KONUŞMAYAN ÇOCUKLAR

 

Biz insanlar duygularımızı, istek ve arzularımızı sözlü bir şekilde dile getirmeye bağımlı ve aynı zamanda alışığız. Ve bu nedenle konuşmasını bilen bir çocuğun da hemen hemen hep susmasına da bir anlam veremeyiz. Bir çok anne ve baba bu durumda olan çocuklarının bu hallerini bir inat reaksiyonu olarak görmektedirler.

Bu durumun önemli ruhsal nedenlerden kaynaklanabileceği bir çoğumuzun aklına gelmez.

Psikolojide ruhsal nedenlere dayanan konuşma çekingenliği, konuşmamakta direnme mutism olarak adlandırılmaktadır. İleri derecede rahatsızlık durumlarında hasta hemen hemen hiç konuşmaz.

Bazı sebeplerden veya ruhsal sıkıntılardan kaynaklanan konuşmama hali zamanında farkedilebilirse gerekli tedbirleri almak, özellikle çocuklarda ruhsal tepkileri tedavi etmek daha kolaydır.

Bu sebeplerle konuşmayan çocukların, “inat” ederek, “istemediği için” konuşmadıklarını düşünmek yanlıştır. Bu durumdaki çocuklar konuşmazlar, çünkü ne söyleyeceklerini, ne soracaklarını bilmedikleri için kısacası akıllarına hiçbir şey gelmediği için susarlar ve konuşmazlar.

Mutismin tamamen ve kısmen olarak iki türlü olabileceğini yukarıda söylemiştik. Hiç konuşmayan çocuklar; belli bir zamana kadar kendini gayet iyi ifade etmiştir. Fakat ansızın dış dünya ile irtibatını yani sözlü kontağını tamamen kesmiştir. Bunun sebebi çoğu zaman korku verici bir olayın yaşanmış olmasıdır.

Bu durumdaki çocuğun kendisini tamamen sessizliğe gömmesinin ebeveynlerinin dikkatini çekmemesi mümkün değildir.

Kısmen mutistik olan çocukların durumunu keşfetmek daha zordur. Çünkü bu durumdaki çocuk geçmişe nazaran çok konuşmasa da arkadaşları ile, ebeveynleri ile -minimum bir şekilde de olsa- sözlü kontak halindedir. Bu durumdaki bir çocuğun bu problemi ile ebeveynlerinin karşı karşıya gelmesi çoğu zaman çocuğun öğretmeninin “Çocuğunuzun ağzından bir kelime dahi alamıyorum.” demesi ile olur.

Eğer bir çocuk dikkat çekici bir şekilde utangaç, korkak ise, diğer çocuklar ile bir tartışma olduğu zaman haklı olduğu halde hakkını aramıyorsa dikkat edilmesi gereken bir durum var demektir. Haksızlığa razı olan, pasif bir şekilde yalnız oturan, sadece zaruri olan ihtiyaçlarını dile getiren, hiçbir soru sormayan ve hemen hemen hiçbir soru cevaplamayan çocukların bir gün kendilerini tamamen içe kapatmış bir çocuk olmaları kaçınılmazdır.

Günümüzde mutisme bir çok ruhsal rahatsızlıkta olduğu gibi daha çok erkek çocuklarda rastlanmaktadır.

Mutistik reaksiyonlar her zaman bir korkuya dayanır ve hiçbir zaman çocuğun beceriksizliğinden, karakterinden ve inattan kaynaklanmazlar. Başlama zamanı çoğu zaman okul öncesi dönemdir. İlkokula başladığı zamanda da görülmektedir. Fakat bu rahatsızlığın kökleri çok öncelere bebekliğe dayanabilir. Bir bebek “ilk konuşması” olan “ağlamak” ile annesiyle bir kontak kuramamış bir başarıya yani ilgiye ulaşamamış olabilir.

2 ve 3 yaş arasında bu tür rahatsızların ortaya çıkması genellikle aksan değişikliklerinden kaynaklanıyor. Örneğin 2 yaşındaki bir çocuğun Trabzon’un ya da Adıyaman’ın bir köyünden kalkıp İstanbul’a gelmesi gibi.

Konuşmasını öğrenen bir çocuğa konuşmasında sürekli ikazda bulunmak ve yanlışlarını düzeltmek, anne-baba ayrılığı gibi farklı sebepler de bu tür rahatsızlıkların çıkmasına yol açabilmektedir.

Bu durum özellikle 3 ve 6 yaş arasında önem kazanmaktadır. Çünkü bu yaş bildiğimiz gibi klasik “Çok sorunlu” bir dönemdir. Ebeveynlerin bu dönemde çocuğun sorularına karşı kaçış yeri aramaları, anlaşılmayacak birbiriyle çelişkili cevaplar vermeleri gibi sebepler çocuktaki soru sorma hevesini ve çocuksu merakını durdurabilir.

Ebeveynlerin okul çağlarında çocuktan yüksek başarı beklentileri bunun ardından gelen başarısız sonuçlar çocuğu çaresizliğe itip derse sözlü olarak katılımının azalmasına, ruhsal yapısının bozulmasına sebep olabilmektedir.

Mutism ebeveynlerin çocuklarını şımartması ile da baş gösterebilir. Mesela; çocuğun her isteği, çocuğun gözlerinden okunup, uygulanıyor ise, bu durum karşısında çocuk isteklerini dile getirme heves ve gayretini yitirecektir, dolayısı ile konuşmayı unutacaktır.

Gözetip, düşünüp dikkate alınması gereken bir başka nokta ise çocuğun düşüncelerini, sorularını ve beklentilerini ilettiği kişinin karakteridir. Çünkü paylaşmak aynı zamanda bir insanın kendinden bir şeyleri ifşa etmesidir. Karşı taraftaki insanın bunu nasıl algılayacağını bilmediği ve kendisi hakkında ne düşüneceğini kestiremediği için sonuçta riskli bir iştir. Bu nedenle sözlü paylaşım -ne kadar az da olsa- güven ve itimada bağlıdır. Çocuk karşısındaki insana korku ve güvensizlik besliyor ise (İlişkilerinde bir çok hayal kırıklığına uğraması en büyük sebeptir) sözlü paylaşımlarını sürekli kendine saklar, içine atar. Mesela tahtada yazılmış bir cümle düşünün; çocuğunuzun her korku ve hayal kırıklığı karşısında tahtadan bir kelime silin... Bu durum en sonunda tahtada hiçbir şey kalmayıncaya kadar devam etmişse, yani çocuğunuzun size söyleyeceği ve söylemek isteyeceği artık hiçbir cümle kalmamışsa onunla artık sağlıklı bir iletişim kurmanız zor demektir.

Sağlam, sağlıklı bir ruh sahibi çocuk haksızlıklara karşı çıkarak agresif ve itiraz edici bir hal gösterirler. Oysa ki mutistik olan çocukların böyle imkanları yoktur. Onlar kendilerini savunmak için sadece isteklerinden vazgeçmeyi, istememeyi, olacağa boyun eğmeyi tercih ederler. Çaresiz bir ruh hali ile davranışlarını sosyal şartlara uydurmaktan başka bir şey yapamazlar.

Böyle çocuklara karşı yapılması gereken en önemli iş onların size olan itimat ve güvenini sağlamaktır. Aynı zamanda çocukların da kendilerine olan güvenlerinin (özgüvenlerinin) yerine gelmesine çalışmalıdır. Bunun için de bu rahatsızlığını onun yüzüne vurmamalı, sözlü ifadeler için onu zorlamamalı, başkalarının yanında hatasını gündeme getirip rezil etmemelidir. Konuşmasını gerektirmeyen faaliyetler (Yazmak, çizmek, el becerileri, oyunlar gibi) teklif edilerek yavaş yavaş belli bir aşamaya gelmeleri için gayret edilmeli, şefkatle yaklaşarak ruhsal destekte bulunmalıdır.

Belirtilmesi gereken bir husus da şudur: Her çekingen çocuk rahatsız değildir. Yabancı ortamlarda, tanımadığı insanlar yanında kimi çocuklar, hatta büyükler dahi çekingen olabilirler. Bu hal tercih edilen bir durum değilse de, bir hastalık da değildir.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |