DİN YIKICILARININ VE İMAN HIRSIZLARININ SON DURAĞI
CEHENNEM VE KARŞILAŞACAKLARI AZAPLAR

Cehennem; dünya hayatında ömrünü inkârlarla, isyanlarla, günahlar ve sapıklıklarla geçirenler için hazırlanmış korkunç bir azap yeridir.

Cehennem üst üste yedi tabaka halindedir, her birinin ayrı ayrı kapısı vardır.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“O cehennemin yedi kapısı vardır. Her bir kapıya onlardan bir kısmı taksim olunmuştur.” (Hicr: 44)

Cehennemlikler küfür ve isyanlarına, işledikleri suça göre sınıf ve derecelere ayrılırlar. Ayrıca sapıklığın da sınıf ve derecesi farklı farklıdır. Asiler layık oldukları dereceye göre kendilerine ait olan kapılardan girerler ve orada yerleşirler.

Dünya hapishanelerinde de durum böyledir. Katillerin koğuşu ayrı, hırsızların ve diğer adi suçluların koğuşları ayrı ayrıdır. Kimisi hücrede tutulurken kimileri de yarı açık cezaevlerinde cezalarını çekerler. Fakat hiç şüphesiz ki cehennem azabı, herhangi bir azapla kıyas bile edilemez.

İmanları ve iyi amelleri ile sevap kazanıp mükâfatı hak edenlere cennetin yolu açıldığı gibi, inkârları ve yaptıkları kötülüklerle günaha girip ceza görecek olanlara da cehennemin kapıları açılacaktır.

“İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sürülürler.” (Zümer: 71)

Herkes kendi şerrine, günahına ve sapıklığına uygun bir sıra içinde bulunur. Bunların durumları eşkiyanın zindana sevkedilmesine benzer.

Cehennem kapıları daha önce kapalı olup, bunlar geldiklerinde ardına kadar önlerinde hemen açılır.

Nitekim Âyet-i kerime’de:

“Oraya vardıklarında cehennem kapıları açılır.” buyuruluyor. (Zümer: 71)

Cehennemin her kapısında son derece sert tabiatlı, güçlü kuvvetli ve sayılamayacak kadar çok miktarda merhametsiz zebaniler bulunur.

Onları kınayıp azarlayarak şöyle derler:

“Size içinizden Rabb’inizin âyetlerini okuyan ve bu gününüzle yüzyüze geleceğinize dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” (Zümer: 71)

Cevaben derler ki:

“Evet geldi... Lâkin azap sözü kâfirler üzerine hak oldu.” (Zümer: 71)

Allah-u Teâlâ onların şekavetlerine hükmetti. Çünkü onlar iradelerini kötüye kullandılar. Kendilerini uyaranlara muhalefet ettiler, böyle bir felakete de müstehak oldular.

Bütün ümitlerini silip atacak bir şekilde kendilerine şöyle söylenir:

“Ebedi olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından! O kendini beğenmişlerin yerleşip kalacakları yer ne kötüdür!” (Zümer: 72)

Zebaniler onları perçemlerinden ve ayaklarından sımsıkı bağlayıp, hakaret ve tehditlerle, dağları bir anda toz edebilecek güçteki darbelerle ateşe sürerler.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.” (Rahman: 41)

Gerçekten de azgınlıklarının eseri olarak yüzlerini siyahlık, gözlerini çirkinlik kaplar. Üzüntü ve sıkıntıları son dereceye varır.

“Kötülükle gelen kimseler yüzükoyun ateşe atılırlar.” (Neml: 90)

Zebaniler onlara şöyle derler:

“Haydi, yalanlamış olduğunuz azaba doğru gidin!” (Mürselât: 29)

Onlar o gün cehennem ateşine şiddetle ve zorla atılırlar. Zebaniler ateşe girinceye kadar enselerine vururlar.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“O gün cehenneme itildikçe itilirler.” (Tur: 13)

Cehennem kafirleri son derece bir öfke ile ve uğultulu sesler çıkararak karşılar:

“Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultusunu işitirler.” (Mülk: 7)

Eşeğin arpayı görünce anırması gibi, cehennem de onları gördüğünde öyle bir ses çıkarır ki, korkmayan kimse kalmaz.

Cehennem neredeyse öfkesinden çatlayacak!” (Mülk: 8)

Çünkü kafirlere son derece kızmakta ve nefret etmektedir. Şiddetli öfkesinden ötürü çatlayacak dereceye gelir.

•

Allah-u Teâlâ cehennemliklere şiddetli azaplar tattırmak için cüsselerini enine ve boyuna büyütür.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kâfirin cehennemdeki azı dişi Uhud dağı kadardır. Derisinin kalınlığı ise üç gecelik yol mesafesidir.” (Müslim: 2851)

“Cehennemde kâfirin iki omzunun arası hızlı giden binekli kimsenin üç günlük yolu kadardır.” (Müslim: 2852)

•

Cehennemin vüs’atini ve dehşetini gözler önüne sermek için bir temsil ve tahayyül suretiyle Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:

“O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ deriz. O da ‘Daha yok mu?’ der.” (Kaf: 30)

Enes bin Malik -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Cehennem: ‘Daha var mı?’ demekte devam edecek. Nihayet izzet sahibi Rabb Tebâreke ve Teâlâ ayağını onun üzerine koyacak. O da: ‘İzzet hakkı için yeter yeter!’ diyecek ve bir kısmı bir kısmına kavuşacak.” (Müslim: 2848)

Allah-u Teâlâ cehennemin dolup dolmadığını bildiği halde cehenneme sual sorması, dünyadaki vaadini tahakkuk ettirmektir.

•

Onlar cehenneme ilk geldiklerinde, kendilerine çekilecek ziyafet, karınları eritecek olan kaynar sudur.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Başlarının üstünden de kaynar su dökülür. Bununla karınlarındaki şeyler ve derileri eritilir.” (Hacc: 19-20)

Karınlarında gurultu edecek ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar sudan şaraplar, cezâlarının sadece bir bölümüdür.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suya sürükleneceklerdir. Sonra da ateşte yakılacaklardır.” (Mümin: 71-72)

Önce Hamîm’e sürüklenirler, sonra Cahîm’e atılırlar.

•

Allah-u Teâlâ cehennemliklere de gadabı ile tecelli edecektir. Onlar için en acı şey, azap ve işkencelerle beraber, izzet ve celâl sahibi Allah-u Teâlâ’nın gadabına uğramaları, cennet saâdetinden ve Cemalullah’ı görmekten mahrum edilmeleridir.

Başlarına gelen bütün felâketlere kendilerinin sebep olduğunu, ebedi hayatlarını dünyanın adi ve gelip-geçici zevklerine feda ettiklerini düşündükçe yanar yıkılırlar. Bir yandan azap görürlerken, diğer taraftan da hasret ve nedamet ateşi içlerini kasıp kavurur. İç çekişler, hıçkırıklar, ağlamalar ve acı çığlıklar ayyuka çıkar.

Cehennem çukurlarında hiç kimsenin tahammül edemeyeceği azaplar içinde kendilerini kınayıp dururlarken cehennem bekçileri tarafından kendilerine şöyle seslenilecektir:

“Allah’ın gazabı, sizin kendi kendinize olan kızmanızdan elbette daha büyüktür.

Zira siz imana çağırıldığınızda inkâr ederdiniz.” (Mümin: 10)

Onlar bu sesi aldıklarında, her birinin başında çeşitli azaplar bulunmaktadır.

•

Cehennem sakinleri ateş deryası içinde boğulurlar. Yedikleri ateş, içtikleri ateş, giydikleri ateş, yatacak yerleri ateştir. Ateş orada ıstırap kaynağı olarak her yerdedir.

Âyet-i kerime’de:

“İnkar edenlere cehennem ateşi vardır.” buyuruluyor. (Fâtır: 36)

Vücutlarına ateşten çiviler batırılır, ateşten makaslarla dudakları kesilir. Ölmemelerine rağmen, zebaniler onları ateşten tabutlara koyarlar.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“O gün azap onları üstlerinden, ayaklarının altından saracak.” (Ankebut: 55)

Halbuki onlar üstten ve alttan kendilerini yakalayıp yakacak böyle bir ateş görmüş değildiler.

Kendilerine şöyle denilecektir:

“Girin oraya! İster dayanın ister dayanmayın, sizin için birdir.

Ancak yaptıklarınıza göre ceza göreceksiniz.” (Tur: 16)

Dayansalar da dayanmasalar da netice değişmeyecektir. Bu acılar çekilecek, bu işkencelere katlanılacak, bu mutlaka böyle olacaktır. Seve seve işledikleri günahların cezasını burada sevmeye sevmeye çekeceklerdir.

•

Cehennem ateşi bizim bildiğimiz dünya ateşi gibi değildir. Dünyada en şiddetli azap bu ateşin azabı olduğu için cehennem ateşi onunla tarif olunmuştur.

Cehennem ateşi dünya ateşinden yetmiş misli daha yoğundur.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Yaktığınız bu ateş var ya, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır.” (Buhârî)

Cehennem ateşi dünya ateşinden yetmiş misli daha yoğundur. Bu kızgın ve koyu ateş hiç bir ışığı göstermez. Cehennemin en üst tabakasında azap çekenler bile dünyadaki ateş gibi ateş bulsalar, çektikleri ıstıraptan kurtulmak için bu ateşe gönüllü olarak katlanırlar, rahatlamak için oraya hücum ederlerdi.

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmaktadırlar:

“Cehennem ateşi bin yıl yakıldı, öyle ki kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı, öyle ki beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakıldı, şimdi o siyah ve karanlıktır.” (Tirmizi)

Bu Hadis-i şerif’ten anlaşılıyor ki cehennem halen mevcuttur, bulunduğu yeri ancak Allah-u Teâlâ bilir. Kibritin içine ateşi gizleyen Allah-u Teâlâ nelere kadir değildir?

•

Allah-u Teâlâ cehennemin bazı vasıflarını beyan etmek üzere Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:

“O ateş öyle kıvılcımlar atar ki, her biri bir saray gibidir. Sanki o kıvılcımlar sarı sarı develer gibidir.” (Mürselât: 32-33)

Allah-u Teâlâ cehennemin kıvılcımlarını büyüklükte muhteşem saraylara, çokluk ve çabuklukta ise sarı develere benzetmektedir. Kıvılcımları ulu saraylar gibi olursa, o alevli ateşin durumu kim bilir nasıl olur?

Bir de bunların yukarıya doğru fırlayıp da tekrar cehennemliklerin üzerine şiddetle düşmesi, şüphesiz ki azap üzerine azap verir.

Alev alev yükselen, saray gibi, deve gibi kıvılcımlar atan cehennem, hazır vaziyette sahiplerini beklemektedir.

•

Allah-u Teâlâ azaba müstehak olanları tahkir etmek için cehennemin üç kola ayrılmış bunaltıcı dumanına gölge ismini vermiştir.

Âyet-i kerime’lerinde buyurur ki:

“Üç kola ayrılmış olan, fakat ne gölgelendiren ne de alevlerden koruyan bir gölgeye gidin!” (Mürselât: 30-31)

Alevler yükselip de üstünden dumanlar çıktığında onun şiddet ve kuvveti üç kola ayrılır. Bu dumanın gölgesi ne gerçek gölgeliktir, ne de kişiyi alevin kucağından korur. Bu cehennemî bir gölgedir, kızgın ve bunaltıcı bir gölgedir. Nefesleri keser, insanı ateşle dağlar. Alevli ateş bu gölgeden çok daha hayırlıdır. Bir gölge ki ateşin alazlamasından, alevlerinden korumuyor. Azap üstüne azap veriyor.

•

Allah-u Teâlâ cehennemliklere şiddetli azaplar tattırmak için vücutlarını enine ve boyuna büyüttüğü gibi, sonsuz olarak azap tatmaları için etlerini ve derilerini yenisi ile değiştirecektir.

Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“Derileri piştikçe azabı duysunlar diye kendilerine yeni deriler vereceğiz.

Şüphesiz ki Allah Aziz’dir, Hakim’dir.” (Nisâ: 56)

Deri bedenin en hassas kısmı ve ateşten en çok etkilenen bölümüdür. Derinin devamlı yanması sebebiyle zamanla fazla bir acı hissedilmez olur. Allah-u Teâlâ’nın yanan deriyi piştikçe değiştirmesiyle azaba duyarlılığı devam eder. Böylece azap devamlı yenilenir.

Cismi etkileyen acının, ruhu da etkileyeceği şüphesizdir.

Yakıp durduğu kimseleri artık terk de etmez. Mukadder olan azabı görmeleri için yakalarını tutar, mutlaka yakar. Yanan etlerin, damarların, sinirlerin, derilerin yerine yenisi yaratılır. Yeniden yaratıldığında öncekinden daha şiddetli bir şekilde tekrar yakılır. Tekrar aynı azabı görürler.

Yanan vücutlardan çıkan kokular o derece tahammül edilemez bir hal alır ki, birbirlerini karşılıklı olarak lânetlerler.

Ebediyen bu böyle devam eder.

Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“O gün hiç kimse Allah’ın azap ettiği gibi azap edemez.” (Fecr: 25)

•

Cehennemde son derece sert tabiatlı, güçlü-kuvvetli ve sayılamayacak miktarda merhametsiz zebaniler bulunur, azaplara nezaret ederler.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Biz de zebânileri çağıracağız!” buyuruyor. (Alâk: 18)

Allah-u Teâlâ onlara ne emrederse ona koşarlar, bir göz kırpması kadar bile emr-i ilâhiden geri durmazlar. Hiç bir emri sonraya bırakmazlar, hemen ifaya çalışırlar.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Onun başında pek haşin, pek şiddetli, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim: 6)

Haşin tabiatları azabın tabiatına uygundur. Bu haşin tabiatları sebebiyle, o şiddetli ateşin içinde azap yapmakla vazifelendirilmişlerdir. İşkence işlerini onlar tanzim etmektedirler. Onların bir adı da “Hazene-i cehennem”dir ki, cehennem bekçileri demektir.

Zebanilerin yapıları son derece ürkütücü bir görünümde, şiddet ve kesafettedir. Gözleri yıldırım gibi, dişleri demir gibidir, ağızlarından ateş yalınları çıkar.

Onlar sadece suçluya verilen cezayı uygularlar. Kâfirlere karşı içlerinden merhamet duygusu silinmiştir, hiç kimseye zerre miktarı acımazlar. Çünkü onlar gazaptan yaratılmışlardır. İnsanoğluna nasıl yemek ve içmek sevdirilmişse, onlara da suçlulara işkence etmek sevdirilmiştir.

Bunların başkanları da “Mâlik”dir ve “Cehennem muhafızı” olarak anılmaktadır.

Cehennemlikler azaptan kurtulmak için her türlü çareleri aramayı ihmal etmezler. Yalvarırlar, yakarırlar, ağlarlar, sızlanırlar... Fakat kendilerine hiç bir cevap verilmez. Azapları artırıldıkça artırılır.

•

Cehennemliklere âit, onları dövmek için zebanilerin ellerinde özel kamçılar da azap çeşitlerinden birisidir.

Âyet-i kerime’de:

“Bir de onlar için demirden kamçılar vardır.” buyuruluyor. (Hacc: 21)

Cehennemden kaçıp kurtulmak istedikleri zaman, zebaniler üzerlerine musallat olurlar, ellerindeki kamçılarla topuzlarla vura vura tekrar iâde ederler.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Ateşten çıkmak isterler çıkamazlar. Onlar için sürekli bir azap vardır.” (Mâide: 37)

İnsanı sıkacak, üzecek, bunaltacak ne varsa hepsi orada vardır.

Ateş dalgaları, iğrenç kokular, yürekleri parçalayan acı çığlıklar, vahşi hayvanlar arasında; katran gömlekler içinde; demir topuzların, kırbaçların, halka ve zincirlerin tazyiki altında kıvranıp dururlar.

Vücutlarına ateşten çiviler batırılır, ateşten makaslarla dudakları kesilir. Ölmemelerine rağmen, zebaniler onları ateşten tabutlara koyarlar.

Bir Âyet-i kerime’de de şöyle buyuruluyor:

“Bunlara benzer daha çeşit çeşit acılar da vardır.” (Sâd: 58)

Azapların her türlüsünü çekmek zorunda kalırlar.

•

Cehennemlikler her bakımdan hor ve hakir kılınırlar. Gömlekleri var katrandan, yüzlerinde perde var ateşten.

Âyet-i kerime’de:

“Gömlekleri katrandandır, yüzlerini ateş kaplar.” buyuruluyor. (İbrahim: 50)

Bilindiği gibi katran simsiyah, çirkin ve pis kokulu bir maddedir, çok çabuk tutuşur. Ciltleri katrana bulanır ki, vücutlarını yakacak olan ateş çabuk tutuşsun. Ayrıca derileri kararıp pis koksun.

Orada her şeyin vasfı değiştiğine göre, o günkü katran da bu bildiğimiz katrandan mukayese bile edilemeyecek derecede farklı olacaktır.

Ateş onları elbisenin bedeni sarışı gibi saracak, orada onlara cüsselerine göre üzerlerinde alev alev yanacak elbiseler giydirilecektir.

Âyet-i kerime’de:

“İnkar edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir.” buyuruluyor. (Hacc: 19)

•

Cehennemde, dalları her tarafa uzanıp yayılan zakkum ağaçları vardır. Cehennemin dibinde yetişir ve ateşten beslenir. Cehennemlikler, karınları doluncaya kadar ondan yemek zorunda bırakılacaklardır.

İsrâ sure-i şerif’inin 60. Âyet-i kerime’sinde “Lânetlenmiş ağaç” olarak vasıflandırılmaktadır. Çünkü cehennemlikler onu bir rahmet olarak değil de, lânetlenmelerinin sonucu olarak yemektedirler.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Zakkum ağacı cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır. Meyveleri şeytanların başları gibidir.” (Sâffât: 64-65)

Bu ateşten ağaçlar onları beslemek için değil, azap vermek ve azaplarını artırmak için yetişir ve çoğalırlar.

Cehennemlikler takatlerinin de üstünde bir açlığa mübtelâ olup, başka yiyecek bulamayınca; ister istemez, bu ağaçtan bir şeyler yiyip açlıklarını gidermeye çalışırlar. Fakat açlığa hiç faydası olmaz, çünkü çok yerlerse, o nisbette açlık hissederler.

“Cehennemlikler ondan yerler ve karınlarını onunla doyururlar.” (Saffat: 66)

Zehir gibi zakkumu yiyince bu sefer hararetleri dayanılmaz bir dereceye ulaşır. Suya ihtiyaç hissedince, zebaniler onları gayet sıcak suyun bulunduğu yere götürürler.

Âyet-i kerime’de:

“Sonra bunun üzerine onlar için kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.” buyuruluyor. (Saffat: 67)

Hararetleri nisbetinde ondan içerler ve yedikleri zakkumla karıştırırlar. Daha sonra bütün içtiklerini kusarlar.

Zakkumdan başka cehennemde bir de Dari’ vardır ki, hiç bir hayvanın ağzını uzatıp yaklaşamadığı, yere yapışık dikenli bir bitkidir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde onun sibir otundan daha acı, leşten daha pis kokulu, ateşten de daha hararetli olduğunu beyan buyurmuşlardır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Zehirli ve dikenli bir bitkiden başka yiyecekleri yoktur. O ne besler, ne de açlığı giderir.” (Ğâşiye: 6-7)

Çeşit çeşit cezalar olduğu gibi, ceza verilenler de sınıf sınıftır. Her suç için ayrı cezalar vardır. Bir kısmının yiyeceği zakkum olurken bir kısmının ki dari’ olur. Bunları yemek kabil olmadığı için açlıkları devam eder durur.

•

Cehennem sakinlerini, azabın hararetinden ciğerleri yandıkça; kendilerine kaynar suyun yanında, kan ve irin içirilir. Daha sonra bütün içtiklerini kusarlar.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Yalnız kaynar su ve irin içerler.” (Nebe: 25)

“Kaynar su” mânâsına gelen “Hamîm” kelimesi, sıcaklığın son noktasına varmış olan sıcak şeydir. “Ğassak” ise, cehennemliklerin vücutlarından dökülen irinleri, yaralarından akan cerahatları ve terleri demektir. Öyle pis öyle mülevves kokar ki yanına yaklaşılmaz. Onlar bundan başka bir su bularak onunla hararetlerini teskin edemezler.

“İşte kaynar su ve irin! Tatsınlar onu!” (Sâd: 57)

Küfür en büyük isyan olduğundan, onun cezası da en büyük azap olan cehennem azabıdır.

•

Cehennem azaplarından birisi de ölüm azabıdır.

Âyet-i kerime’de:

“Ölüm her yandan geldiği halde ölemez.” buyuruluyor. (İbrahim: 17)

Ölüm sebepleri her taraftan kendisini kuşatır. Kıl ucuna varıncaya kadar bütün bedeni ve organları acı duyar, fakat ölemez. Çünkü azabını çekecek ve tamamlayacaktır. Ölüp de azaplardan kurtulamayacaktır.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“O kimse en büyük ateşe girer. O ateşin içinde ne ölür ne de yaşar.” (A’lâ: 12-13)

Dünya ateşleri her ne kadar çok ve büyük de olsalar, cehennem ateşine nisbetle pek küçük kalırlar.

Ölmez ki, ölümle dünya azabından kurtulduğu gibi kurtulsun. O kadar azabın içinde hayat da bulması imkansızdır. Bundan daha büyük bedbahtlık düşünülemez.

Ölümden daha şiddetli olan bir şeyden kurtulmak için, yok olmayı isteyen kimsenin seslenişi gibi seslenirler.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Elleri boyunlarına bağlanarak o ateşin dar bir yerine atıldıkları zaman, orada ölümü çağırırlar.” (Furkan: 13)

Bir belâ ki ölümü istettiriyorsa, o belânın ölümden daha şiddetli olduğu ortadadır.

Onlara şöyle denir:

“Bu gün bir ölüm çağırmayın, bir çok ölüm çağırın!” (Furkan: 14)

Bu hitap, onların isteklerinin kabul edilmesi ve azaplarının hafifletilmesi hakkındaki ümitlerini tamamen yok eder. Maruz kaldıkları azaptan dolayı ölümü ne kadar isteseler yine de azdır. Çünkü daha çok çeşitli azaplar kendilerini beklemektedir.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler, kendilerinden cehennem azabı da hafifletilmez. Biz her nankörü işte böyle cezalandırırız.” (Fâtır: 36)

Yaratan, nimetlerle donatan Rabb’ine karşı nankörlük eden, Hakk’ı hakikati yalanlayan herkesin cezası işte budur. Cehennemde devamlı bir azap içinde çırpınıp duracaklardır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Rabbine suçlu olarak gelen kimse için cehennem vardır. O orada ne ölür ne de yaşar.” (Tâhâ: 74)

Ölmez ki azabı son bulsun, rahat da bir hayat süremez. Böylesine bir hayatın içinde yaşayanlara “Yaşıyorlar” denilemez.

Bu ceza ölene kadar imansız yaşayan, Allah’a peygamber’e isyan eden, şirk ve küfür üzere olan kimseler içindir.

•

Cennetlikler cennette nasıl ki ebedileşirlerse, cehennemliklerden küfür ve nifak üzere ölen azgınların cezası da öylece sonsuza kadar uzanıp gidecektir.

Âyet-i kerime’de:

“Onlar orada sonsuz çağlar boyunca kalacaklardır.” buyuruluyor. (Nebe: 23)

Ahiretin asırları sonsuzdur, her asır geçtikçe başka bir asır gelir. Bu asırlar ne sona erer, ne de biter.

Böyle ebedi bir azap ancak kâfirlere mahsustur.

Cehennemde kendileri için ne bir umut ışığı vardır, ne de azaplarında bir gevşeme ve hafifleme söz konusudur.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

“Suçlular cehennem azabında ebedi kalacaklardır.” (Zuhruf: 74)

Adı geçen suçlar, küfürle birleşip bütünleşen suç ve günahlardır. Günahların en büyüğü olan küfrü irtikap eden kâfirler cehennem azabında ebedi kalıcıdırlar.

“Kendilerinden (azap) hiç hafifletilmeyecektir. Onlar orada tamamen ümitsizdirler.” (Zuhruf: 75)

“Onlardan azap hafifletilmez, kendilerine mühlet de verilmez.” (Nahl: 85)

Ne istirahat ne de mola verilir, azaplar bir an olsun hafifletilmez.

Hiç ara verilmeden devam edecek azaplar karşısında kurtuluşa ermeyi istemeye mecalleri kalmayacaktır.

“Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlim idiler.” (Zuhruf: 76)

Çünkü onlar âlemlerin Rabb’i olan Allah’a şirk koşup isyanda bulundular. Allah-u Teâlâ’nın dinini bir kenara bırakıp kendi kanaatlerinde ısrar edip durdular. Böylece nefislerine zulmetmiş oldular.

Onların azaplar içinde kıvranmaları cidden çok acı bir manzara arzedecek, ne bir yardımcı bulabilecekler, ne de azaptan kurtulabilecekler, çılgın ateşin içinde, hafsalanın alamayacağı sıkıntılar karşısında göğüsleri daralacak, içlerini çekip şiddetle soluyacaklar, yüksek bir yere çıkıp nefes alıp vermek isteyecekler, yürekleri dışarı fırlayacak gibi olacak.

Ãyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Bedbaht olanlar cehennemdedirler. Onların orada bir soluk alış-verişleri vardır ki!” (Hûd: 106)

Solukları aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı inip çıktıkça çirkin sesler çıkarırlar, merkepler gibi anırırlar.

Ateş kendilerini berhava ettikçe cehennem haricine atılacaklarını ümit eder dururlar veya cehennemden bir gün çıkarılacaklarını kalben arzuda bulunurlar. Fakat bunun imkânı yoktur.

Orada ne ölecekler, ne de oradan çıkarılacaklar.

Bir Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:

“Sizden her birinizin mutlaka bir cennette bir de cehennemde yeri vardır. Kâfir cehenneme girince, müminin cehennemdeki yerine varis olur. Mümin de kâfirin cennetteki yerine varis olur.” (İbn-i Mâce. Zühd: 39)

Bu açık beyandan kâfirin cehennemden, müminin de cennetten hiç çıkmayacağı anlaşılmış oluyor.

•

Cehennemlikler için en acı şey cennet saadetinden ve Allah-u Teâlâ’yı görmekten mahrum kalmaktır.

Âyet-i kerime’de:

“Hayır! Muhakkak ki onlar o gün Rabb’lerini görmekten mahrum kalacaklardır.” buyuruluyor. (Mutaffifin:15)

Dünyada marifetullahtan mahrum kaldıkları gibi ahirette de Cemalullah’tan mahrum olmakla da kalmazlar cehennem azabı ile cezalandırılırlar.

Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Onların ahirette hiç bir nasibi yoktur. Allah onlara kelâmıyla hitap etmeyecek. Kıyamet günü onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.” (Âl-i İmrân: 77)

Onlar ahiret nimetlerinden hiç bir şeye nail olamazlar. Allah-u Teâlâ onları cemalinden mahrum bıraktığı gibi, onlarla lütufla konuşmayacak, rahmet nazarı ile bakmayacak, hiç bir şekilde iltifat etmeyecek. Onların rahmet-i ilâhiden payları ve kısmetleri yoktur.

Bunun üzerinde bir musibet, bu mahrumiyetin fevkinde bir mahrumiyet tasavvur edilemez.

•

Cehennemlikler birbirini kovalayan, akla hayale gelmeyen öyle azaplar çekmektedirler ki, onlardan kurtulmak için alevlere sığınıp sarılırlar.

Âyet-i kerime’de:

“Bunun arkasından da daha çetin bir azap vardır.” buyuruluyor. (İbrahim: 17)

Cehennemde sayılamayacak kadar ateşten dağlar, vâdiler, nehirler, hendekler, kuyular, zindanlar, fırınlar vardır. Her birinin azabı diğerlerinden çok daha katmerlidir.

•

İnsana ateşten daha fazla azap verecek olan hayvanlar da vardır. Cehennemliklerin üzerlerine kışkırtılarak salınırlar. Katır büyüklüğündeki yengeçler, deve gibi büyük yılanlar ve akrepler onlara hiç bir zaman rahat vermezler. Göz kapaklarını, dudaklarını, vücutlarının en hassas yerlerini ısırıp kemirerek uğuldaşırlar. Zehirleri çok şiddetli ıstırap verir.

Cehennem ehli ayrıca çok şiddetli soğuklarla da azap olunurlar.

Ne istirahat ne de mola verilir, azaplar bir an olsun hafifletilmez. Nice yorucu şeyleri yapmaya mecbur edildikleri, nice azap zincirleri taşıdıkları, cehennemin yüksek ve alçak yerlerine çıkıp indikleri için yorulurlar, takattan kesilmiş bir hale gelirler.

Azap şekilleri rast gele tekrarlanıp durmaz. Çarptırılan ceza ve azabın şiddeti, herkesin isyan ve günahlarının derecesi nisbetindedir. Hiç birinin azabı diğerinin aynı değildir. Herkes yaptığının cezasını çeker. Hazret-i Allah hiç kimseye zerre kadar bile zulmetmez.

•

Kur’an-ı kerim’in beyanına göre cennetliklerle cehennemlikler birbirlerini görecekler ve birbirleriyle karşılıklı konuşacaklardır.

Cennetlikler cennette, cehennemlikler cehennemde yerlerini aldıktan sonra; cennetlik olanlar zaman zaman cehennemde ceza gören tanıdıklarına seslenirler. Böylece hem kendilerinin saâdet-i ebediyeye nail olduklarını söylerler, hem de cehennemliklerin üzüntü ve sıkıntılarını artırırlar.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Cennetlikler cehennemliklere: ‘Biz Rabb’imizin bize vadettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu?’ diye seslenirler. Onlar da: ‘Evet gerçek bulduk.’ derler.” (A’râf: 44)

“Aralarında bir münâdi: ‘Allah’ın lâneti, Allah yolundan alıkoyan, o Allah yolunu eğriltmeye çalışan ve ahireti inkâr eden zâlimlerin üzerine olsun!’ diye seslenir.” (A’râf: 44-45)

Onlar doğruluk yerine eğriliği tercih etmişler, Allah yolundan insanları alıkoymaya çalışmışlar ve imansız olarak ölmüşlerdi. Şimdi ise Rabb’lerinin kendilerine vadettiğini gerçek bulduklarını tek kelime ile ifade ediyorlar.

Cehennemlikler isteklerine müsbet bir cevap verilmeyeceğini bildikleri halde, suya ve içeceğe aşırı derecede ihtiyaç duyduklarından, çaresizlik içinde cennetliklerden olan akrabalarına, tanıdıklarına yalvarırlar.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Cehennemlikler cennetliklere: ‘Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği nimetlerden birazda bize verin!’ diye seslenirler.” (A’râf: 50)

Cennetlikler onlara, cevap verirler ve derler ki:

“Doğrusu Allah bunları kafirlere haram etti.” (A’râf: 50)

Allah-u Teâlâ cennete girmeyi kafirlere haram kıldığı gibi, cennet nimetlerini de onlara haram kılmıştır.

Cenneti ve cennetliklerin zevk ve sefalarını gördükçe azapları bir kat daha artacak. Birisi cehennem ateşi, diğeri nedamet ateşi.

•

Azap üstüne azap çekmeleri için dünyada geçirdikleri zevk ve sefaları, yiyip içtikleri başlarına kakılır, onlara taraf-ı ilâhiden şöyle hitap edilir:

“Siz bütün zevklerinizi lezzetlerinizi, sizin için güzel olan her şeyinizi dünya hayatınızda yaşayıp bitirdiniz. Artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” (Ahkâf: 20)

Üsâme -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar:

“Kıyamet günü bir kişi getirilip cehenneme atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar ve o haliyle değirmen döndüren merkep gibi döner. Cehennem halkı onun yanına toplanır da ‘Ey filân! Bu ne hal? Sen bize iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaya çalışmaz mıydın?’ derler. O da ‘İyiliği emrederdim de kendim yapmazdım, kötülükten vazgeçirmeye çalışırdım da onu kendim yapardım.’ cevabını verir.” (Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 1351)

İşte bunların cehennemdeki hâli budur. Çünkü bunlar küfre imrendiler, küfrü imana tercih ettiler. Âkıbetleri de budur!

Allah-u Teâlâ’nın azabı çok şiddetlidir. Bütün yaptıkları bir anın azabına vallahi değmez.


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |