KISAS-I ENBİYA Aleyhimüsselâm

HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM

 

İslâm’a Yakın Olanlar:

Sevgi bakımından hıristiyanlığın, dinlerin İslâm’a en yakını olduğu Kur’an-ı kerim’de beyan edilmektedir:

“Onların, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanlarını da: ‘Biz hıristiyanız’ diyenleri bulursun.” (Mâide: 82)

Gerçi hıristiyanlar mümin değildir, hatta müminlere düşmanlık bunlarda da vardır. Fakat içlerinde tevbe ile imana gelmek kabiliyetinde olanlar çoktur.

“Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır, onlar büyüklük taslamazlar.” (Mâide: 82)

Onlar ağırbaşlı oldukları için alçak gönüllüdürler ve yahudiler gibi kibirlenmezler.

 

İsa Aleyhisselâm’ın Beyanlarındaki Gerçek:

Kıyamet gününde Allah-u Teâlâ ile İsa Aleyhisselâm arasında geçecek olan muhavere Kur’an-ı kerim’de beyan buyurulmaktadır:

“Allah: ‘Ey Meryemoğlu İsa! Sen mi insanlara: ‘Beni ve anamı Allah’tan başka iki ilâh edinin’ dedin?’ demişti.” (Mâide: 116)

Şüphe yok ki bu kınamanın asıl hedefi İsa Aleyhisselâm değil, onu ilâh edinen teslis inanışı sahipleridir. Bu şirk ve küfürlerinden dolayıdır ki, kıyamet gününde teşhir edilerek çok güç bir durumda kalacaklardır.

Allah-u Teâlâ’nın, İsa Aleyhisselâm’ın böyle bir şey söylemediğini bildiği halde bu soruyu sorması hıristiyanlara hakikatı bildirmek içindir.

“O şöyle dedi: Hâşâ! Seni tenzih ederim. Hak olmayan sözü söylemek bana yakışmaz.” (Mâide: 116)

Ben bir mahlûk olduğum halde nasıl ulûhiyet iddiasında bulunabilirim? Söylemeye hakkım olmayan sözü söylemek bana yakışmaz.

“Eğer demiş olsam, şüphesiz sen onu bilirsin.” (Mâide: 116)

Buna ilmini şâhit getiririm. Böyle bir şey söylemeyeceğim senin malûmundur.

“Sen benim içimdekini de bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem.” (Mâide: 116)

Senin ilmin olmuşları ve olacakları kuşatır. Sen benim bildiğimi de, kendi zâtına ait bilgiyi de bilirsin.

“Şüphesiz ki gaybları bilen ancak sensin.” (Mâide: 116)

Hiçbir kimse senin bildirmediğin şeyleri bilip idrak edemez. Bütün bunları bilenin bilgisiyle, hiçbir kimsenin bilgisi ölçülemez.

“Ben onlara sadece: ‘Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!’ diye bana emrettiğini söyledim.” (Mâide: 117)

“Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin!” dedim. (Âl-i imran: 51)

“Aralarında bulunduğum müddetçe onlara şâhit idim. Beni aralarından aldığında, artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye şâhitsin.” (Mâide: 117)

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz ki sen izzet ve hikmet sahibisin.” (Mâide: 118)

Azaplandırırsan, bu senin adaletinin gereğidir. Affedersen, senin engin merhametin tecelli etmiş olur. Şu halde ne azap etmende bir haksızlık, ne bağışlamanda bir isabetsizlik düşünülemez.

 

Hıristiyanlık ve Hıristiyanlar:

Hıristiyanlar verdikleri sözde durmadıkları için Allah-u Teâlâ kendi aralarında kıyamete kadar çekişme ve ihtilafın devam edeceğini Âyet-i kerime’sinde beyan buyurmaktadır:

“‘Biz hıristiyanız’ diyenlerden de söz almıştık.” (Mâide: 14)

Onlardan da Allah’ı birleyeceklerine ve O’nun son peygamberi Muhammed Aleyhisselâm’a iman edeceklerine dair söz alınmıştı.

“Onlar da uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” (Mâide: 14)

O zaman yaptıklarının cezasını görecekler, acısını tadacaklar, ne yaptıklarını anlayacaklardır.

•

Allah-u Teâlâ hem yahudilere hem de hıristiyanlara seslenerek şöyle buyurmaktadır:

“Ey Ehl-i kitap! Size Resul’ümüz geldi.” (Mâide: 15)

Kitaplarınızda özel vasıfları anılarak müjdelenmiş olan peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm size hak dini getirdi ve sizi İslâm dinine dâvet ediyor.

“Kitap’tan gizleyip durduğunuz şeylerin birçoğunu size açıklıyor, birçoğundan da geçiyor.” (Mâide: 15)

Muhammed Aleyhisselâm’ın sıfatları, Allah’ın birliği ve birçok emirler, yasaklar açıklanmıştır. Açıklanmasına insanın ihtiyaç olunmadığı ve gizledikleri birçok şeylerden de geçivermiştir, dini bir zaruret bulunmadıkça onları teşhir etmek istememiştir. Eğer her şeyi açıklasaydı sizi rezil ederdi.

“Gerçekten size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.” (Mâide: 15)

“Nur” Muhammed Aleyhisselâm’dır. Zira ancak onun vasıtası ile hidayete erişilir.

“Kitap” ise Kur’an-ı kerim’dir. Şimdiye kadar gizli kalmış nice hakikatları beyan buyurup durmaktadır.

Allah-u Teâlâ din olarak İslâm’ı beğenip seçmiştir.

“Allah, rızâsını arayanları onunla kurtuluş yollarına eriştirir ve onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır, onları dosdoğru bir yola iletir.” (Mâide: 16)

İnsanlar böylece bu nurun yardımı ile yanlış düşüncelerden, yanlış davranışlardan ve yanlış yollardan kurtulurlar.

•

Allah-u Teâlâ ehl-i kitabın tümüne İslâm dinine girmelerini tavsiye edip, bu dâvete uyanlara vaadini açıkladıktan sonra, bazı hıristiyanların bâtıl inanışlarını beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:

“Allah Meryemoğlu Mesih’tir diyenler, andolsun ki kâfir olmuşlardır.” (Mâide: 17)

Bundan daha iğrenç bir inkâr düşünülebilir mi?

“De ki: Eğer Allah Meryemoğlu Mesih’i, anasını ve yeryüzünde bulunan insanların hepsini yok etmeyi dilerse, Allah’a kim bir şey yapabilecektir?

Göklerin, yerin ve ikisinin arasında ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır.” (Mâide: 17)

Bütün varlıklar üzerinde varetme ve yoketme, yaşatma ve öldürme hakkı Allah-u Teâlâ’nındır. Dilediğini hayatta bırakır, dilediğini yok eder.

“Dilediğini yaratır.” (Mâide: 17)

Dilerse bir erkekten dişi yaratmak sureti ile çeşitlendirir, nitekim Âdem Aleyhisselâm’dan Hazret-i Havva’yı böyle yaratmıştır. Dilerse İsa Aleyhisselâm’ı yarattığı gibi bir dişiden erkek yaratmak suretiyle çeşitlendirir. Dilerse hem erkek, hem dişiden yaratır ki diğer insanları da böyle yaratmış ve yaratmaktadır.

“Allah’ın kudreti her şeye yeter.” (Mâide: 17)

O’nun kudreti hiçbir şekilde kayıda ve sınırlamaya bağlı değildir.

Şu halde “Allah Meryemoğlu Mesih’tir” diyenlerin kâfir olduklarında şüphe yoktur.

•

Daha sonra Allah-u Teâlâ yahudi ve hıristiyanların iftiralarını anlatarak Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:

“Yahudi ve hıristiyanlar ‘Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.’ dediler.” (Mâide: 18)

Kendilerinin başka insanlara benzemediklerini, diğer insanlara karşı Allah katında böyle bir seçkinlikleri olduğunu iddia ettiler ve gurur ile Allah-u Teâlâ’dan korkmaz oldular.

“De ki: O halde neden Allah günahlarınız sebebiyle size azap ediyor?” (Mâide: 18)

Halbuki Allah-u Teâlâ sizi dünyada bile zaman zaman azaplara uğratıyor. Nice öldürülmelere ve esaretlere maruz kalıyorsunuz. İddia ettiğiniz gibi Allah’ın oğulları ve dostları iseniz inkâr ve iftiranıza karşılık size niçin cehennem ateşini hazırladı?

Ebu Said-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kıyamet günü bir nidâcı: ‘Her ümmet dünyada neye tapmışsa onun arkasına takılsın.’ diye ilân edecek. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ’dan başka şeylere, putlara ve heykellere tapmış olanlardan hiçbiri kalmayacak, hepsi cehenneme düşecekler.

Nihayet yalnız Allah’a tapan iyi ve kötülerle Ehl-i kitab’ın bakiyyeleri kalacak ve evvelâ yahudiler çağırılarak kendilerine: ‘Siz dünyada neye ibadet ederdiniz?’ diye sorulacak. ‘Biz Allah’ın oğlu Üzeyr’e tapardık.’ diyecekler.

Kendilerine:

‘Yalan söylediniz! Allah’ın hiçbir zevcesi ve çocuğu yoktur. Şimdi siz ne istiyorsunuz?’ denilecek.

Yahudiler: ‘Susadık yâ Rabbi, bize su ver!’ diyecekler. Bunun üzerine kendilerine işaretle: ‘Suya buyurmaz mısınız?’ denilecek ve yahudiler cehenneme o serap gibi (alev dalgaları) birbirini târumar eden ateşe haşrolunarak oraya düşecekler.

Sonra hıristiyanlar çağrılarak kendilerine: ‘Siz dünyada neye ibadet ederdiniz?’ diye sorulacak. ‘Biz Allah’ın oğlu Mesih’e tapardık.’ diyecekler.

Onlara da:

‘Yalan söylediniz! Allah hiçbir zevce ve çocuk edinmemiştir. Şimdi siz ne istiyorsunuz?’ denilecek.

Hıristiyanlar da: ‘Susadık Yâ Rabbi, bize su ver!’ diyecekler. Bunun üzerine kendilerine işaretle ‘Suya buyurmaz mısınız?’ denilecek ve hıristiyanlar ateşe haşrolunarak oraya düşecekler.” (Müslim: 183)

Âyet-i kerime’nin devamında şöyle buyuruluyor:

“Hayır! Siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz. O dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında ne varsa hepsinin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de O’nadır.” (Mâide: 18)

•

Allah-u Teâlâ yahudi ve hıristiyanlardan teşekkül eden ehl-i kitaba seslenerek, kendilerine Muhammed Aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdiğini haber veriyor, ona iman etmeye dâvet ederek, dâvette bir nezaket olmak üzere iltifat yoluyla Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“Ey Ehl-i kitap! Peygamberlerin ardı arkası kesildiği sırada size peygamberimiz gelmiştir. Gerçekleri size açıklıyor.” (Mâide: 19)

Beşeriyet âleminde yeniden bir risalet nuru tecelli etmeye başladı. Gizlediğiniz, hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyleri size açıklıyor.

Bütün bunlar uzun bir süre peygamberler ve vahiy kesildikten sonra gönderilen Muhammed Aleyhisselâm tarafından açıklanıyor ki;

“Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi demeyesiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Mâide: 19)

Nitekim kudretinin, kemâlinin bir numunesi de Muhammed Aleyhisselâm’ı peygamber olarak göndermesidir.

•

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |