SÂFF SÛRE-İ ŞERİF’İNİN TEFSİRİ-2

ÇOK KÂRLI BİR TİCARET

 

İslâm’a Dâvet:

“Çağırmak” mânâsına gelen “Dâvet” kelimesi, terim olarak hususiyetle “İslâm dinine ve İslâm dininin esaslarının uygulanmasına çağrı” mânâsına gelmektedir.

“Dâvet” mefhumu Kur’an-ı kerim’de muhtelif Âyet-i kerime’lerde değişik ifadelerle belirtilmektedir.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“İslâm’a dâvet edilirken Allah’a karşı yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir?” (Saff: 7)

Böyle birisinden daha zâlim hiç kimse elbette ki olamaz.

Gerçekte İslâm’a dâvet eden bizzat Allah-u Teâlâ’dır, bütün peygamberlerini bu vazife ile göndermiştir. Bu dâvete uyanlar dünya saâdetine ve ahiret selâmetine ermişler; uymayanlar ve uymadıkları gibi başkalarını da uymaktan alıkoyanlar ise büyük bir zulüm işlemişler, hidayetten büsbütün mahrum olmuşlardır.

“Allah zâlimler güruhunu hidayete erdirmez.” (Saff: 7)

Çünkü onlar şeytanın dâvetine uymuşlar, iradelerini iyiliğe ve güzelliğe yöneltmemişler, sapıklık yolunu tercih etmişlerdir.

İradelerini hayra sarfedenler kıyamete kadar bulunacağı gibi, şerre sarfedenler de eksik olmayacaktır.

 

İslâm’ın İzzeti:

İslâm dini kıyamete kadar payidar olacaktır, Allah-u Teâlâ dinine yardımını değişik biçimlerde, değişik tezahürlerle sürdürecektir:

“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler.” (Saff: 8)

Bütün gaye ve gayretleri, bütün çabaları O’nun ilâhî nurunu söndürmektir.

“Halbuki kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff: 8)

O zaman tamamladığı gibi bugün de nurunu tamamlayacak ve onu kıyamete kadar muhafaza edecek, pâyidar kılacaktır. Bu nur kıyamete kadar aslâ söndürülemeyecektir.

“Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar!” (Saff: 9 - Tevbe: 33) (Bakınız, Fetih: 28)

Yahudiler ve hıristiyanlar bu gelecek peygamberin kendi içlerinden gelmesini ve arzu ettikleri biçim ve şekilde olmasını istemişlerdi. Fakat bu istekleri Allah-u Teâlâ’nın katında hükümsüzdür. Ancak Allah-u Teâlâ hükmünü yürütür. Peygamber’ini hidayet ve hak ile gönderen Hazret-i Allah’tır. Binaenaleyh her türlü bâtıl fikir hükümsüzdür.

İslâm dininin diğer dinlerden üstün olması sadece Asr-ı saâdet’e mahsus olmayıp, kıyamete kadar bu hüküm bâkidir.

Hâlen de hak dini bütün dinlere üstündür ve bütün dinlere hâkimdir.

İslâm dini nazil olduğu zaman nasıl taptaze idiyse, kıyamete kadar da bu tazeliğini ve ciddiliğini koruyacaktır. O Allah’ın dinidir ve dimdik ayakta kalacaktır, nihayetinde zaferi er veya geç İslâm’a bahşedecektir.

 

Çok Kârlı Bir Ticaret:

Allah-u Teâlâ kıyamete kadar gelecek olan müminlere hitap ederek, onları dünya ve ahiretteki en kârlı kazanca dâvet etmektedir.

Buyurur ki:

“Ey iman edenler! Elem verici can yakıcı bir azaptan sizi kurtaracak bir ticaret yolunu göstereyim mi size?” (Saff: 10)

Bu soru teşvik için sorulmuştur. Bundan sonra Allah-u Teâlâ şöyle buyurarak bu ticareti açıklamıştır:

“Allah’a ve Resul’üne imanda sebat eder, Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihad edersiniz.

Eğer bilirseniz bu sizin için çok daha hayırlıdır.” (Saff: 11)

Osman bin Ma’zun -radiyallahu anh-ın: “Yâ Resulellah! Allah katında hangi ticaretin daha sevimli olduğunu bilmek isterdim, ki o ticareti yapayım.” demesi üzerine bu Âyet-i kerime’ler nâzil olmuştur.

Ticaret; kişinin kazanç arzusu ile malını, emeğini, her türlü kabiliyetini ortaya koyarak kâr elde etmesidir. Bu bakımdan iman ve Allah yolunda cihad etmek, ticarete benzetilmiştir. İnanan, malı ve canı ile cihad eden kimse; elem verici azaptan kurtulmak için, Allah katındaki büyük mükâfatı elde etmek için, sözde kalmamış, yapabileceğini yapmıştır. Maddi kazancını Allah yolunda sarfettiği için manevî kazanca dönüştürmüştür.

Bu çok kârlı ticaretin ilk uygulayıcıları Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtıdır. Onlar sadece iman etmekle kalmadılar, o imanın gereği olarak canlarıyla mallarıyla Allah ve Resul’ünün yolunda cihad ettiler.

Bu ticaretin asıl kârı ahirette görülecektir.

“İşte bu takdirde Allah günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki hoş ve güzel meskenlere yerleştirir.

İşte bu pek büyük bir kurtuluştur.” (Saff: 12)

Bu ticaret öyle büyük bir kazanç yoludur ki, artık ondan öte bir kazanç düşünülemez. Dünya ticareti ile kıyas bile edilemez.

Yaptığı ticaretten çok çok kâr eden bir kimse, etrafındaki insanlar tarafından parmakla gösterilir, herkes kendisine imrenir. Tasavvur edin ki günleri sayılı olan dünya hayatına karşılık ebedi ahiret hayatını kazanan kimsenin kârı ne ile kıyaslanabilir?

Diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“O halde yaptığınız bu hayırlı alış-verişten dolayı sevinin!” (Tevbe: 111)

Allah-u Teâlâ onlara ahirette lütfedeceği ecir ve sevabı beyan buyurduktan sonra, bu dünyada da büyük lütuflara ve fetihlere mazhar olacaklarını haber vermiştir:

“Bundan başka, seveceğiniz bir şey daha var. Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih.

Müminleri müjdele!” (Saff: 13)

Ki bu da küffar beldelerini fethederek İslâm dairesine ilhak etmeleridir.

İşte bunlar ahiret nimetleri ile birleşen dünya nimetleridir.

Müminler asırlar boyunca bu müjdelere ermek için bütün gayret ve himmetlerini Allah yoluna sarfetmişlerdir.

 

İsa Aleyhisselâm ve Ona Tâbi Olanlar:

İsa Aleyhisselâm’ın oniki kadar Havârî denilen seçkin talebeleri ve yakın arkadaşları vardı. Havârî, samimi dost ve yardımcı mânâsına gelmektedir. Bunlar Resulullah Aleyhisselâm’ın ashabı gibi, İsa Aleyhisselâm’a, o hayatta iken iman eden ve sadâkat gösteren hâlis müminlerdir.

İsrâiloğulları inanmadıkları gibi küfürlerinde inatlaşmaya başlamışlardı. Havâriler ise imanlarını cesaretle açığa vurmuşlar, İsa Aleyhisselâm’ın safında yerlerini almışlardı.

Allah-u Teâlâ onları Kur’an-ı kerim’inde anmış ve gelecek nesillere övgü ile duyurmuştur.

Allah-u Teâlâ Ümmet-i Muhammed’e hitap buyurarak, havârîleri bu fazilet ve meziyetlerinden dolayı onlara misal olarak göstermektedir:

“Ey iman edenler! Allah’ın yardımcıları olun!” (Saff: 14)

Allah-u Teâlâ’nın dinine hizmet ederek, O’nun nurunu âfâka neşretmeye çalışın.

Bir kulun Rabb’ine yardımcı olduğu bir mevkiden daha yüce bir mevki ve makam düşünülebilir mi?

İnananlar bu emr-i şerif mucibince O’nun dinine yardımcı olmuşlar, O’nun dinine hizmet ederek Kelime-i tevhid’i âfâka neşretmeye çalışmışlardır.

Diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder.” (Muhammed: 7)

Bu ilâhî fermâna uyanlar dünya saâdetine ahiret selâmetine erdiler.

“Nitekim Meryemoğlu İsa Havârîler’e: ‘Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimlerdir?’ demişti.” (Saff: 14)

Benimle beraber O’na kavuşmak isteyecek yardımcılarım kimlerdir?

“Havârîler de: ‘Biziz Allah’ın yardımcıları!’ demişlerdi.” (Saff: 14)

Siz de ey müminler! İsa’nın havârileri gibi Allah’ın yardımcıları olunuz, Peygamber’inizin dâvetini kabul ederek Allah’a tam bir iman ile yardım ediniz!

Havârîler daha önceleri makam sahibi, soylu ve zengin kimselerdi. İsa Aleyhisselâm’a tâbi olduktan sonra, onun uyarması üzerine kendi kazandıkları rızıklarıyla geçinmeye başlamışlardır.

İsa Aleyhisselâm göğe çekildikten sonra, vasiyetini muhafaza edip talimini yapanlar bunlar olmuş, çoğu da zamanla birer birer şehit edilmişlerdir.

•

Allah-u Teâlâ havârîlerin İsa Aleyhisselâm’a iman ve yardım ettiklerini haber verdikten sonra İsrâiloğullarının iki kısım olduklarını beyan etmiştir:

“İsrâiloğullarından bir zümre inanmış, bir zümre de inkâr etmişti.” (Saff: 14)

İman ile küfür ayrıldı, hak ile bâtıl mücâdeleye başladı, sonunda da hakkın taraftarları Allah’ın izniyle galip geldiler.

“Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.” (Saff: 14)

Nitekim Resulullah Aleyhisselâm’a muhalefet eden müşrikler de kısa bir zaman içinde makhur ve mağlup oldular. İslâm mücâhidleri birer İslâm havârîsi olarak din-i mübin’i dünyanın şarkına ve garbına neşrettiler.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |