Nefsini İlâh Edinenler:

Allah-u Teâlâ’nın sevdiği, seçtiği ve kendisine çektiği kullar ancak halka rehberlik yaparlar, anasının babasının seçtiği kimseler değil. Onlar anasının babasının tayini ile posta oturmuşlar, puta tapınmış ve başkalarını da taptırmış oluyorlar.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Resul’üm! Gördün mü o nefis arzusunu ilâh edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın? (Onu şirkten sen mi koruyacaksın?)” (Furkan: 43)

Çok iyi bilin ki, o kendi nefsini ilâh edinmiş, ona tapıyor, o bir puttur. O putuna taptığı gibi, ona iltihak ve ittibâ edenler puthaneye girmiş ve o puthanede tapınmış oluyorlar. Çünkü o kendisi puta tapıyor, ona bağlı olanlar da o puthanede tapınıp duruyorlar.

Mesrûk -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyururlar ki:

“Bir kimseye ilim olarak Allah’tan korkar olması yeterlidir. Bir kimseye cehâlet olarak da kendini beğenmesi, nefsine mağrur olması yeterlidir.” (Câmiü’s-sağîr: 6240)

Bu en büyük tehlikeyi hiç kimse bilmiyor ve görmüyor.

Diğer bir Hadis-i şerif’te ise şöyle buyuruluyor:

“Bir insanın kendini beğenmesi yetmiş senelik ibadetini mahveder.” (Câmiü’s-sağîr)

Kibriya ve azamet Allah-u Teâlâ’ya mahsustur. Büyüklük ve ululuk ancak O’na yakışır. Kula yakışan tevâzudur, alçak gönüllülüktür.

Kendi nefsini beğenip değer verenlerden nefret ettiğim zaman şöyle düşünüyorum;

“Ben kendimi beğenip nefsime değer verirsem, ya Rabb’im ne kadar nefret eder!”

•

Bu saptırıcılar Allah yolunun başına oturdukları için ümmet-i Muhammed’i imandan soyarlar, Allah-u Teâlâ’nın dininden çıkararak kendi dinlerine çevirirler. Allah-u Teâlâ’dan koparırlar, kendilerine bağlarlar. Bunlara bağlananlar ise, bunların arzularına tâbi oldukları için, bunları ilâh edinmişlerdir.

Münâfık oldukları için esfel-i sâfiline giderler. Kendilerine destek verenleri de peşlerinden götürürler. Şeytandan daha korkunçturlar, Deccal’den daha tehlikelidirler. Bu büyük sahtekârlar ortalığı yaygara ile dolduruyorlar.

“Sen o münâfıkları gördüğün zaman, kalıpları hoşuna gider ve söylerlerse dediklerine kulak verirsin.” (Münâfikun: 4)

Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere, siz onları ilâh edindiğiniz için kalıplarına ve sözlerine bakarsınız, Allah-u Teâlâ’nın hükümlerini görmezsiniz.

Bunlara bakarsın güya ibadet de ederler, müslüman gibi de görünürler. Fakat Allah-u Teâlâ kalbe ve niyete bakar.

Ümmet-i Muhammed yetmişüç fırkaya ayrılacak. Yetmişikisinin cehennemlik olduğu da unutulmamalıdır.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |