Sömürgeci Türemesi Zümreler
Memleketi Esir Aldı!

 

Ülkemiz ekonomide, siyasette, içtimai hayatta büyük bir tıkanıklık yaşıyor. İç ve dış sahada devasa problemlerle karşı karşıya kalan bu ülkede çözüm üretme makamındaki insanlar problemin bizzat birinci halkası durumuna gelmiş bulunuyor.

Ne hazin bir durumdur ki siyaset tarihte hiç bu kadar ihanete, hırsızlığa, hortumlamaya kaynaklık etmemişti. Ayak takımı hiç bu kadar memleket üzerinde söz sahibi olmamıştı. Medya hiç bu kadar alçalmamış, halkı ahlaksızlaştırmak için bu kadar iğrenç ve haince bir yol tutmamıştı. Halk hiç bu kadar basiretsizce kendisini idam sehpasına götürenlere sessiz kalmamıştı.

Bu feci duruma gelişimizde birincisi dışardan ikincisi kendimizden kaynaklanan sebepler rol oynamıştır.

Dış güçler öncelikle kendileri ile işbirliğine hazır insanları desteklemek suretiyle ekonomide, siyasette, edebiyatta, basın-yayın sektöründe uzaktan kumandalı, sömürge zihniyetli zümreler ihdas ettiler. Böylece ehil olmayan, şahsi menfaati için taşeronluk yapmaktan çekinmeyen insanlar memleket üzerinde söz sahibi oldular. Üstelik bu zümreleri kullanarak halkın beynini, vicdanını esir aldılar.

Bu işlerin nasıl yapıldığını kendi ağızlarından gayet güzel anlatan bir alıntıyı Mart 2002 tarihli dergimizde konu etmiştik. Nelson A. Rockefeller’in 1956 yılında ABD Başkanına yazdığı mektupta konuyla ilgili çarpıcı ifadeler bulunmaktaydı:

“...Bunlarla ilişkili olarak özel sermaye yatırımlarını da ayarlamak gereklidir. Hükümet, özel sermaye yatırımlarını cesaretlendirmeli ve onlardan akıllıca yararlanmasını bilmelidir. Bu yatırımlar yardımıyla birçok politik amaca ulaşılabilir. Bu tip özel sermaye yatırımları, zamanla bütün gayri meşru muhalefeti ve politikamıza karşı mukavemeti ortadan kaldırabilmeli veya nötralize edebilmelidir. Ayrıca bizi desteklemekte kararsız ve sallantılı olan bütün şahsi teşebbüs ve menfaat çevrelerini etkilemelidir. Aynı zamanda ABD ile işbirliğine hazır yerli işadamlarına yardım arttırılmalı ve böylece bu işadamlarının, ilgili ülkenin ekonomisinde kilit noktalarını ele geçirmeleri, buna dayanarak politik etkilerinin artması sağlanmalıdır.” (Sayı: 102, sh: 43)

50 yıl önce kaleme alınmış bu mektupta yazılanlarla, bir lobi şirketi gibi çalışan günümüzün bazı Sanayici ve İşadamı Derneklerinin icraatları karşılaştırıldığında dehşete kapılmamak elde değildir.

Sadece ekonomide değil, ülkenin geleceğini etkileyebilecek her sahada kalitesiz, naehil, ahlaksız, şahsi menfaatleri için emperyal güçlerin siyasi emellerine alet olmaktan çekinmeyen bir zümre türemiştir.

Bunların en tehlikelisi medya dünyasındaki türemelerdir. Medya türemelerinin dinimiz, ahlakımız ve milli değerlerimiz üzerinde yıllardır devam eden yıpratma faaliyetleri neticesinde geldiğimiz nokta çok vahimdir. Kelime ve kavram oyunları ile güzel şeyler çirkin, çirkin şeyler güzel gösterilmektedir.

Halkı bilgilendirmek gereken birçok yerde gerçek bilgiler saklanıyor ve hatta yalan ve yanlışlarla takdim ediliyor.

Hırsızın ismi işadamı, tefecinin parası yabancı sermaye, para karşılığı zina yapanların (fah...ler) ismi sanatçı, vatan hainlerinin ismi memleketini düşünen vatanperver olarak takdim edildi.

Bunun gibi; müslümana gerici, vatanpervere dar görüşlü, memleket menfaatini savunanlara şoven damgası vuruldu.

Böylece iyi insanlar sindirildi, kötüler baştacı edildi, toplumun tepki mekanizmaları çökertildi.

TV programlarının hemen hiçbirisinde halkı eğitmek gibi bir gaye düşünülmüyor, bilakis halk ahlaksızlaştırılmak için gayret ediliyor. Aile dışı ilişkiler, zina haberleri haber programlarının vazgeçilmez parçası haline getirildi. Hatta ahlaksız bir azınlık zümrenin yaşantısı “Magazin” ismiyle sanki iyi bir maharetmiş gibi takdim edilip duruyor. Gençleri zinaya teşvik etmeyen şarkı neredeyse kalmadı. Şarkıcıları önce gençlere örnek gösteriyorlar, sonra çıplaklaştırmak için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Çıplaklığa ikna edemediklerini fotoğraf hileleri ile dahi olsa böyle göstermenin yolunu bir şekilde buluyorlar.

Sonuçta geldiğimiz vahim nokta şu:

“Türkiye'de, ergenler arasında aktif bir cinsel yaşam olduğunu vurgulayan Dr. Algan, Ankara'da lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmanın bunu doğruladığını ifade ederek, "İstanbul'da da değişik üniversitelerdeki kız öğrenciler arasında yapılan araştırmaya göre, öğrencilerin üçte birinin aktif bir cinsel yaşamı var ve bunların da üçte biri, bir kez gebelik sonlandırmış" diye konuştu.” (Objektifhaber.com, İ.Ü. Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı tarafından düzenlenen "Cinsel Fonksiyon Bozuklukları ve İnfertilite" kongresi)

Burada korkunç başka bir sonuç daha çıkıyor: Toplumun önemli bir kesimi aynı zamanda “Katil”. Cahiliye arapları kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi, şimdi ise çocuklar anne karnında iken öldürülüyor.

Bu medya türemelerinin siyaset sahnesinde icra ettikleri oyunlar da ehlince malumdur. Hatasıyla sevabıyla Türkiye’ye hizmet etmiş bir Özal’a reva görülen eleştirilerin onda biri Türkiye’yi 3-5 yılda 20 yıl geriye götüren bir iktidardan sakınılmıştır. Devlet parası ile kardeşlerini, akrabalarını ihya eden niceleri bu türemeler sayesinde at koşturmaya devam etmektedir. Memlekete doğru dürüst gün yüzü göstermeyenler şişirilip şişirilip halkın önüne getirilmiştir.

Şimdi yine birilerini şişirmeye devam etmektedirler. Bütün ekonomik göstergeler felaket sinyalleri veriyorken, IMF’in tezgahları ile bütün maddi değerlerimiz peşkeş çekilmek üzere iken bu durumun müsebbibleri önümüze kahraman olarak, geleceğin idarecileri olarak konulmak istenmektedir.

Türkiye’yi ahlaksızlaştıran, Türkiye’yi hortumlayan, Türkiye’mizi sömürgecilere peşkeş çeken zümreler son zamanlarda işi iyice azıtmış bulunuyorlar.

Halkın Durumu:

Sömürge ülkelerinde ancak tatbik edilebilecek bir taktiğin binlerce yıllık tarihinde esaret yüzü görmemiş bir millet üzerinde muvaffak olması, üzerinde çokca düşünülmesi gereken bir durumdur.

Evet dış güçler ve onların maşası türeme zümrelerin memlekete zararları sayılamayacak kadar büyüktür. Ancak bizim kabahatimiz yok mu? Var. Hem de çok var.

Herkes elini vicdanına koyup düşünsün. Millet olarak en çok neye değer veriyoruz? “Din, vatan, devlet, bayrak....... para!”

İki anahtar vaad edenleri, emeklilik yaşını düşürenleri baş tacı ederken neyi hesap ettik?

AB’ye girelim diye lobi yapanların en büyük propaganda malzemesi “para” değil mi?

Bugünkü faiz düzeninin ilk başladığı 1994 yılında evini arabasını satıp bankaya koşanlar başka bir memleketin halkı değildi.

Bu Hale Nasıl Geldik?

Ateizm fitnesi 20. yy. başında bütün dünyayı sarmıştı. Darwin’in uydurma teorisine birçok kimse hakikat gibi sarılmıştı. Tanzimattan sonra başlayan süreçte Batı hayranlığı ile beraber ateizm fitnesi bize de bulaştı. “İslâmiyet terakkiyatın önündeki tek engel’dir” fikriyatı ile hareket edildi. Bu fikriyat devletin resmi politikası oldu. Küffar da zaten bunun için gayret ediyordu. Bizim bu halimizden fazlasıyla memnun oldular. Savaşlarda elde edemediklerini sinsice ele geçirdiler. Harp sahasında kaybetmediğimiz halde bütün sömürge yöntemleri bir bir memleketimizde icra edildi. Sonuçta türeme zümreler memleketi ele geçirdi.

Bizi Neler Bekliyor?

Bütün bu ahlaksızlıklar ve sapkınlıklar Hadis-i şerif’lerde bela ve musibetlerin habercisi olarak zikredilmektedir.

“Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı, emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı, ilim dinden başka gaye için tahsil edildiği, kişi karısına itaat edip annesine asi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı, mescidlerde gürültüler başgösterdiği, fasık kimsenin kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın milletin lideri olduğu, şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu, şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği, şaraplar içildiği ve bu ümmetin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği zaman; işte o zaman kızıl bir rüzgar, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler.” (Tirmizi)

Hadis-i şerif’te sayılan kötülüklerin hepsi başımızda mevcuttur. Akabinde zikredilen felaketlerin bir kısmı da başımıza gelmiştir. Peşi sıra gelmeye de devam ediyor.

Borcumuzu IMF’nin verdiği borçlar sayesinde ödeyebiliyoruz. (Bu yılın ilk beş ayındaki hazine açığı ve borç ödemesi için 16 katrilyon karşılığı borç aldık. Tek kuruşu yatırıma gitmedi.) Bu vahim durum sebebiyle ufacık bir sallantı kriz sebebi oluşturuyor. Zira IMF -kapısında paspas, önünde kul köle dahi olsak- eninde sonunda musluğu kapatacaktır.

Mazallah yeni bir kriz daha olursa akabinde karışıklıklar baş gösterebilir.

Ortadoğu’da, Kıbrıs ve Ege’de her an sıcak bir çatışma çıkabilir.

Önümüzdeki bir-iki sene çok kritik yıllardır. Bize düşen -birey olarak- maddi-manevi hazırlıklarımızı tamamlamaktır.

Aylardır bizi bekleyen tehlikeler karşısında karınca kararınca gerekli ikazları yapıyoruz. Ne çare ki koskoca memleket bir-iki bunak, üç beş hırsızın elinde inim inim inliyor.

Allah’ım! Bize selamet ver! Bize merhamet et! Bize bir çıkış yolu göster! Amin.

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |