“Yaratmak da Emretmek de
Ancak Allah-u Teâlâ’ya Mahsustur”:
Ulemâ-i kiram’dan Muhammed İbn-i Âbidîn -rahmetullahi aleyh- Hazretleri Vehhâbîler’in hakkında “Reddül-Muhtar” adlı eserinde buyurur ki:
“Zamanımızda Abdülvehhâb’a tâbi olanlar Necid’den çıkarak Harameyn’e musallat olmuş, Hanbeli mezhebinin yanısıra, edindikleri bazı itikatlarla ancak kendilerinin müslüman olduklarını, muhaliflerinin müşrik olduklarını iddia etmiş, ehl-i sünnet ile savaşı ve ehl-i sünnet âlimlerinin öldürülmesini mübah saymışlardır.” (Cilt: 4, sh: 262)
Bunu bir müslüman yapar mı? Aslâ yapmaz!
Mâlikî ulemâsından Es-Sâvî -rahmetullahi aleyh- Hazretleri de Celâleyn Tefsiri’ne yaptığı Şerh’in ilgili bölümünde şöyle buyurur:
“İbn-i Abdülvehhâb ve mukallidleri: ‘Lâ ilâhe illâllâh, Muhammedün Resulullah’ diyen Ehl-i sünnet’i kendi rey ve te’villeriyle tekfir ettiklerinden dolayı Hâricî zihniyetindedirler.”
Bunların içyüzlerini öğrenin, müslüman olmadıklarını bilin!
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Ümmetim benden sonra yetmişüç fırkaya ayrılacak, bir fırka müstesna, diğerleri hep ateştedir.
– Onlar kimlerdir Yâ Resulellah?
Benim ve Ashab’ımın yolunda olanlardır.” (Ebu Dâvud)
Kurtuluş ise tek bir fırkadadır. Onlar da Hazret-i Allah’ın ve Resulullah Aleyhisselâm’ın emrine tâbi olanlardır.
Bu müjde; ona inanmış, onun yolunu seçmiş olanlara, onun izinden ayrılmayanlara âittir. Öyle ki ona kendinden fazla inanmış, onun yolunu beğenmiş, hüve hüve o yoldan gidiyor.
Nitekim bir Âyet-i kerime’de de şöyle buyurulmaktadır:
“Andolsun ki İblis onların aleyhindeki zannını gerçekleş-tirdi.
Müminlerden bir fırka hariç olmak üzere hepsi ona uydular.” (Sebe: 20)
Sayıları az da olsa sapıklığa karşı çıkan, şeytana ve nefsin arzularına muhalefet eden bir zümre her zaman için mevcuttur. İşte bu bir fırkanın mevcut olması sebebiyle bu dalâlet üzerine gidilebiliyor.
Görünüşte bunlar da müslüman. Fakat bunlar Resulullah Aleyhisselâm’ın yolunda değil. Yetmişüç fırkanın yetmişikisi cehennemlik olduğuna göre, Hadis-i şerif aynen tezahür etmiş oluyor ve bunlar da cehennemlikler arasındadır.
“Bunlar da müslüman!” demeyin. Hadis-i şerif’e bakın, cehennemlik olduğunu öğrenin.
Onlar zaten ümmet olmayı bile kabul etmiyorlar, Ümmet-i Muhammed fırkasından olmaya bile râzı değiller.
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:
“Daha önce hem kendileri sapmış, hem de birçoklarını saptırarak doğru yoldan ayrılmış bir topluluğun hevâ ve heveslerine uymayın.” (Mâide: 77)
İşte iman ile küfrün, hak ile bâtılın ayırım noktası budur.
Onun içindir ki bu hususta sizi uyarıyorum. Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle gerçeği ispat ediyorum.
•
Bu kadar izah ve ispattan sonra Hakk’tan sapar onlara meylederseniz, ateşin size dokunacağını katiyetle bilin! Şayet imanınız varsa!
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:
“Zulmedenlere meyletmeyin, sonra size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da görmezsiniz.” (Hûd: 113)
Kendilerinde zulüm bulunan kimselere meyletmek insanı ateşe götürürse, zulmü kökleşmiş olanlara eğilim duymanın, üstelik tamamen meyletmenin neticesini düşünmek gerekir.
Diğer bir Âyet-i kerime’de ise şöyle buyuruluyor:
“Yoksa siz de onlar gibi olursunuz.” (Nisâ: 140)
Onlardan hiçbir farkı kalmaz. Çünkü kişi sevdiği ile beraberdir. Dünyada hemhâl oldukları gibi, cehennemde de beraber bulunacaklardır.
Dünyada iken şer kapısını açıp onun tellâllığını yapan, kendilerine tâbi olanları yoldan çıkarıp saptıran küfür liderleri; kendilerine uymalarından gurur duydukları kimselerle beraber o gün cehenneme atılırlar.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“Allah’ın nimetini nankörlükle karşılayanları ve (peşlerine taktıkları) toplulukları helâk olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmedin mi?” (İbrahim: 28)
İnsanları saptırıp yoldan çıkaranların, dinden diyanetten mahrum bırakanların büyük bir azaba uğrayacaklarında şüphe yoktur. Fakat Allah-u Teâlâ’nın kendilerine verdiği aklı kullanmayıp, dinin ilâhî beyanlarını dinlemeyip, bu gibi saptırıcıların gösterdikleri çıkmaz yollara sapan kimseler de onlar gibi azaba müstehak olmuşlardır. Kendilerini mazur göstermeye asla salâhiyetleri olamaz.
•
Aslında Suûdî Arabistan’da halk da Vehhâbîler’den ve yönetimden memnun değildir. Halk sindirildiği için kimse ses çıkaramamaktadır. Halkın arasında çok sayıda ajan mevcuttur.
Bizim beyanlarımız aslâ Ehl-i sünnet vel-cemaat olan Araplar’a değildir. Onlara saygı ve sevgimiz sonsuzdur. Zira ben de Arab’ım, Resulullah Aleyhisselâm’ın aslındanım ve onun yolundayım.
Sözümüz Araplar’a değil; İslâm dininden çıkmış, dinini kurmuş Vehhâbîler’edir.
Nitekim 1995 yılında da Arabistan’daki katliâma haklı olarak müdahalemiz olmuştur. Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle hakikati ortaya koymuşuzdur. O zamanki beyanlarımızı da bu kitabımızın sonunda bir bölüm olarak önünüze seriyoruz.
•
Elhamdülillâh ilmim vehbidir, şimdiye kadar yirmibeş cilt büyük boy kitabımız neşredilmiştir. Otuzbeş kadar da kitapçık mevcuttur. Bu eserler onaltı bin sayfayı bulmuş ve Kur’an-ı kerim’in tamamı kitaplarımızda yer almıştır. Bütün mevzular hep Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle mühürlüdür.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:
“İyi bilin ki yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın şânı ne yücedir!” (A’râf: 54)
Söz O’nun sözü, hüküm O’nun hükmü, kitap O’nun kitabıdır.
Hükmünü hiç kimse değiştiremez, verdiği kararı hiç kimse bozamaz. Emir, yasak, tedbir ve irade, tam tasarruf O’na âittir. Dilediğini yapar, dilediği hükmü verir. Mahlukun hiç hükmü yoktur. O yaratıyor, hükmü de O veriyor.
Allah-u Teâlâ’nın emri ve hükmü budur.
Eğer onlar “Allah-u Teâlâ’ya inandık, iman ettik!” diyorlarsa bu Âyet-i kerime’ye de inanmaları gerekir.
Ya inanacak iman edecekler, veyahut da alenen kâfir olduklarını ilân edecekler.
Biz ilân ediyoruz, onlar da ilân etsinler!
| Hakikat'te Bu Ay | Diğer Sayılar | Ana Sayfa |