Kime Hizmet Ediliyor?

Bunlar din-i mübini parçalamaya ve yok etmeğe çalışıyorlar. Bunlar hangi dine göre ve kime hizmet ediyorlar?

Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:

“Nefsim kudret elinde bulunan Zât-ı Ecell-ü A’lâ’ya yemin ederim ki; ya iyilikle emreder kötülükten men edersiniz, yahut çok sürmez Allah kendi katından üzerinize bir azap gönderir. Sonra O’na duâ edersiniz de duânız kabul olunmaz.” (Tirmizî: 2170)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu beyanları ile bir taraftan kötü âlimlere hitap ediyor, bir taraftan da bunları hoş gören halka hitap ediyor.

Yani siz onların hatalarını görmüyorsunuz, onlara söylemiyorsunuz ve fakat Allah-u Teâlâ’nın azabında müştereksiniz. Bu da çok sürmez başınıza gelir.

Çünkü bu bir zulümdür, Allah-u Teâlâ zâlimi sevmez.

Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:

“Hiç özür beyan etmeyin! Çünkü siz inandıktan sonra inkâr ettiniz. İçinizden bir kısmını affetsek bile, suçlu olduklarından dolayı bir kısmına da azap edeceğiz.” (Tevbe: 66)

Bu ihtar-ı ilâhî umumadır. Çünkü siz hakikata gözü yumuk baktınız. Bunların kötü söz ve davranışlarını hoş gördünüz. “Mümin midir?”, “Kâfir midir?” diye tetkik edip araştırmadınız. Ehline de sormadınız.

Bunun içindir ki nifaktan sonra halisane tevbe edenleri bağışlasa da tevbe etmeyip küfür ve nifakta, isyan ve tuğyanda ısrar edileceğini açık olarak bize buyuruyor ve duyuruyor.

“Kör oldular, sağır kesildiler!” (Mâide: 71)

“Biz onların kalplerini mühürleriz de, artık hiç işitmezler.” (A’râf: 100)

“Onların kalpleri vardır, fakat anlamazlar. Gözleri vardır, fakat görmezler. Kulakları vardır, fakat işitmezler.” (A’râf: 179)

•

İyi ve kötüyü ayırdetmek için Allah-u Teâlâ’nın en büyük nimetlerinden birisi de akıl ve ilimdir. Aklı vermiştir ve fakat sen aklını kullanmadın, ilâhi ahkâma bakmadın, kendi zannına uydun, bu da senin helâkine vesile oldu.

Nedamet çok, fakat hiç de faydası yok...

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“İnsan o gün hatırlar, fakat artık hatırlamanın kendisine ne faydası var?” (Fecr: 23)

Çünkü iş işten geçmiş, geri dönüp de bir iş yapmak ihtimali kalmamış.

Allah-u Teâlâ diğer bir Âyet-i kerime’sinde:

“İnsanlar içinde ne bilgisi, ne rehberi, ne de aydınlatıcı bir kitabı yokken Allah hakkında tartışan kimseler vardır.” buyurmuştur. (Lokman: 20)

Bölücüler ise, böylece dinlerini kuvvetlendirmek için bir taraftan Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’lerini çürütmeye çalışırlar, diğer taraftan da saptıkları yol üzerinde yürümeye çalışırlar.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde buyurur ki:

“Biz o bölücülere (azap) indirmişizdir. Onlar Kur’an’ı parça parça edenlerdir. Rabb’in hakkı için onlara mutlaka yaptıklarından soracağız. Resul’üm! Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklerden yüz çevir.” (Hicr: 90-94)

Burada Resulullah Aleyhisselâm’a “Söyle!” emri var. Kur’an-ı kerim her asra hitap ettiğine göre, bu hüküm kıyamete kadar şâmildir.

“Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar.” (Mâide: 54)

Âyet-i kerime’si mucibince hakikat ile dalâleti ayırmak için, hakikati söylerken hiç kimseden çekinmemek lâzımdır.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Sizin için Deccal’den daha çok Deccal olmayandan korkarım.

- Onlar kimlerdir?

Saptırıcı imamlardır.” (Ahmed bin Hanbel)

Deccal resmen Deccal olarak çıkacak. İşaretleri de bellidir, doğrudan doğruya Allah’lık dâvâsı ile çıkacak. Kâmil iman sahipleri hiçbir zaman ona aldanmaz, tuzağına düşmez.

Ve fakat hepsi de sûret-i haktan göründüler, İslâm’ın önderi, kurtarıcısı gibi göründüler. Saf ve temiz müslümanlar büyük kitleler halinde onlara iltihak etti ve intisap etti. Şu kadar var ki, sûret-i haktan görünüp etraflarında kitleleri görünce asıl hüviyetlerini ortaya koydular. Etraflarında kendilerine göre bir kalabalık görünce, hepsi de ayrı ayrı dinlerini ilân ettiler. Kurdukları dini ayakta tutabilmek için İslâm dininin haram kıldığı hükümleri helâl saydılar. Dinlerini bu şekilde ayakta tutmaya çalıştılar ve kitleler halindeki müslümanları hem kurdukları dine çekerek imandan ettiler, diğer taraftan dünyalıklarını aldılar.

Böylece birçok müslümanları hem imanlarından soydular, aldılar, hem dünyalarını hem ahiretlerini yok ettiler.

Nitekim onların sapıtması ile yoldan sapanların ahirette cehenneme düştükleri zaman bunlara şöyle söyleyecekleri Âyet-i kerime’de haber verilmektedir:

“Siz bize sağdan gelir, sûret-i haktan görünürdünüz.” (Sâffât: 28)

Firavun, ahirette avanesinin önünde cehenneme gittiği gibi, kimleri küfre meylettirmişse, küfre kaydırdığı kimselerin hepsinin cehennemde öncüleridir.

Oysa Allah-u Teâlâ’nın dini İslâm dinidir. O’nun hükümleri ayrıdır.

Hepsi de halkın o kadar maddelerini aldılar ki hepsinin trilyonları var. Trilyonlar vurdular, bankalar kurdular. Allah-u Teâlâ ile harbe tutuştular. Hazret-i Allah’a ve Resul’üne hasım kesildiler. Hem din-i mübin’e hem de vatanımıza ihanet ettiler. Hem dini hem vatanı parçalamak istediler ve bu zümreler müslümanlara karşı cephe aldılar, düşman kesildiler.

•••


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |