“Şeytan Onları İstilâ Etmiş, Onlara Allah’ı Anmayı Bile Unutturmuştur. Onlar Şeytan Taraftarı Olanlardır. İyi Bilin ki Asıl Kayba Uğrayanlar Şeytan Taraftarı Olanlardır.” (Mücâdele: 19)

Allah’tan Tarafa Olan “Hizbullah” Ayrı,
Şeytandan Tarafa Olan “Hizbüşşeytan” Ayrıdır.
Hazret-i Allah’a ve Gönderdiği Peygamber Aleyhimüsselâm Hazerâtına Karşı Gelen, İnkâr Edip İsyan Eden Şeytanın Hizipleri Küfür ve Şirk İçindedirler. Ebedî Cehenneme Gireceklerdir.

“Onlardan Önce Nuh Kavmi, Âd Kavmi ve Sarsılmaz Bir Saltanatın Sahibi Firavun da Yalanlamıştı. Semûd, Lût Kavmi ve Eyke Halkı da (Yalanladılar). İşte Bunlar (Hakk ve Hakikate Karşı İsyanda) Birleşen Fırkalardır. Hepsi de Peygamberleri Yalanladılar ve Azabımı Hakettiler.” (Sâd: 12-13-14)

Allah-u Teâlâ’nın yolunu, Allah yolunun taraftarlarını yani Allah’tan tarafa olan “Ülâike Hizbullah”ı bırakıp, şeytandan tarafa olan, Allah-u Teâlâ’nın partisi adı altında şeytanın hizipçiliğini yapan, Allah yolunu taraftarlarını bırakarak “Ülâike Hizbüşşeytan” yolunu tercih edenler Adem Aleyhisselâm’dan itibaren dünya sahnesinde görülmüşlerdir.

 

(Ehemmiyetine binaen ve çok lüzumlu gördüğümüzden ötürü “Kalblerin Anahtarı” külliyatından olan:
“Hizbullah’a Tâbi Olanlar, Hizbüşşeytan’a Tâbi Olanlar, Hizbülvahşet’e Tâbi Olanlar”
ismli kitabımızın bütün bölümlerini zaman zaman dergimizde yayınlayacağımızı duyurmuştuk.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz.)

•

“ÜLÂİKE HİZBÜŞŞEYTAN”

Allah’tan tarafa olan “Hizbullah” ayrı, şeytandan tarafa olan “Hizbüşşeytan” ayrıdır. Onlar Allah-u Teâlâ’nın partisi adı altında şeytanın hizipçiliğini yapıyorlar.

Bu hizipçilerden murad; sapıtıcı, din kurucu imansız imamlar olsun, ifsat bakımından Firavun’dan daha beter olan ve allahlık dâvâsında bulunanlar olsun, bunlar Deccal’den de daha tehlikelidirler.

İnsanlara kötülük telkin eden şeytanlar olduğu gibi, şeytanlaşmış insanlar da vardır. Onlar şeytanın emrinde ve hizmetindedirler. Bütün iş ve icraatları şeytarın talimatı ve emirleri doğrultusunda olur. Kendileri saptıkları gibi, başkalarını da sapıtmak için çalışırlar.

Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:

“Şeytan onları istila etmiş, onlara Allah’ı anmayı bile unutturmuştur.” (Mücâdele: 19)

O kerim Zât’ı zikretmekten, O’nun ilâhî hükümlerine riâyet etmekten onları gafil bulundurmuştur.

İşte şeytan boyunduruğu altına aldığı kimselere böyle yapar.

“Onlar şeytanın hizbi (partisi)dirler.” (Mücâdele: 19)

Askeri ve yardımcısıdırlar. Günah, isyan, tuğyan ve düşmanlık hususunda birleşmişlerdir. İşte “Ülâike Hizbüşşeytan” buyurulanlar bunlardır.

“İyi bilin ki, asıl kayba uğrayanlar şeytanın hizbi (partisi)dir.” (Mücâdele: 19)

Çünkü onlar şeytanın partisine iltihak etmişler, dünya saâdetinden ahiret selâmetinden mahrum kalmışlardır.

•

Diğer bir Âyet-i kerime’sinde ise şöyle buyuruyor:

“O kendi hizbini (partisini), çılgın alevli cehennem halkından olmaya çağırır.” (Fâtır: 6)

Şeytan güçlü kuvvetli bir düşmandır, insanları cehenneme çağıran simsar ve tellâldır. Onun bundan başka gaye ve maksadı yoktur.

Gerek “Hizbüşşeytan”a tâbi olanlar ve gerekse şeytan ve onun askerleri tamamen cehenneme sevkedileceklerdir.

Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Doğrusu, ki ben hep doğruyu söylerim, mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım.” (Sâd: 84-85)

Bu ilâhî beyan, Allah-u Teâlâ’nın emrini ve hükmünü bırakıp da şeytana uyan herkes için azap bildiren bir tehdittir. Onlar o fena hareketlerinin cezasına kavuşmuş olacaklardır. Bu ise fıtrî kabiliyetlerini kötüye kullanmalarının bir neticesidir.

Diğer Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Onlar ve azgınlar tepetakla oraya atılırlar. İblis’in bütün askerleri de.” (Şuarâ: 94-95)

“Onlar” halkı peşlerinde sürükleyen imamlardır. “Azgınlar” ise etrafında olanlardır.

•

Kendilerine cehennemin vâdolunduğu kimseler, sapanlar ve azgınlık edenlerdir.

Allah-u Teâlâ Âdemoğulları’na hitap ederek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:

“Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düşmanınızdır.” (Kehf: 50)

Nasıl olur da benim yerime onu koyuyorsunuz?

•

Şeytan, insanın en büyük düşmanıdır.

Her insanın bir şeytanı vardır. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin de kendisine musallat olan bir şeytanı varken, Allah-u Teâlâ ona yardım etmiş ve şeytanı müslüman olmuştur.

Allah-u Teâlâ, şeytanın insanlığın babası Âdem Aleyhisselâm’a olan düşmanlığını, onu yasak meyveden yedirerek nasıl aldattığını, yalan yere yemin ederek ve hile ile Rabb’ine karşı nasıl muhalefet ettirdiğini, neticede cennetten çıkarılmaya sebep olduğunu, Âdemoğullarına kıyamete kadar süren bir harp ilân ettiğini, Kur’an-ı kerim’inde açıkça haber vermiştir.

Kullarına karşı çok şefkatli, çok merhametli olduğundan şeytanın düşmanlığından korumak ve sakındırmak için şöyle buyuruyor:

“Ey Âdemoğulları! Ben size: ‘Şeytana ibadet etmeyin, o sizin apaçık bir düşmanınızdır, bana kulluk edin, bu dosdoğru yoldur.’ diye emretmedim mi?” (Yâsin: 60-61)

Kendisini şeytana teslim eden kişi ona ibadet ediyor demektir.

•

Akıllı insan, hayır görse bile düşmanından bir şey kabul etmez. Çünkü onun tuzağından emin olunmaz.

Binaenaleyh bu ilâhî emre uyarak, şeytana daha şiddetli düşmanlık yapmak, aldatmak istediği hudutlarda onu yalanlamak, muhalefet etmek gerekiyor.

Şeytan cehenneme çağıran bir simsar ve tellâldır.

Onun bundan başka gaye ve maksadı yoktur. Akıllı kimsenin, onun bu çağrısına uyması yakışmaz.

“Andolsun ki o sizden birçok nesilleri kandırıp saptırmıştır.” (Yâsin: 62)

Bu yüzden de başlarına her türlü felâketler gelmiştir. Bu felâketlerin ve azapların haberleri her tarafa yayılmış ve asırlar boyu izleri devam edegelmiştir.

Şeytan sizden pek çok cemaatleri saptırmasına rağmen nasıl olur da ona tapar ve emrine boyun eğersiniz? Bu cemaatler onun saptırması sonucu doğru yoldan ayrılmışlardır.

“Hâlâ akıl erdirmiyor musunuz?” (Yâsin: 62)

Sizin aklınız yok mu ki, hâlâ şeytanın peşinden gitmektesiniz!

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“O kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem halkından olmaya çağırır.” (Fâtır: 6)

Onun bundan başka gaye ve maksadı yoktur. Akıllı kimsenin, onun bu çağrısına uyması yakışmaz.

•

Allah-u Teâlâ’ya gönülden inanan, ibadetlerini yapan kullarının üzerinde şeytanın hiçbir hâkimiyeti olamaz.

Çünkü onlar Allah-u Teâlâ’nın hıfz-u himayesindedirler.

Şeytanın nüfuzundan ve vesvesesinden korunmak için zikrullah en büyük kalkandır.

Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“Takvâya erenler, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca Allah’ı zikrederler. Bir de bakarsın ki onlar gerçeği görüp bilmişlerdir bile.” (A’raf: 201)

Kendi hatalarının nerede olduğunu ve şeytanın hilesinin nereden geldiğini görürler ve hemen yanlıştan sakınırlar. Böylece Allah-u Teâlâ tarafından kendisine ihsan edilen basiretleri daha da artmış olur.

•

İnsanlara kötülük telkin eden şeytanlar olduğu gibi, şeytanlaşmış insanlar da vardır.

Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

“İnsanlardan kimi de var ki Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azgın şeytanın ardına düşer.” (Hacc: 3)

Şeytan ismi Âyet-i kerime’de “Merid” sıfatıyla anıldığı için, sırf cin şeytanı değil, insanlardan da merid olan, yani fitne ve fesada hazır bekleyen her kişi de şeytan kabul edilir ve bu ismin şümulüne girer.

Şeytana ve şeytanlaşmış şahıslara uyanları doğru yoldan saptıracakları ve cehenneme sürükleyecekleri kesin bir âkıbettir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Zerr -radiyallahu anh-e:

“Cin ve insan şeytanlarından Allah’a sığındın mı?” diye sordu. O ise: “İnsanın da şeytanları var mıdır?” dedi.

Buyurdu ki:

“Evet. Hem de onlar cin şeytanlarından daha şerlidir.” (Ahmed bin Hanbel)

•

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde Allah yolunu, Allah yolunun taraftarlarını bırakarak “Ülâike Hizbüşşeytan” yolunu tercih eden, şeytan taraftarlarından olan hiziplerin, Âdem Aleyhisselâm’dan itibaren dünya sahnesinde göründüklerini beyan buyurmaktadır:

“Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun da yalanlamıştı.” (Sâd: 12)

Tarih boyunca nice kavimler isyanlarından dolayı helâk edildiler. Peygamberleri onlara mucizelerle geldiği halde tasdik etmediler. Şaşkınlıklarından, öfkelerinden parmaklarını ısırdılar. Alaylı alaylı gülmekten ellerini ağızlarına götürenler de vardı. Bir türlü gönülleri mutmain olup sükunet bulmuyor, şek ve şüphe içinde kıvranıp duruyorlardı.

Akl-ı selim sahipleri ise peygamberlerine kesinlikle inanıyorlar, getirdiklerini gönülden tasdik ediyorlar, mucizeler karşısında en ufak bir itirazda bulunmuyorlardı.

“Semud, Lut kavmi ve Eyke halkı da (yalanladılar). İşte bunlar (Hakk ve Hakikate karşı isyanda) birleşen hiziplerdir.” (Sâd: 13)

Tarih boyunca hak-bâtıl mücâdelesinin esası budur. “Hizbullah” ile “Hizbüşşeytan” devamlı surette mücâdele hâlinde bulunmuşlardır.

Nitekim bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Andolsun ki biz Semud kavmine: ‘Allah’a kulluk edin!’ desin diye kardeşleri Sâlih’i gönderdik.

Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.” (Neml: 45)

Bir fırkası Sâlih Aleyhisselâm’a icabet ederek iman şerefi ile müşerref olurken, diğer bir fırkası ise şirk ve küfürlerinde ısrar edip Sâlih Aleyhisselâm’a cephe aldılar, muhalefet ettiler. Aralarında çetin bir çekişme ve mücadele başladı.

Nitekim Resulullah Aleyhisselâm’ın da zaman-ı saâdetlerinde halk iki fırkaya ayrılmış ve aralarında mücadele başlamıştı.

Hak-bâtıl mücadelesi insanlık tarihi boyunca sürüp gelmiştir ve kıyamete kadar da devam edeceği muhakkaktır.

DEVAM

 


| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |