HÂTEM-İ VELİ HAKKINDA
RESULULLAH -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM- EFENDİMİZ’İN HADİS-İ ŞERİF’LERİ VE ONA VÂRİS OLAN VEKİLLERİNİN İFŞAATLARI (37)

 

Ebû Abdullah Muhammed bin Ali el-Hakîm et-Tirmizî
-Kuddise Sırruh-

 

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin, Hâtemü’l-evliyâ olan zâtı “Bayraklılar ashâbı” adı altında, peygamberlerle veliler arasındaki tabakayı teşkil eden ve O’nun ferdâniyyet’iyle fertleşen bir sınıf olarak tanıttığı “Kitâbu Şifâu’l-Alîl” isimli eserindeki bazı beyan ve ifşaatları, daha önceki sayımızda size arzedilmişti.

Bu eserde, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in “Büyüklerle otur!” buyururarak bu tabakaya işaret ettiğini ifade eden Hazret, “Nevâdirü’l-Usûl” isimli eserinde de yine bu Hadis-i şerif’e dayanarak; bu tabakanın ancak, velâyetin en yüksek derecesini elinde bulunduran “Büyükler”e tahsis edildiğini haber vermiştir.

 

Allah’ın Azametiyle Azîm’leşen ‘Büyükler’:

Velilerin Hakîm’i, “Nevâdirü’l-Usûl” kitabında “Rûhânîler” olarak isimlendirilen velileri üç sınıfa ayırıp, ilk iki sınıfın durumunu beyân ettikten sonra, Allah’ın yeryüzündeki en büyük âlimi ve O’nun dininin kumandanı olan zâta tahsis edilen üçüncü sınıfı da, Allah’ın azameti ile azîmleşen “Büyükler”in teşkil ettiğini beyân etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Üçüncü sınıf, bu ikisinden daha üstün ve daha yücedir. Nitekim onların bu iki mânevî hisseyi de elde edip O’nun vahdâniyyet’ine ulaşmaları; Celâl’den ve Cemâl’den O’nun vahdâniyyet’ini elde edip, O’nunla ‘Ferd’leşmeleri dahî mümkünleşir.

Onlar Allah-u Teâlâ’nın emînleri, O’nun yeryüzündeki en büyük âlimleri ve O’nun dîninin kumandanlarıdır.

Onlar o kimselerdir ki, Resulullah Aleyhisselâm Ebî Cahîfe’ye; ‘Büyüklerle otur!’ buyurmuştur. İşte onlar Allah’ın azâmetinin ve celâlinin içinde büyüyen ve O’nunla ‘Azîm’leşen kimselerdir.” (Nevâdirü’l-Usûl fî Ma’rifeti Ehâdîsü’r-Resul, c.1, s.612)

 

‘Büyükler’in Ferdâniyyet Mertebesi’ne Seyri:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri “Nevâdirü’l-Usûl” isimli eserinin başka bir noktasında, Ferdâniyyet mertebesine kadar yükselerek, melekût âleminde “Azîm” ismiyle anılmaya hak kazanan bu “Büyükler”den ve onlarla oturanların durumundan şu şekilde bahsetmiştir:

“Allah-u Teâlâ minnet ve ihsânını sana açtığı vakit, ne zaman ki şu halkın bilmekten ve kendisini öğrenmekten mahrum olduğu, örtülü gizliliklerden olan Allah’ın ululuğunu keşfedersen; tâ ki sende Tevhîd’in gereklerini yerine getirinceye kadar O seni kendi Ferdâniyyet’ine yükseltir, artık sen Ferd ve Vâhid olanla ferdleşirsin. İşte onlar, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den rivâyet edilen ‘Büyükler’dir.

Zirâ o şöyle buyurmuştur:

‘Ey Ebâ Cahîfe! Büyüklerle otur, hikmet ehli ile dost ol, âlimlere sor!’

‘Âlimler’; O’nun işine dâir bildikleriyle ilgili olarak konuşurlar. Allah’ın helâl ve haram kıldıklarından yana sorulacak şeyler onlardan sorulur. ‘Hikmet ehli’ de O’nun tedbirini bilmekle ilgili olarak konuşurlar. Onlarla dost olan O’nunla dostluk kurar ve O’nunla berâber olur. Onlar emîn bir şekilde seni O’nun hikmetine iletirler.

‘Büyükler’ ise, O’nun ululuğunu bilmekle ilgili olarak konuşurlar. Onlar Allah’ın kibriyâ ve azâmet’inin içinde büyümüş; O’nun ferdâniyyet’inin içinde ferdleşerek, O’nunla ‘Azîm’leşmişlerdir. Görünümleri devâ, sözleri şifâdır. İşte bunlarla oturanı Allah-u Teâlâ, hayır husûsunda nerede olursa olsun, şerre imkân bırakmayacak bir biçimde bereketli kılar.” (Nevâdirü’l-Usûl, c.1, s.531)

 

Kalpte Bulunabilen Şeylerin En Yücesi:

Velilerin Hakîm’i onun bu yüceliğe, kalplerde bulunan en yüce şeyin kendisine verilmesi ve ehlullah’ın yanındaki en yüce fiili elde etmesi neticesinde ulaşacağını haber vermektedir:

“O’nun kalbi Vahdâniyyet mülkü’ndeki ‘Şefkat mahâlli’ndedir. Kalpte bulunabilecek her şeyin en yücesi ona yerleştirilmiştir. Yakınlıktan payı bollaşmış, iş kendisine kolaylaştırılmıştır. İşte bu, Allah-u Teâlâ mü’min kulunu lütfuyla taltif edici olduğu içindir. Onu öğrenince nefsini zorlar ve bir dizgine ihtiyaç duyar, onu Heybet dizginiyle dizginler. İfsâda uğramaması için de kalbinin üzerinde O’nun hâkimiyet ve azâmeti belirir. Kerem Sâhibi’nin kendisini teskin edeceğini öğrendiğinde ise, O’nun inâyet ve yardımı ile yatışır; artık Vahdâniyyet ve Ferdâniyyet’ten yana kalbini tek ve benzersiz kılacak olan şey, onun kalbinin üzerinde beliriverir. Şehveti ölür ve kendisinden sözetmeyi bırakır. O, onu kendi adına kullanır. O’nu yürüten O’dur. Dolayısıyla o zâhirde, O’nun ehlinin yanındaki en yüksek fiile hak kazanır, bâtında da (onun) en yücesi kendisine yerleşir.” (Nevâdirü’l-Usûl, c.1, s.561)

 

Göz Kamaştıran En Bol Hisse:

Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri onun mânevî seyrini ve ulaşacağı göz kamaştırıcı hisseyi ise, kâmil ve mükemmel üslûbu ile şöyle beyan buyurmuştur:

“Onun payı, Allah-u Teâlâ’nın kulunun kalbini açması ve tâ ki şehvetlerinin perdesini yırtıp gönlünü aydınlatıncaya kadar, gönlünün içine Nûr’u akıtmasıdır. O Rabb’inden verilen bir nûr üzerindedir. O, ona kendisine varan bir yol kurar. Burada başlayan mânevî hissesi O’na doğru seyredinceye ve tâ ki O’na vâsıl oluncaya kadar devâm eder. O’nun kalbinin üzerinde O’nun celâli, azâmeti, cemâli ve bahâsı zuhur eder. (O’nun mânevî hissesi) burada da son bulmaz, tâ ki O’nun Ferdiyyet’ine vâsıl oluncaya kadar... Artık onlar O’nunla olur, O’nunla hayrete düşer ve O’nun vahdâniyyet’inde yokolurlar. Göz kamaştıran en bol hisse işte budur.” (Nevâdirü’l-Usûl fî Ma’rifeti Ehâdîsü’r-Resul, c.1, s.621-622.)

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |