Mucize Hadis-i Şerif:

Ebu Said-i Hudri -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’te Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Sizin aranızda öyle zümreler türeyecektir ki; siz onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı, oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, iyi işleri yanında kendi iyi işlerinizi küçük göreceksiniz. (Yani onların yaptıkları işler dıştan sizinkinden üstün gibi görünecektir.)

Onlar Kur’an da okuyacaklar. Fakat Kur’an(ın feyzi) onların boğazlarından öteye geçmeyecektir. (Yalnız dilde kalacaktır.) Nitekim onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar. Okun sahibi (avı delip geçen) okunun demirine bakar, (kana benzer) bir şey göremez. Sonra ağaç kısmına bakar, bir şey göremez, yelesine bakar, orada da bir kan izi göremez. Daha sonra (acaba ava dokunmadı mı?) şüphesiyle, kirişe gelen ve fok denilen çatal yerine bakar, orada da bir iz göremez.” (Buhârî. Tecrid-i Sârih: 1783)

Hadis-i şerif'ten anlaşılıyor ki, bu kadar ibadet ve taatlarına, Kur'an-ı kerim de okumalarına rağmen ok yaydan çıktığı gibi dinden çıkmışlardır. Neden dinden çıktıklarına dair hiç bir iz de yok gibi görünüyor? Fakat Âyet-i kerime'ler incelendiği zaman göreceksiniz ki, sırf bölücü olmalarından dolayı Allah-u Teâlâ onları dinden çıkarıp atmıştır. Artık zanlarının hükmü yoktur.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz gelecekle ilgili hadiseler hakkında bilgi verirken bir noktasında şöyle buyuruyorlar:

"Bir kimse hakkında ne kadar kahraman zâttır, ne kadar zarif kişidir, o ne kadar akıllı kimsedir diye övülür. Halbuki onun kalbinde hardal tanesi kadar iman yoktur." (Müslim, Fiten)

Bu Hadis-i şerif'i burada arzetmekteki gayemiz, siz bunları dıştan dinde kahraman gibi görürsünüz. Oysa ki bunlar sahte kahramandır. Allah-u Teâlâ bunlara hidayet vermemiştir. İmansız olarak yaşarlar, bütün iş ve icraatları gösterişten ibarettir.

Din kuran bu sapıtıcıların hepsi bu gaye için çalıştılar. Gizli veya âşikâr olarak Allahlık dâvâsında bulundular.

Allah-u Teâlâ bunların içyüzlerini Âyet-i kerime’lerinde belirtiyordu.

Meselâ:

“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am: 159)

Böylece bu sapıtıcı imamlar Deccal’den daha beter oldular. Nefsini ilâh edinen bu imansız imamlar bu halkı kandırmaya çalıştılar. Acaba Allah-u Teâlâ’yı da kandırmaya çalışacaklar mı?

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde buyurur ki:

“Biz o bölücülere (azap) indirmişizdir. Onlar Kur’an’ı parça parça edenlerdir. Rabb’in hakkı için onlara mutlaka yaptıklarından soracağız.” (Hicr: 90-93)

İlâhî hükümleri kendi dinlerine göre çevirmek istiyorlar. Asıl gayeleri budur. Âyet-i kerime’yi gösteriyorlar, kendi dinine göre hüküm veriyorlar, böylece Hazret-i Kur’an’ı parçalamış oluyorlar.

Refahçısı refah dinine göre hüküm vermedi mi, narcısı narcılık dinine göre hüküm vermedi mi, süleymancısı süleymancılık dinine göre hüküm vermedi mi, kaplancısı kaplancılık dinine göre hüküm vermedi mi? Dini bu şekilde paramparça ettiler.

Bunlar size birbir tekrar izah edilecek.

“Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.” (Müminun: 54)

Allah-u Teâlâ burada bölücülerin ne kadar sapmış olduğunu ve dalâlet batağında yüzdüğünü bir bir beyan buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor.

“Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller!” (Müminun: 55-56)

Buradaki murad-ı ilâhî, Allah-u Teâlâ bunlara karşı o kadar gazaba gelmiş ki, bunlara bolluk verme ile dalâlet batağında daha rahat yüzmelerini, daha büyük azapla yakalamak için bol günah işlemelerini sağlamaktadır. Çünkü dünya Allah-u Teâlâ’nın yanında sevimsizdir. Amma bu sapmışların, bu gafillerin farkında da olmadıklarını buyuruyor, iman edenlere duyuruyor.

Yani bu koyun postuna bürünen türemelere bu herhalde çok pahalıya mâlolacak, bunun karşılığı cehennemdir.

“Hepiniz O’na yönelin ve O’ndan korkun, namaz kılın, müşriklerden olmayın.

Onlar ki dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka oldular. Her bölük her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.” (Rûm: 31-32)

Allah-u Teâlâ kullarının kendisine yönelmelerini, yalnız kendisinden korkmalarını ve kulluk yapmalarını, nefislerini ilâh edinmemelerini emir buyuruyor. Zira bu bir şirktir, yapan müşriktir. Kim ki bu emr-i ilâhi’yi dinlemezse, onun Hazret-i Allah ile ve İslâm dini ile ne ilgisi kalır?

Bu Âyet-i kerime’de de Allah-u Teâlâ, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan bölücülerin müşrik olduğunu ve tuttukları yoldan memnun olduklarını beyan buyuruyor.

Kendi yanında bulunan dinden murad, yaptıkları isimdir. Kitapları ise kendi zanlarına göre uydurdukları hüküm ve tüzükleridir. Bunun böyle olduğunu çok iyi bilin.

Aynı zamanda Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyuruyor ki:

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadır.” (Yâsin: 21)

Bütün bölücülerin doğru yolda olmadığına dair iman edenler için bu Âyet-i kerime delildir.

Refahçılar refah dinini, narcılar küfrü hoş görme dinini, süleymancılar faiz başta olmak üzere bütün dinî hükümleri yok etme dinini kurdular, kaplancılar da dini dünyaya âlet ederek şöhret elde etmek ve para toplamakla kendi kendilerine küfür diyarında İslâm hilâfeti kurma sevdasına düştüler ve şimdi de şeytanın maskarası oldular.

Hülasa sapıtıcı imamlar olsun, âhir zaman ulemâsı olsun, bütün bunlar din-i İslâm’a cephe aldılar. Onu yıkmak için, kurdukları dinlerini ayakta tutmak için Allah-u Teâlâ’nın hükümlerini arkaya attılar, hükümsüz hâle getirmeye çalıştılar.

Bunların içinde kimisi “İmam benim” dedi, kimi sahte İsa, kimisi sahte Mehdi kesildi, kimisi “Ben Dabbetül-arz’ım” dedi.

Bunların fesatlarını, sahte, yalancı olduklarını ve küfre kaydıklarını ortaya koymak için her mevzuda Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler ile izah ve ispat ettik.

Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’sinde:

“İşte bu benim dosdoğru yolumdur. Siz ona uyun. Başkaca yollara gidip de onlar sizi Allah’ın yolundan ayırmasın.” (En’am: 153)

Buyurduğu halde, bunlar Allah-u Teâlâ’nın dinini bıraktılar, kendi uydurdukları sapmış yollara saptılar ve din-i İslâm’dan çıktılar.

•

Kâfir olanlar alenen, münafık olanlar sinsice, din kurucu imansız imamlar ise kurdukları dinlerini ayakta tutmak için, İslâm dinini yok etmek için bütün güçleri ile çalışıyorlar.

Bunlar nefsini ilâh edinen ve Hazret-i Allah’a hasım kesilenlerdir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu ümmetin yetmişüç fırkaya ayrılacağını, yetmişikisinin cehennemlik olduğunu beyan buyurmuştur.

O bir fırkaya gelince, o fırka kıyamete kadar devam edecektir.

Onlara muhalefet edenler hiçbir zarar veremeyecekler, bilâkis imanlarının artmasına, Allah-u Teâlâ’ya sığınmalarına ve yaklaşmalarına vesile olur.

Bu mülkün sahibi mahlukunu imtihan etmek için sahneye gönderdi. Dilediğine dilediği kadar fırsat veriyor. Fakat zamanı gelince hepsinin ruhsatını alacak ve imtihana çekecek.

İşte bu dokuz fırka din-i mübin’i böylece yıkmaya, imanları almaya çalıştılar. Bu milleti şaşırttılar ve bu milleti bu hale koydular.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |