Narcılar:

Narcılara gelince;

O zât-ı âlinin yolunda bulunuyormuş gibi göründüler, çocuklara teheccüd namazı dahi kıldırırlardı. Fakat bu çok sürmedi, asıl hüviyetlerini ortaya koydular. Küfrü resmen hoş gördüler, Allah-u Teâlâ’nın haklarındaki Âyet-i kerime’yi inkâr ettiler. Onlara tâbi olanlar küfürde kaldı ve sonra da küfür diyarına sığındı.

Sûret-i haktan görünüp vaaz ve nasihatlerinde İslâm’mış gibi hararetli konuşmalar yaptılar ve müslümanları tahrik ederek öylesine paralar topladılar ki, ne para bıraktılar, ne araba bıraktılar, hepsini ellerinden aldılar. Hududullah’tan ayrılmaları önce bu icraatları ile oldu.

İşte bunlar iman hırsızlığını bu şekilde yaptılar. İnsanların bir taraftan imanını bir taraftan da maddelerini aldılar. Bir taraftan iman hırsızlığını bir taraftan da madde hırsızlığını yaptılar.

Zira Allah-u Teâlâ bu haramı yasaklamıştı.

Âyet-i kerime’sinde:

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar.” buyurdu. (Yâsin: 21)

Bu Âyet-i kerime’yi bilmeyen, inanmayan onlara tâbi oldu ve helâk oldu. Onlar ilâhlarına öylece inanmışlardı, amma Allah-u Teâlâ’ya inanmış değillerdi.

Bir de bu hareketi İslâm namına yapınca, gadabullahı celbettiler. Bu para toplamalar, müslümanları soymalar, yolmalar o kadar büyüdü ki artık paraları koyabilmek için banka kurdular.

Böylece Hazret-i Allah’a alenen harp ilân ettiler.

“Yok eğer fâizi terketmezseniz, bunun Allah’a ve peygamberine açılmış bir savaş olduğunu bilin.” (Bakara: 279)

Bu sapıtıcı imam buradan da sapmıştı. Sapış yerleri buradan da belli idi. Paraları soyduktan ve yolduktan sonra şöhret ve iftar sofralarında haram-helâl gözetmeden milyarları savuruyorlar.

“Tesettür teferruattır.” demesiyle emr-i ilâhî’yi bir taraftan inkâr ediyor diğer taraftan nefsinin arzusunu ilâh edinerek ilâhlık dâvâsını ilân ediyor.

İşte bu sapıtıcıyı buradan da mı tanımadın?

Müslümanlar Hakk’a yakın olanı iftara çağırırlar, bunlar ise açık saçıkları, oruç tutmayanları iftara çağırıyorlar. Bir nevi İslâm ile alay ediyorlar.

Bu da yetmiyormuş gibi nihayet dinini ilân etti. Papazlarla anlaştılar, papazları resmen hazret kabul etti, papalık adına hoşgörü ve diyalog toplantıları tertiplediler ve küfrün hoş görülmesi için iman ve küfür berzahının kaldırılması için çalıştılar. Tevhid inancını, İslâm’ın iman ve İslâm esaslarını bırakıp küfre “Kardeşimiz!” dediler.

Alenen Hazret-i Allah’a karşı gelip, küfrü hoş gördüler, hoşgörüyü ilân ettiler ve bütün müslümanları kötü olmaya dâvet ettiler.

Allah-u Teâlâ yahudi ve hıristiyanlarla dost olmayı yasaklamış ve Âyet-i kerime’sinde:

“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” buyurmuştur. (Mâide: 51)

Böylece cami ocağından papa ve papazların kucağına düştü. Papazları ilâh edindiler, küfürle övündüler ve şerefi küfürde aradılar.

Son dört-beş yıldır küfrün hoş görülmesi toplantıları yaptılar, Vatikan’a kadar gidip Papa’ya bağlılıklarını bildirdiler, geçtiğimiz Nisan ayında ise Urfa’ya hıristiyan papa ve papazları ile yahudi hahamlarını dâvet ederek İbrahim Aleyhisselâm’ı dahi emellerine alet ettiler, küfürle kardeş olduklarını resmen ilân ettiler.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Birbirine hasım iki zümre.” buyuruyor. (Hacc: 19)

Bu iman ve küfür berzahıdır, hakikat ile dalâlet berzahıdır. Tevhid ve şirk mücadelesidir.

Zira diğer bir Âyet-i kerime’sinde:

“İman ile küfür kesin olarak birbirinden ayrılmıştır.” buyuruyor. (Bakara: 256)

Bunlar ise iman ile küfrü karıştırmak istediler. Küfrü hoş gösterdiler ve tevhidi bırakıp şirki tercih ettiler. Allah-u Teâlâ’nın hududullah’ını kaldırmaya kalktılar. Allah-u Teâlâ böyle buyuruyorken onlar küfrün hoş görülmesi için çalışıyorlar.

Papanın ilân ettiği “Kurtarıcı misyon” isimli genelgesi “Dinlerarası diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Bu misyon diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir.” şeklinde iken bunların kime hizmet ettiklerini anlamayan, gözlerini açıp bu oyunu sezemeyen müslümanlara ne demeli?

Dinini ilân edip, papazı “Hazret” kabul eden, papanın kucağına giden, onun maksat ve gayesinin hedefe ulaşması, müslümanların hıristiyanlaşması için çalışan, din-i İslâm’a ve güzel vatana en büyük ihanette bulunan nankörlere siz hâlâ müslüman mı diyeceksiniz?

Bunlara para verenler her verdiğinden sual sorulacağını ve azap göreceğini de bilsinler. Onun verdiği para İslâm’ın yıkılmasına vesile oluyor.

“Fâsıka ikram eden kimse İslâmiyet’in yıkılmasına yardım etmiş olur.” (Münâvî)

•

Narcılık dinine neler mâletmek istedi?

1. Allah-u Teâlâ din-i İslâm’ında setri, örtünmeyi kesin şart koymuş, farz kılmıştır.

Âyet-i kerime’sinde:

“Resul’üm! Mümin kadınlara da söyle. Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, ırzlarını, namuslarını korusunlar. Ziynet yerlerini açıp göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz ve eller) müstesnâdır. Başörtülerini (göğüs ve boyunları görünmeyecek şekilde) yakalarının üstüne koyup örtsünler.” (Nûr: 31)

Buyurduğu halde; “Tesettür teferruattır.” diyerek kendi zannı ile beyanat verdi. Bu sözü söylemekle bu Âyet-i kerime’yi inkâr etmiştir, inkâr etmekle küfre kaymıştır. Onun bu sözünün doğru olduğunu tasdik edenler de küfre kaymıştır.

2. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar, sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Mâide: 51)

Buyurduğu, hıristiyanlarla dost olmayı yasakladığı, onları dost edinenin onlardan olduğunu beyan ettiği halde; Fethullah Gülen hıristiyan papazları, yahudi hahamları ile hoşgörü toplantıları yaparak; “Keşke her köşeye bir hoşgörü vakfı kursak da herkes hoşgörü soluklasa.” dedi.

Bu sözü söylemekle bu Âyet-i kerime’yi inkâr etmiştir, inkâr etmekle küfre kaymıştır. Onun bu sözünün doğru olduğunu tasdik edenler de küfre kaymıştır.

3. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne kötüdür.” (Tevbe: 73)

Buyurduğu halde, Fethullah Gülen; “Kimse kimseye inancından dolayı ithamda bulunmayacak, kimse kimseye dininden ya da dinsizliğinden dolayı taanda bulunmayacak.” dedi.

O bu sözü söylemekle bu ve buna benzer bu kadar Âyet-i kerime’yi inkâr etmiş ve inkâr etmekle de küfre kaymıştır. Onu tasdik edenler de küfre kaymıştır.

4. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“İşte onlar Allah’ın hizbi (partisi)’dir. İyi bilin ki kurtuluşa ulaşacak olanlar Allah’ın hizbi (partisi)’dir.” (Mücâdele: 22)

Buyurduğu halde Fethullah Gülen, Hazret-i Allah’ın, resulleri arasında vahiy elçisi olan Cebrâil Aleyhisselâm hakkında; “Gökyüzünden inse, parti kursa, kusura bakma ben senin partine girmem desteklemem derim.” dedi.

Bu Âyet-i kerime’yi Allah-u Teâlâ’nın emriyle getiren Cebrâil Aleyhisselâm’dır. Bu Âyet-i kerime’sinde “Ülâike hizbullah” buyurdu, “Bu benim ve Resul’ümün partisidir.” diye ilân etti. Onun girmem dediği parti işte budur. O bu sözü söylemekle küfre kaymış, kendisine tâbi olanları da küfre kaydırmıştır.

İşte bunlar sapıtıcıların ta kendisidir!

5. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“İyi bilin ki Allah’ın veli kulları için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Yunus: 62)

Buyurduğu halde, Fethullah Gülen evliyâ yetiştiren necip tarikatlere dil uzatmış; “Tarikatlar bir dönemdeki misyonunu eda etmişlerdir. Zaman böyle fert zamanı değil, cemiyet zamanıdır.” demiştir.

Tarikatlere takındığı bu tavır ve sözleriyle Evliyâullah hazerâtına karşı gelmiş ve her zaman mevcut olan bu topluluğu yok saymış, küfre kaymıştır.

6. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının.” (Haşr: 7)

Buyurduğu halde Fethullah Gülen; “Kadından idareci olmasının hiçbir sakıncası yoktur.” diyerek Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e ve Hazret-i Allah’a karşı gelmiştir.

Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

“Mukadderatını bir kadının eline veren millet felâh bulmaz.” buyuruyor. (Buhârî, Tirmizî)

7. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar.” (Yâsin: 21)

Buyurduğu, para toplayanların doğru yolda olmadığını beyan ettiği halde, gerek himmet geceleri, gerek iftar ziyafetleri ile trilyonlarca lira para topladı, Hazret-i Allah’ın emrine karşı geldi.

Bu Âyet-i kerime’yi bilmeyen, inanmayan onlara tâbi oldu ve helâk oldu. Onlar ilâhlarına öylece inanmışlardı, amma Allah-u Teâlâ’ya inanmış değillerdi.

8. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Amma ne var ki insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan din veya kitapla sevinmektedir.” (Müminûn: 53)

Buyuruyor; onların ise dini ayrıdır, kitabı ayrıdır, bütün beyanatları, icraatları kurdukları narcılık dinine göredir.

Cenâb-ı Hakk inananları bir tek ümmet kabul ediyor ve teklikten ayrılanlar huduttan ayrılmış oluyor.

İşte bunlar sapıtıcıların ta kendisidir!

•

“Bir evimden başka hiçbir şeyim yok!” diyen adam şimdi Amerika’nın çiftliklerinde ve Amerika’nın himayesinde yaşıyor.

Öldürürler diye korkuyor, Amerikalılar onu himaye ediyor ve çiftliklerinde yaşatıyorlar.

Birçok masum müslümanı küfre soktuktan sonra küfür iline sığındı.

Oysa Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar, sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” buyurmuştur. (Mâide: 51)

Allah-u Teâlâ’ya iman ediyorsanız bu böyledir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz onun içindir ki bunların deccalden daha beter olacağını beyan buyurmuştur.

Çünkü Deccal allahlık dâvâsı güdecek. Fakat bu sahte kahramanlar evvelâ İslâm’ın ön safında göründüler, etrafındaki kalabalığı görünce asıl hüviyetlerini ortaya koydular.

Câbir -radiyallahu anh-i ziyaret edenler, ona müslümanların kendi aralarındaki ayrılıkları anlattıkları zaman üzüntüsünün çokluğundan ağlardı. Bir komşusu bir gün onu ziyaret etmiş, kopan fitneleri anlatmış, Câbir -radiyallahu anh- üzüntüsünden ağlamış ve sonra şu Hadis-i şerif’i rivayet etmiştir:

“İnsanlar din-i İslâm’a fevç fevç bölük bölük girdiler, ondan fevç fevç bölük bölük çıkacaklar.” (Ahmed bin Hanbel, cilt 3, sayfa 390)

Üsâme -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar:

“Kıyamet günü bir kişi getirilip cehenneme atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar ve o haliyle değirmen döndüren merkep gibi döner. Cehennem halkı onun yanına toplanır da ‘Ey filân! Bu ne hal? Sen bize iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaya çalışmaz mıydın?’ derler. O da ‘İyiliği emrederdim de kendim yapmazdım, kötülükten vazgeçirmeye çalışırdım da onu kendim yapardım.’ cevabını verir.” (Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 1351)

İşte bunların cehennemdeki hâli budur. Çünkü bunlar küfre imrendiler, küfrü imana tercih ettiler. Âkıbetleri de budur!

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |