgeçerler.

“De ki: Allah’ı bırakıp da bize bir fayda ve zarar veremeyen şeylere mi tapalım? Allah bize hidayet ettikten sonra topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim? O kimse gibi ki, şeytanlar saptırarak şaşkın bir halde onu çölde bırakmışlar, arkadaşları ise: ‘Bize gel!’ diyerek doğru yola çağırıyorlar. De ki: Şüphesiz ki asıl hidayet ancak Allah’ın hidayetidir ve biz âlemlerin Rabb’ine teslim olmakla emrolunduk.” (En’am: 71)

Bu ifade Allah yolunu terkedip sapan, şeytanın adımlarına uyan, diğer taraftan hidayete dâvet edildiği halde onlara doğru dönüp bakmayan kimsenin halini açıklamaktadır.

“Ve bir de: ‘Namaz kılın ve O’ndan korkun!’ diye. Huzuruna varıp toplanacağınız yalnız O’dur.” (En’am: 72)

Allah-u Teâlâ ahiret gününde herkesin yaptığının karşılığını verecektir.

O günde Allah-u Teâlâ’nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.

“De ki: ‘Ben buna karşılık sizden hiç bir ücret istemiyorum.’ Bu, âlemler için ancak bir öğüttür.” (En’am: 90)

Bir topluluğa, bir millete değil; bütün insanlara ve cinlere yapılan bir öğüttür.

“Hepinizin dönüşü O’nadır, bu Allah’ın hak olan vaadidir.” (Yunus: 4)

Bunda hiç şüphe yoktur. O halde O’na kavuşmaya hazır olunuz.

“Kim sâlih bir amel işlerse kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabb’inize döndürüleceksiniz.” (Câsiye: 15)

Kıyamet gününde hesap görmek üzere ilâhî mahkemeye sevk edileceksiniz.

“Dönüşünüz Allah’adır. O, her şeye kâdirdir.” (Hud: 4)

Kim kendisini o ilâhî azaptan kurtarabilir?

“Rabb’in yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Hud: 123)

İnananları sonsuz lütuflara nâil ettiği gibi, yoldan çıkanları da ebedî felâketlere uğratır.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |